Kayıtlar

alıntı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kraftidioten (2014)

Resim
-Ne diye bu kadar kar yağıyor ki? Buna nasıl katlanıyoruz anlamıyorum. Her Allah'ın günü kar var. Kar refahtır. Refah içinde olan sıcak ülke yok ki. -Hava harika olunca refah içinde bir devlete de ihtiyacın olmuyor. O zaman muz topluyorsun ve işin bitiyor. Bali'de, Vietnam'da, Tayland'da insanlar kendi başının çaresine bakmak zorunda. İspanya g*te geldi. Portekiz g*te geldi. Aynı şekilde Yunanistan, İtalya g*te geldi. Bunlar hep sıcak ülkeler. Hastanelerde personel yok. Aileler yemek parasını ödemek zorunda. Güney Afrika zorda, Afrika zorda. California yakında iflas edecek. Güneş ya da refah. __________________________ - Hiç Norveç hapishanesinde kaldın mı? - Henüz değil. Kalmayı çok istersin. Yemekler güzel. Ortam sıcak. - Yemekler güzel mi? - İnanamazsın. Maaşlı işe giriyorsun orada. - Şaka yapıyorsun. Yemin ederim! Herkes arkadaş canlısı ve kibar. Gardiyanlar seni taciz etmez. Tecavüz yok. Mahkûmlar bile efendi....

Lazzaro Felice (2018)

Resim
İnsanoğlu hayvan gibidir.  Onları serbest bırak,  kendi sefaletlerine hapsedilmiş  köleler olduklarını farkederler.  Şu anda, acı çekiyorlar  ama bilmiyorlar. Güzel sözler... Bak. Onu görüyor musun?  Ben onları sömürüyorum,  onlar da şu zavallı adamı sömürüyor.  Bu durdurulamaz bir zincirleme reaksiyon. Belki o hiç kimseden faydalanmıyor. Bu imkansız.

First Reformed (2017)

Resim
Her koruma eylemi bir yaratma eylemi Korunan her şey yaratmayı yeniliyor Yaratmaya böyle katkıda bulunuyoruz

Kindergarten Teacher (2018)

Resim
"Anna is beautiful. Beautiful enough for me. The sun hits her yellow house. It is almost like a sign from God." "Biliyorsun Jimmy, bu dünya seni silecek. Bu dünyada senin için bir yer yok. Senin gibi insanlar için,  birkaç yıl sonra, sen de  benim gibi bir gölge olacaksın."

NBC'den Ödül Almanın Geçiciliği Üzerine...

Resim
Ama çok korkutucu bir şey tabi böyle şeyler. Çünkü ben yalnızlığı seven bir insanım. Film yapma gücünü daha çok kendimi yalnız hissettiğim bölgelerden alan bir insanım. Bu tip şeyler sonuçta insanın bir sürü yapay diyebileceğim ilişkiler şebekesiyle kuşatılmasına sebep oluyor. İnsanın hayatında bir havai fişek gibi büyük bir aydınlık yaratıyor ama genellikle havai fişekten sonra insanın gözü kör olur gider. İyice bir karanlık gelir. Bunların bilincinde olan bir insanım. Ödülleri de çok abartmam. Bunları sadece oyun gibi görmek, oyunun bir parçası olarak görmek gerek sonuçta

Ercan Kesal'dan Bu Ülkenin Yetimlerine Dair...

Resim
Ercan Kesal, dün bir yazı yazmış yetimler ve kendi yetimliği ile ilgili. Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz. Ben sadece bu yazının en yürek yakıcı bölümlerini burada paylaşacağım.  ... Faruk öldü bir ay sonra. Cenazesine gittim. Mahalle arasında küçücük bir cami. Az sayıda cemaat. Namaza durduk. Hemen yanımda Faruk’un babası ve küçük oğlu. O da namazda. Tam helallik alınıyor, ardından dua faslı başlayacak, çocuk yavaşça musalla taşının yanına gitti. Babasının, kefeniyle konulmuş cenazesine yanaştı ve başını onun göğsüne koydu. İmam ve oradakiler, bir süre manasızca baktık çocuğa. Babası hâlâ yaşıyordu sanki ve o kadar alışkın bir tarzda koymuştu ki ölünün göğsüne başını… “Yetim işte.. Ne yapsın” diye mırıldandı yanımda dikilen mahallenin berberi. ... Avanos.. Ağustos akşamı.. Sekiz dokuz yaşlarındayım. Salonun bahçeye açılan penceresi açık. Ilık bir rüzgâr bahçeden gelen kokuları içeriye taşıyor. Evde kimse yok. Annem ve kardeşlerim niye evde değiller, b...

Onur Ünlü Sineması ve Aldığı Ödül...

Resim
Zamanın birinde Onur Ünlü sinemasının temel karakteristiğ i hakkında birşey karalamıştım. Belki de ilk ben bu konuda bir şeyler yazdım bilemiyorum. En son 18. Altın Koza'da 'Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi' filmiyle en iyi film ve en iyi senaryo ödüllerini alınca o da 'Onur Ünlü Sineması'nın olduğunu söyleyerek bu ödüllerin kendi sinema anlayışı için cesaret verdiğini belirtmiş . Söyleşiden önemli gördüklerim... Her yönetmenin kendi tarzı var. Benim yaptığım filmlerde biraz daha ayırıcı özelliklerin olmasıyla birlikte 'Onur Ünlü tarzı' diye bir şey konuşuluyor. Ben de anlamıyorum onun tam olarak ne olduğunu? Ben 2006'da film yapmaya başladım. O zamandan beri belli oranda direncin yavaş yavaş kırıldığını, zayıfladığını hissediyorum. Onu söyleyebilirim. Aileden ziyade benim insanla meselem var. İnsanın kötü olduğunu düşünüyorum. Kötüye meylettiğini, kötü tarafına uyduğunu, nefsinin mahkûmu olduğunu ve bundan çok çok az insanın kurtulabildiğin...

A.Esra Yalazan'ın Bal Hakkındaki Yazısı...

Resim
A.Esra Yalazan , önemsediğim ve her hafta yazdıklarını okumaya çalıştığım bir yazar. Edebiyatın o sükûn veren ikliminde akan bir ırmağın kenarında yazdığı yazılarla okuruna huzur veren bir yazar o. Bal film hakkında yazdığı yazı, son zamanlarda okuduğum en iyi sinema yazısıydı. Bir filmin içine işleyen ruhu ince ince ortaya çıkaran yazıdan bazı bölümleri aşağıya aldım. Çok az konuşulan bir filmde, korkunun, endişenin, kıskançlığın, umutsuzluğun, sevmenin, çaresizliğin, heyecanın, hayal etmenin, inanmanın, vazgeçmenin, kabullenmenin, beklemenin, yorulmanın, ümidin, şefkatin, mahremiyetin, acı çekmenin, mutluluğun ve daha pek çok duygunun yansımasını kendinize tuttuğunuz aynada görüyorsunuz. Kimileri bu dingin anlatımı sinema sanatıyla ilgili bir tercih olarak yorumlayabilir, kısmen öyledir ama bana göre bu yüzyılda benzerine kolay rastlanamayacak müthiş bir cesaret gösterisi Bal. Dünyanın çürümesinden hiç etkilenmeyen, zamanın altın tozuyla harelenmiş büyülü bir masal... … Hiçbir şey bi...

Bozkırın Uzak Bahçeleri

Resim
Ethem Baran, bozkırda büyümüş bir delişmen çocuk. Yazdıkça yazıyor sarı bozkır akşamlarını. Kavuran ve kalp oyan yaz sıcaklarını. Hikayeye başlıyor sonra bir işaret fişeği atıp kahramanın gizli yanlarını aydınlatıyor; okuru o yöne doğru ağır aksak ilerlettikten sonra ani bir hareketle dönüp eki hikayeyi kulağımıza fısıldıyor. O bozkır akşamlarını, kırılan okulları, kuru otların arasında güneşe doğru çılgınca koşuşmaları ben de biliyorum. İlk gençlik aşklarını bizde yaşadık kesik soğuklarda. Püsküllü bir impala hep hayalimizdeydi. Her mahallede bir deli vardı. Derinleştikçe delirenlerden… çocuklar minareye gizlice çıkar sonra da inemezlerdi… Ethem Baran bozkırı yazıyor. Yazdıkça beni de yazıyor seni de… Gözlerinin içine bir baktı mı, aklından geçenleri, içinde sakladığı en gizli düşünceleri bile bilirdi annesi. Dışarı çıkmak, ayağıyla iyice toprağa gömüp sakladığı misketi, yağmur toprağı oyarak yerinden çıkarıp götürmeden ve hazır dışarıda kimseler yok, herkes evlere dağılmışken, sessiz...

Matur'dan Kaplanoğlu'na Dair...

Resim
Bejan Matur'un gözüyle 'Bal' filmi ve 'Kaplanoğlu Sineması'. Yazı benim çok hoşuma gitti. Bir şairin gözüyle ' bir şair üçlemesi 'nin analizi gerçekten okunmaya değer. ... Semih'in filmlerini diğer başarılı sinemacılardan mesela Nuri Bilge Ceylan'dan ayıran en önemli özellik filmlerindeki iyilik teması. Çünkü Semih, ruhun alanını iyilik ön kabulüyle ele alıyor. Varılacak yerde hep iyilik görüyor. Onun şeylere yaklaşımı, mekana, nesnelere, insana yaklaşımı çok sessiz görünse de gerisinde büyük bir dil var. Atmacanın, ormanın, derin ağaç gövdelerinin, masaya konan kırmızı elmaların, masa örtüsünün var olduğunu bizimle kurdukları fasılasız ilişkiden anlıyoruz. Bizimle konuşuyorlar çünkü onların varlık perdesi, izleyiciye aktarılmak üzereyönetmen tarafından kaldırılmış. Manayı kelimenin kalbine indiren nedenleri sezen bir yönetmen olarak Kaplanoğlu izleyicisine görünenin gerisindekini aktarıyor. Şiirin alanı o. Yüksek idrakin alanı. Bu idrakin yansımasın...

Gezgin ve Süt

Resim
Fırtınanın etkisiyle iri dallarından biri budağından yarılmış ve yere eğilmiş olan çam ağacının yanına gitti. Geniş, iri gövdesi ıslanmış, yağmurdan biraz daha şişmişti. Dibi biraz kuruydu. Eğildi ve yüzeydeki çerçöpü temizledi, toprağa kadar indi. Toprak nemliydi. Pis bir koku çarptı. 'Aman Allahım bu da ne?' diye söylendi. Islak toprağı eşeledikte küçük, tuhaf bir şey çıkıyordu. Kokusu dayanılmaz bir şeydi bu. Ne olduğunu anlayamadığı, bir kokarcadan beter kokan şeyi eline aldı ve genzini yakan pis kokusuna rağmen göğsüne yakın tutarak çıktı koruluktan. İşbiliyye'deki ikinci hocasının dergahına gitti. Söyleşiyorlardı. Çok sayıda mürid, şeyhin çevresinde halkalanmış, sessiz, kendinden geçmiş bir haldeydi. Şeyh, güçsüz ama bir o kadar insanın gönlüne işleyen giz dolu bir sesle noktadan söz ediyordu. Dilinden düşen son cümle, 'nokta herşeyin özüdür' oldu. Girdi içeri ve eşiğe oturdu. Elindeki o tuhaf şeyin kokusu kısa sürede doldu içeri. Herkesin genzini yaka...

"Bir Hayal Olmuş Sana"

Resim
Şehirden soyulunca çalı çitlerin sınırlarında, dere boyunca yürümüş, iki katlı kerpiç evin bahçesine kavuşmuştun. uzun, örgülü saçların, beyaz tenin, simsiyah badem gözlerin ve koltuğundaki kitaplarınla mahcup mahcup bakmış ben’i sormuştun. Ben’likten geçmek için uğramam gereken uğrakların birinde yolumu ve kendimi yitirmiştim. Annem bir merhamet ırmağı gibi akıyordu evimizden sokağa. Sokak hep bir insana açılıyordu. Açıkuçlu bir şehre. Saçlarına yine yırtılan bir çocuk yüzü yerleşmişti. Çocuk yağmur olup yağmağa başlamıştı. Yağmur çiçek bitirmişti. Acılarımızı dindiren bir çocuk bir yağmur ve bir çiçek halinde yağmıştın. Nigar. Sevgili çocuk. Yedi yıl sonra şehirlerarası otobüsün penceresinde astsubay eşini uğurlarken Görmüştüm. Kucağında ikinci çocuğun. Nemli, yapışkandı hava her zamanki gibi Dörtyol’da. Noterde çalıştığını söyledi yanımdaki Adam. Deliçay köprüsünü geçince bir yağmur hüzün indirmeye başladı. Şehirden soyulunca sadece otoban metal ve beton. Yorgun ve örgülü saçların g...