Kayıtlar

semih kaplanoğlu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Venezia 70 Future Reloaded - Semih Kaplanoğlu

Resim

Bal'ın Senfonisi...

Resim
Senfonik bir çocukluk Yusuf’un yaşadığı. Çay bahçeleri, sırlı orman, evin altındaki kutlu atölye. Sonra, boş bir sınıfta tek başına tılsımlı şiiri okuyan kız. Sabahları içilen ılık süt. Az pişmiş yumurta. Göğe açılan bir kapı. Yusuf, bu ortamın içinden gelip şair oluyor. Tüm bunların üzerine binen baba özlemi. Ve bal… Ve arı. Bal’ı seyrederken hep nutkum tutuluyor. Bal ile yunuyor dört bir yanım. Daha çok yazılacak var… Ama etkisinden çıkmalıyım önce bal evreninin.

Bal'a Bakmak...

Resim
Uyusam… uyansam… hafifçe aralayıp göz kapaklarımı tahta döşemelerin gıcırtısını dinlesem… anneme baksam… onun narin terlik tıkırtılarına kulak kabartsam… babamı arasam gözlerimle… sonra gözkapaklarımı tekrar kapatsam… düş görsem… düşsem… ağaç kovuğuna saklansam… babamla beraber ormana dalsam… avucumu açsam… çay toplasam… süt içsem… koklasam… yürüsem… kıskansam… görsem… üzülsem… üzgünsem… sıvışsam…. izlesem… korksam… korkulsam… beklesem… bekletmesem… uzaklara dalsam… kırpsam… tekrar babamla ormana dalsam… patikadan ilerlesem… ceylanları görünce suya baksam… sularda yüzümü izlesem… utansam… utandırmasam… arıların sürüsüne karışsam… ağzıma bir parmak bal çalsam… pencereden çocukları izlesem… hediye alsam… hediye etsem… başucunda beklesem… arkadaşımın elini tutsam… ateşte yümümü ısıtsam… kapı ardındabir kızdan şiir dinlesem… o kızı çok sevsem… tutulsam… şiire düşsem… kekeledikçe yazıya sığınsam… beklesem… beklesem… beklesem… babamdan umudu kesince annemin eteğine tutunsam…

Kaplanoğlu ve Tarkovski...

Resim
Allah razı olsun Tarkovski'den" diyorum... Birkaç kere Paris'teki mezarına gittim. Konuştum, düşündüm. Pirim o benim. O film yapmasa benim film yapma güdüm bu kadar keskin olmazdı belki. Zaten bence Tar­kovski yönetmenler için film yapan biri. Bazı yönetmenler öyledir, yönetmenler için film yaparlar. Yusuf'un Rüyası 'ndan

Ve Beklenen...

Resim

Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 2

Resim
Ve Gölcük. Anne ile gidilen uzun yazların gölcüğü. Sütler peynir haline getirilir. Pazarda satılır ve o parayla birkaçgün gölcüğün serin havasında nefes alınır. Ayla da öyle söylemiyor mu şimdi. Annesinin hep onu beklediğinden. Yusuf gelecek ve tekrar hep beraber Gölcüğe gidilecek. Yusuf’u beklemek ümidi ile geçirilen bir ömür. Yusuf bohem mi oldu nedir. Yusuf kendi köklerinden kopuk. Yusuf’un yumurtası kırılmalı kendi elleriyle. Ancak bu kırılmaya bir kadın da eşlik etmeli. Ayla işte o kadın. llk işaret, zaten sürünün yarından önce dönmeyeceği ile veriliyor. Yusuf bu kadına kalbini yavaş yavaş kendi elleriyle teslim ediyor. Kurbanın gelmesi ertelenecek. Annesi onu bir yerlerde izlemektedir artık. Vefasız dargın oğlunu tekrar kendi göğsüne çekmiştir ve emzirmektedir. İki yaşlı kadının evinin öbüne giderler annelerinin selamını söyleyerek. Kadınlar annesinin istediği şeyi tekrarlarlar sanki. Bu Yusuf’un çok hoşuna gider ve kıza usulca çaktırmamasını söyler. İlk defa hayal kurar Yusuf. D...

Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 1

Resim
Yumurtayı izledim bu hafta sonu uzun uzun. Daha üçlemenin diğer filmlerine geçmeden uzun uzun Yusuf’un yolun yarısından yaşamının nasıl göründüğüne baktım. Yavaş yavaş Yusuf’un yaşlarına doğru ilerlemenin vermiş olduğu bir hüzün tetiklemesi de olabilir benim ki. Dingin bir ırmak gibi izledim Yumurta’yı, Hesse’nin Siddharta’sında ki Govinda gibi bir ırmağının kenarına çökerek izledim. Suyun oynayışında kendi hayat çizgimi gördüm. Yumurta Yusuf’u anlatmıyordu beni, seni, bizi anlatıyordu. Yusuf bir gece vakti, şarabı kadına tercih ettiğinin hemen sonrasında annesinin öldüğünü haber alıyor ve derin bir kuyuya kendini bırakıyor. Biliyor ki bu kuyu onu ya öldürecek ya da yeniden diriltecek. Sadece yolları, tünelleri, yol kenarındaki ışıkları ve gecenin karanlığında bu garip adamı izliyoruz. Annenin ölümünden bahsetmişken bir hasta ziyaretinden dönerken bir arkadaş annenin ölümünün bütün bir dünyanın ölümü gibi olduğundan bahsetti. Aniden arabayı durdurdum ve o anda onun yüzüne baktım. Korku...

Semih Kaplanoğlu'nu Sevmek-1

Resim
Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söylemek en iyisi. Semih Kaplanoğlu’nu sevmek yersiz yurtsuzluğu kabullenmektir. Mülteci olabilmektir. Hakikatin peşinde bir arayıştır onunki. Nuri Bilge Ceylan ’la ilgili hazırladığım yazıdan sonra sevdiğim yönetmenlerle ilgili böyle bir dizi yapmaya karar verdim. Nuri Bilge’nin benim sinema izleyicisi olarak hayatımda özel bir yeri vardır. Belki 90 lı yıllarda Türk Sineması adına bir umut taşıyan tüm yerli izleyicinin de böyle bir beklentisivardı. Nuri Bilge o umudun taşıyıcısı oldu. Yepyeni bir dil geliştirdi ve o dil diğer genç yönetmenler için de önemli bir yön tayin etti. Semih Kaplanoğlu bu dönemde ortaya çıkmış yönetmenlerden biridir. Yönetmenliğe veya sinemaya başlamasını kastetmiyorum. Yoksa baktığımız zaman TV dünyası için o zamanlarda yazıp yönettiği bir dizi ile önemli izleyiciyi de kendine çekti. Kadın erkek ilişkileri için önemli bir gözlemi yansıtıyordu bu dizi. 90 lı yıllarda ortaya çıkan sade ve dingin dilin bir ucundan da o tuttu....

A.Esra Yalazan'ın Bal Hakkındaki Yazısı...

Resim
A.Esra Yalazan , önemsediğim ve her hafta yazdıklarını okumaya çalıştığım bir yazar. Edebiyatın o sükûn veren ikliminde akan bir ırmağın kenarında yazdığı yazılarla okuruna huzur veren bir yazar o. Bal film hakkında yazdığı yazı, son zamanlarda okuduğum en iyi sinema yazısıydı. Bir filmin içine işleyen ruhu ince ince ortaya çıkaran yazıdan bazı bölümleri aşağıya aldım. Çok az konuşulan bir filmde, korkunun, endişenin, kıskançlığın, umutsuzluğun, sevmenin, çaresizliğin, heyecanın, hayal etmenin, inanmanın, vazgeçmenin, kabullenmenin, beklemenin, yorulmanın, ümidin, şefkatin, mahremiyetin, acı çekmenin, mutluluğun ve daha pek çok duygunun yansımasını kendinize tuttuğunuz aynada görüyorsunuz. Kimileri bu dingin anlatımı sinema sanatıyla ilgili bir tercih olarak yorumlayabilir, kısmen öyledir ama bana göre bu yüzyılda benzerine kolay rastlanamayacak müthiş bir cesaret gösterisi Bal. Dünyanın çürümesinden hiç etkilenmeyen, zamanın altın tozuyla harelenmiş büyülü bir masal... … Hiçbir şey bi...

Hikayelerin En Güzeli

Resim

Matur'dan Kaplanoğlu'na Dair...

Resim
Bejan Matur'un gözüyle 'Bal' filmi ve 'Kaplanoğlu Sineması'. Yazı benim çok hoşuma gitti. Bir şairin gözüyle ' bir şair üçlemesi 'nin analizi gerçekten okunmaya değer. ... Semih'in filmlerini diğer başarılı sinemacılardan mesela Nuri Bilge Ceylan'dan ayıran en önemli özellik filmlerindeki iyilik teması. Çünkü Semih, ruhun alanını iyilik ön kabulüyle ele alıyor. Varılacak yerde hep iyilik görüyor. Onun şeylere yaklaşımı, mekana, nesnelere, insana yaklaşımı çok sessiz görünse de gerisinde büyük bir dil var. Atmacanın, ormanın, derin ağaç gövdelerinin, masaya konan kırmızı elmaların, masa örtüsünün var olduğunu bizimle kurdukları fasılasız ilişkiden anlıyoruz. Bizimle konuşuyorlar çünkü onların varlık perdesi, izleyiciye aktarılmak üzereyönetmen tarafından kaldırılmış. Manayı kelimenin kalbine indiren nedenleri sezen bir yönetmen olarak Kaplanoğlu izleyicisine görünenin gerisindekini aktarıyor. Şiirin alanı o. Yüksek idrakin alanı. Bu idrakin yansımasın...

Bal ve Merak...

Resim
Yusuf'un çocukluğunu ne çok merak ediyorum. Uzakta bir yerde orta yerinden çatlamış bir adam vardı ya hani. Köpeğin kollarında ağlayarak zifiri karanlıkta oturan o adam. Yedi uyuyanların köpeği gibi hakikati bulup sadakatten kopmayan o köpek gibi bir köpek işte. Hikâyenin ilk durağı. Çelik bir bardakta şarap içen Yusuf, tutkudan, şehvetten ölmüş anasının kucağına kaçar. Kepenkler iner ve o duru evde açılır gözler. Ayla aşk imiş. Aşk ayla imiş. Yumurta ne kadar sıcak öyle değil mi? Çocukta… Şiir yazılan kadınlar vardır sonra bir de… ilk gençlik zamanlarında ‘ah’ çektiren kadınlar… Şiir ne için yazılır bilirim Yusuf. ‘Varolmak’ için… Sonra o şiirler yayınlanmak ister. Benliğini sarmıştır tanınmak arzusu. Bardak bardak sarhoş olur Yusuf. Katlanmak o zamanlardan kalma esasen… Süte sarılır… Süt sarıverir içini. Akar gider boğazından. Yılanı atar ben’inden… Yusuf erkek olacaktır ve sevmek isteyecektir. Bu çok sonraki tafsilat… Merak edilmez mi şimdi. Bal kovanının içindeki… Peki ya baba...

Gezgin ve Süt

Resim
Fırtınanın etkisiyle iri dallarından biri budağından yarılmış ve yere eğilmiş olan çam ağacının yanına gitti. Geniş, iri gövdesi ıslanmış, yağmurdan biraz daha şişmişti. Dibi biraz kuruydu. Eğildi ve yüzeydeki çerçöpü temizledi, toprağa kadar indi. Toprak nemliydi. Pis bir koku çarptı. 'Aman Allahım bu da ne?' diye söylendi. Islak toprağı eşeledikte küçük, tuhaf bir şey çıkıyordu. Kokusu dayanılmaz bir şeydi bu. Ne olduğunu anlayamadığı, bir kokarcadan beter kokan şeyi eline aldı ve genzini yakan pis kokusuna rağmen göğsüne yakın tutarak çıktı koruluktan. İşbiliyye'deki ikinci hocasının dergahına gitti. Söyleşiyorlardı. Çok sayıda mürid, şeyhin çevresinde halkalanmış, sessiz, kendinden geçmiş bir haldeydi. Şeyh, güçsüz ama bir o kadar insanın gönlüne işleyen giz dolu bir sesle noktadan söz ediyordu. Dilinden düşen son cümle, 'nokta herşeyin özüdür' oldu. Girdi içeri ve eşiğe oturdu. Elindeki o tuhaf şeyin kokusu kısa sürede doldu içeri. Herkesin genzini yaka...

Bal-Sinopsis

Resim
Doğu Karadeniz Bölgesinin en uzak ve doğa şartları bakımından da en vahşi yöresinde modern hayatın henüz ulaşamadığı bir noktada hayatı anlamlandırmaya çalışan bir çocuğun aniden ortadan kaybolan babasını arayışının içsel öyküsü, Bal. Dünyanın en güzel balı olarak adlandırılan Karakovan Balı, karanlık ve ürkütücü bir ormanın derinliklerinde yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda, sayısı son derece azalmış balcılar tarafından yetiştirilmektedir. Nesli hızla tükenen Kafkas arısı ve balcı Yakup'un birlikte meydana getirdikleri bu şifalı Bal, orada yaşayan insanlar için eski dünyanın ve tahrip olmamış doğanın özü ve kutsal bilgisidir. Bütün zorluklara ve maruz kalınan tehlikelere rağmen bu mucizeyi yüksek ağaçların üzerinden toplama maharetini gösteren Yakup, oğlu Yusuf'un gözünde kutsal bir kişidir. Yusuf için korkunç bir yaratık olan ormanı ve dev ağaçları dize getirip canavarın yuvasından Bal'ı getiren babanın kaybolması büyük bir düş kırıklığı yaratır. Okuld...

Süt'e Dair Tafsilat-3

Resim
Şiir için körkütük sarhoş bir adama katlanmak… Sen bu ne demek bilir misin? Yusuf biliyor işte… Böyle taşra köşelerinde sürünmüş kalmış bir adamı çekmek. Ne için. Sırf bir derginin sayfasına şiirinin basılabilmesi için… Yılar sonra izbe sahaf dükkânında tek başına şarap içerken bunları düşünmüş olabilir mi Yusuf? Hadi düşünmese bile kıvrıldığı bir köşede aklının ucundan geçer mi? Kuyu isimli bir şiiri ilk kez okuyucuyla buluşuyor nihayet… Posta memurları birkaç ay rahat edecekler… Her gün gelip ‘Bana posta var mı?’ diye soran bir genç olmayacak bir süre… Yusuf, Kuyu şiiriyle kozasından çıkıyor. Lakin kozadan çıkarken incitmese bari yumurtasını ve annesini…

Süt'e Dair Tafsilat - 2

Resim
Bir insana bırakılmış olan keder Ve kelimelerin kalbi... Kimleri sordumdu, ordalar mıydı? varlar! Yok'lar nerede? Ben ki Senden özge aşinalar Aradım, her yanı sırlar Ve kederlerle kaplı bir oda* Yusuf’un kederinin sebebi ne ola ki… Sadece taşrada yaşamanın verdiği bir sıkışmışlık hissi mi? İlk gençlik yıllarının verdiği bir heyecan var üzerinde… Bir gün bu kederli hayatın biteceğine dair içerisinde beslediği derin bir umut… keder nedir ki işte… keder sonsuz bir tekerleme gibi… her akşam aynı taze fasulyeye kaşık sallamak keder olabilir mi… güzellikler nerededir… bu kadar uzak mı… keder ki en çok taşralı genç bir şair adayına yakışmaz mı…. Keder ve Kader… Genç bir kızdır belki umut… bir gün kasabanın mezarlığı sıra yürürken ansızın karşını çıkmak için bir işaret bekliyordur. Fırsatlar insanı hep bir mezarlıkta gelir… Derin ormanlar gibidir genç kızlar. Kaybolacağın ve unutacağın ilk aşkın menbaı. Bir cigara içimi kadar yakındır sana şimdi. Bu kadar yakınken mesafeler katlanır. Mesaf...

Süt'e Dair Tafsilat - 1

Resim
Süt’e dair ne yazılabilir ki… Bazen bir çok şey… Bazense hiçbir şey… Film, yılan ritüeli ile açılıyor. Arkada bir ocak için odun hazırlayan iki genç erkek ve kameranın önünde hesap kitap işleriyle uğraşan sakallı bir adam. Ateş yakılır. Ocağın üzerine bir kazan süt konulur ve ağacın dallarına urgan sarkıtılır. Kenarda gözleri yerlerinde fırlayacak gibi duran bir kadın telaşla beklemektedir. Telaşının sebebi ile ilgili en ufak bir bilgimiz yoktur. Sonra kadın belinden urganla bağlanacak ve iki genç erkek tarafından yukarıya doğru çekilecektir. Pişen süt dolu bir kazanın üstünde ters vaziyette duran kadın biraz sonra bağırtı ve vaveylayla ağzından küçük bir yılan çıkaracak ve kurtulacaktır. Süt… Yılan… Ve kurtuluş… Film asıl bundan sonra başlamaktadır…

Yusuf’un Öyküsü–2 (Yumurta)

Resim
Anne ve oğul arasında yılların getirdiği derin uçurumlar oluşmuş. Oğul taşranın içerisinde yaşamanın verdiği bir sıkılganlık sonrası iyi şiir yazmanın da verdiği özgüvenle şehirde buluveriyor kendisini. Şehir hayatının şiirle keşfedilmesi gibi bir şey. Bir şair en çok şehirde mi kendisini buluveriyor yoksa? Küçük bir sahaf dükkânı açıp ruhuna kitapların arasında bir menfez açıyor. Bu menfezde kimsenin bulunmasına izin vermiyor. Annesinin bile… Anne onun için uzaklarda bir yerlerde yaşayan ve kırık hatıralardan beslenen bir imge. Şiirleri onu kurtarıyor. Yazmasaydım çıldıracaktım sendromu… Kitapların arasında küçük bir semaverde çayını demliyor. Çaydanlığın buharı kitapların arasından süzülüp dükkânın camlarını buğulandırırken bir telefon sesi yaşamının dört yol ağzındasın diyerek açılıyor. Telefonu kapattıktan sonra Yusuf, arabasına atladığı gibi kızgın, kırgın ve küskün olduğu o eski kasabaya geri dönecektir dönmesine ama annesizlik yeni bir dönemin kapılarını açacaktır onun için. Ann...

Yumurta Filminin Kitabı

Resim
Seçil Büker ve Hasan Akbulut ’un bir tek film üzerinden oluşturdukları kitaptan karşı açı sayesinde haberdar olabilmiştim. Daha sonraları çeşitli kitapçılarda kitabı bulabilme aktivitelerimin başarıya ulaşmaması her zaman kullanılan yöntemin doğru olacağını gösterdi. Doğru yöntem, bütün kitaplara aynı anda ulaşabileceğiniz internet üzerinden satış yapan kitapçılardı. Birkaç gün sonra elinize geçen kitabın sizi bu kadar heyecanlandırması büyük ihtimalle sadece sevdiğiniz filmden bahsetmesidir. Bir yönetmen bir film yapıyor ve bunu izleyicinin beğenisine sunuyor. Sonra belki bir sinema salonunun karanlığından, belki de yapayalnız evinizde o filmi seyrediyorsunuz. Sonra sinema salonundan çıkıyorsunuz ve yürüyorsunuz ya da dvd player’ı kapatıp başınızı koltuğa yaslıyorsunuz. Sonrasında hep o filmle ilgili görüntüler üzerine düşünüyorsunuz. Ve görüntülerin üzerine binen sesleri… Kitabın birkaç gün içerisinde bitmesi muhtemel oluyor haliyle. Filmdeki görüntülerin ve seslerin yorumlanması s...

Yumurta: Ruha Yolculuk

Resim
Yumurta, benim seyredipte kendi içime döndüğüm filmlerden biriydi. Filmin kahramanı, annesinin ölümüyle birlikte kendi küçük taşrasına geri dönüş yaparken bende çoğu zaman onun gibi yolculukların ardına düşmek istedim. Yusuf'un kangal köpeğiyle geçirdiği o gecede bende çoğu zaman evin balkonuna çıkıp uzaklarda köpek seslerini dinledim. Arayışın sona ermesi için bir kangal bekledim belki..Bilemiyorum. ve Yusuf'un elindeki şiir kitabıyla çocukluğunun geçtiği evin bahçesinde otururken arkadan kızı seyretme sahnesi. Sadece hayattan harcanan bir kaç saniye... O an aklının ucundan neler geçiyor? Bütün hayatını elinde tutacak şeyi tekrar kazanabilme hayali mi ya da bir zamanda yolculuk izleri mi? Filmin bıraktığı tesirler üzerine birkaç ta yazı yazdım burada. Önemli bir film oldu benim için ve kendi düşündüğüm sinemaya giden yolu açan da bir film oldu ayrıca... Karşı Açı'da sadece Yumurta filmi ile ilgili bir kitap çıktığını öğrenmek açıkçası beni heyecanlandırdı. Böyle bir kit...