Kayıtlar

sineportre etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kapıcı Musa(Muzaffer Çetinyılmaz)nın Ardından...

Resim
Sevgili M.Nedim Hazar, o büyük oyuncuyu ne güzel de anlatmış . Ruhun şad olsun Büyük Oyuncu.. ... " Malum, ilk dönemi Birleşen Yollar ile neredeyse 50 yıl önce başlamıştı. Minyeli Abdullah, Yalnız Değilsiniz gibi filmlerle başlayan ikinci dönemde Anadolu’dan, sıradışı bir katılım oldu bu akıma. Konya’da aslında farklı işlerle meşgul olan, ancak sinemaya gönül veren Nurettin Özel ve Hüseyin Türkyıldırır ellerinde bir film kasetiyle gelmişlerdi İstanbul’a: Kapıcı Musa.     Anadolu şartlarında, son derece mütevazı bir bütçeyle çekilmiş etkileyici bir hikâyesi olan filmdi Kapıcı Musa. Ancak, teknik ve estetik olarak yeterli olmadığı için, Esra Film, yönetmen İsmail Güneş’e hikâyeyi Beşinci Boyut ismiyle tekrar çektirdi. Pek çok oyuncu tekrar çekimde aynen rol aldı. Bunlardan biri elbette başroldeki Kapıcı Musa’yı oynayan Muzaffer Çetinyılmaz’dı. Çetinyılmaz, o kadar etkileyici bir performans sergilemişti ki, pek çok kişi onu gerçekten kapıcı zannediyordu. İtaly...

Yalın ve Beyaz Bir Masumiyet: Görkem Yeltan

Resim
Uzun zamandır ilk defa her gece bir Türk filmi izlemeye gayret gösteriyorum. Özellikle ilk filmlerini çeken yönetmenlerin filmlerini arada durarak ve geri dönüşlü bir şekilde izlemek daha yararlı oluyor. Mart’ın kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırdığı gecelerinin birinde yönetmenlerin ilk filmlerini arka arkaya tekrar izleme fırsatı buldum. Bol kahvenin eşlik ettiği bu gece sinema serüvenin de her iki filmin de ortak özelliği Görkem Yeltan’ın kadın başrol oyuncusu olarak yer almasıydı. İlk film Uzak İhtimal ’de Görkem Yeltan tek başına bir apartman dairesinde yaşayan rahibeyi canlandırıyordu.   Aynı kattaki diğer daireye taşınan taşralı müezzinin rahibeye karşı hissettiği duygular üzerine ilerleyen film çok klişe bir konuyu anlatmasına rağmen hiç ajitasyon dolaylarında dolaşmadan ilerliyordu. Filmin “bayraktar” oyuncusu müezzin rolünü canlandıran Nadir Sarıbacak olmasına rağmen Yeltan, bir rahibenin nasıl davranması ve nasıl yürümesinden tutun da Müslüman bir ülkede ge...

Taşranın Büyük Bilgesi-Mehmet Emin Ceylan

Resim
Aslında babam hakkında daha kapsamlı bir film yapmak istiyordum. Başlangıçta niyetim onun kimselere benzemeyen taraflarına eğilmekti. Ama galiba film, babamın özgün ve beni hayrete düşüren taraflarını değil de, daha çok tipik, herkeste var olabilecek bir özelliğini öne çıkardı. Yaşama gücünü birbiri ardına edindiği amaçlarla, bunlara ulaşmak için giriştiği sonu gelmez mücadeleler içinde bulan, tüm vaktini bu mücadeleyi lehine çevirecek stratejiler geliştirmekle harcayan, bu yüzden de biraz bencilleşmiş ve insanlara güvenini biraz yitirmiş bir karakter çıktı ortaya.* Nuri Bilge Ceylan’ın babasının vefat haberi daha yeni düştü bilgisayar ekranına. Oturduğum yerden kalkamadım. Sıcak çayımdan bir yudum aldım biraz sonra. Bir şeyler yazmak istedim bu bilge adamla ilgili. İlk kez oğlunun Kasaba filminde karşıma çıkan ve beni büyüleyen bakışların sahibi yaşlı bilge. Sarı çayırların ortasında uyuyakalan, akşamın alacasında ateşin başında torunlarına ve çocuklarına Birinci Dünya Savaşı günler...

Semih Kaplanoğlu'nu Sevmek-1

Resim
Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söylemek en iyisi. Semih Kaplanoğlu’nu sevmek yersiz yurtsuzluğu kabullenmektir. Mülteci olabilmektir. Hakikatin peşinde bir arayıştır onunki. Nuri Bilge Ceylan ’la ilgili hazırladığım yazıdan sonra sevdiğim yönetmenlerle ilgili böyle bir dizi yapmaya karar verdim. Nuri Bilge’nin benim sinema izleyicisi olarak hayatımda özel bir yeri vardır. Belki 90 lı yıllarda Türk Sineması adına bir umut taşıyan tüm yerli izleyicinin de böyle bir beklentisivardı. Nuri Bilge o umudun taşıyıcısı oldu. Yepyeni bir dil geliştirdi ve o dil diğer genç yönetmenler için de önemli bir yön tayin etti. Semih Kaplanoğlu bu dönemde ortaya çıkmış yönetmenlerden biridir. Yönetmenliğe veya sinemaya başlamasını kastetmiyorum. Yoksa baktığımız zaman TV dünyası için o zamanlarda yazıp yönettiği bir dizi ile önemli izleyiciyi de kendine çekti. Kadın erkek ilişkileri için önemli bir gözlemi yansıtıyordu bu dizi. 90 lı yıllarda ortaya çıkan sade ve dingin dilin bir ucundan da o tuttu....

Abbas Kiarostami'den...

Resim
Ben vefalı bir insanım, hatta arabama karşı bile böyleyim. Mesela bir arabayı çalıştığı sürece 20 sene kullanırım. Değiştirmeyi, birdenbire insandan insana atlamayı sevmiyorum. Böylelikle karşılıklı birbirimizi anlamak konusunda yol alıyoruz.

Hikayelerin En Güzeli

Resim

Mihram ve Vicdan...

Resim
Mihram’ın hayat hikâyesi beni etkiledi. Globalleşen dünyada Mihram’da bir şeyler yapamaz mı? Evinin geçimini nasıl sağlayacak. Biri okulda diğeri ise eşinin karnında. Mihram Allah’a da inanıyor. Gerçi hep dar zamanlarda kapısını çalıyor Rabbinin ama olsun. Acziyetini kabul ediyor ve gönlünce yakarıveriyor. Bu yakarmalar kumar sonunda da oluyor, içki masasından kalkıp eve dönerken de… Mihram bu! Samimi, kurnaz ve cesur… Mihram’ın bence en büyük kazancı eşinin onu büyük bir teslimiyetle sevmesi. O hata yapıyor, Elif affediyor. İstiyor ki Mihram kabiliyetini değerlendirsin ve yerleşik bir iş kurarak hiç başlarından ayrılmasın. Elif Mihram’ın yanlışlarının bir gün doğruya çıkacağını biliyor. Onun gözünde eşi şefkatli bir adam. Böyle şefkatli bir adama Allah aydınlığı gösterecektir diyor. Arada içse de Mihram, sapıtmıyor hiç. Fırsatını kolluyor. Fırsat, vicdanla çarpışıyor arada. Vicdan en çok çocuklarına bakınca dokunuyor… Ah hayat! Çocuklar Allah’ın doğruluk timsalleri. Mihram, yeni temiz...

Uzak'ta Mahmut ile Yusuf

Resim
Yusuf ile Mahmut’un arasındaki mevzu ikili ilişkilerde hep karşılaştığımız bir durumdur. Yusuf taşradan gelmiş; daha önce memleketten tanıdığı Mahmut Ağabeyinin kendisine yardımcı olacağını düşünerek ondan sadece bir ricacı olmasını istiyor. Kataloglarını çektiği seramik firmasının müdürüne rica edecek ve Yusuf işe yerleşecektir. Aslında her ikisi içinde basit gibi görünen bir problem. Nasıl olsa büyük bir kentte sağlam tanıdıkları olan hemşerinin sayesinde kolaylıkla bir iş bulabilirsin. Filmi seyrederken hep bunu düşünmüşümdür. O karlarla kaplı tarlaları aşıp ana yola çıkan Yusuf bindiği minibüste büyük ihtimalle ilçe merkezine ulaşmıştır. Sonrasında ise bir şehirlerarası otobüse binip İstanbul’un yolunu tutar. Belki bir plastik bardağın içinde sallama çay içer; yolu seyreder ve ardında bıraktıkları düşünür. Arada Mahmut Ağabeyinin ona kesin iş bulacağını düşünür. O kadar kendini inandırmıştır. Onunla çıktıkları mecburi asistanlık seyahatinde de bu umudunu kaybetmez. Bir sigarasını d...

İklimler ve İsa

Resim
Kendisinden başkasını düşünmeyen bir erkek midir İsa? Yoksa hayatın tüm zorlukları sonrasında böyle bencil bir karakteri mi oluşmuştur? İsa en çok kendini sever. Şehveti, kadınları, özgürlüğü, fotoğrafı da sever. Ama bunları kendini sevdirmek için sever. Akşamları çıkarır o çok sevdiği kendinin en değerli parçası olan kafasını çekmeceye yerleştiriverir. İsa’nın aklı gitti mi şehvet zindanının esiri olur. Kuytu köşelerde eski sevgililerini bekler. Arkadaşlarının sevgililerini ya da… İsa yağmurlu bir havada ve gecenin karanlık noktalarında bambaşka bir yüzünü keşfeder. İsa gündüzleri aydın(lık)ken geceleri erkeklik içgüdüsünün derinliklerine doğru sefere çıkar. İsa bu seferlerden birinde kurdu kuzuya teslim etmişken aşık olduğunun farkına varır ve doğunun en gizemli sarayına doğru yol alır…

Yahşi Batı öncesi Cem Yılmaz Sineması

Resim
Cem Yılmaz’ın yeni filmi Yahşi Batı Yeni yılın ilk günü vizyona girecek. Yine büyük bir prodüksiyon ile karşı karşıyayız. Cem Yılmaz Sineması ile ilgili aslına çok fazla şey ne yazılır ne de söylenilir. Sonuçta yaptığı veya ortaya koyduğu eserler insanların yüzlerinde bir tebessüm oluşturuyorsa bunlar hakkında çokta ciddi değerlendirmeler yapılmıyor. Belki de Cem Yılmaz’ın arkasında duran büyük sponsorlar ve yapımcıların medya sektörü için önemli reklam verenler olması da bir etkendir bilemiyorum. Bunların yanı sıra bazı sanatçıların oluşturduğu tabu gölgesi de onların yaptıkları işlerin ciddi bir analiz ve eleştiri terkibinden geçmesini engellemekte. Uzun yıllardır yaptığı standup gösterileri ile 90 lardan sonra mizahın kaderini değiştiren adamın ortaya koyduklarının eleştirilmeme ve yüceltilme sorunsalı da orta yerde öylece duruyor. Yılmaz’ın standup gösterileri ile ilgili değerlendirme yapacak kadar yetkin değilim ama onun mizahının temel konusu olan yabancıların başlarından g...

Güzel adamdın Ahmet abi...

Resim
.... Güzel adamdın Ahmet abi. Biz güzel çocuklarıydık taşranın. Derdimiz, kendimizleydi; kimseyle alıp vereceğimiz yoktu. Sen karpuz kabuğundan gemiler yaparak olmazları oldurdun. Köy çocuklarının utangaç aşklarını dünyaya duyurdun ve küfrün, en güzel onların ağzına yakıştığını... Az şey mi, bozkırın çocuklarına okyanusu gösterdin Ahmet abi! Bir gün, biri gelip senin filmini de çekecektir. Hoş çekmese ne olur! Değil mi ki, o ıssız köyde bir derviş gibi yaşadın. O bozkırı, uzayıp giden o tren yollarını, ovaları güzelleştirdin. Yıllar, yıllar sonra bile insanlar, 'buralarda bir güzel adam yaşadı' diyecekler. Deli miydi, veli miydi; hayal miydi, gerçek miydi bilinmez... Ama güzel adamdı vesselam! .... Ali Çolak'ın yazısından ...

Bozkırda Bir Kavak Ağacı-Ahmet Uluçay

Resim
A. Turan Alkan, yıllar önce bir yazısında yerli olmakla kavak ağacı arasında bir bağ kurarak bizi yani Anadolu da yaşayanları en iyi anlatan ağacın kavak ağacı olduğunu izah ediyordu. Bozkırın ortasında hiç eğilip bükülmeden tek başına durabilen bir kavak ağacı. Ahmet Uluçay işte bu topraklara kökleriyle tutunmuş bir kavak ağacı gibiydi. Anlattığı hikâyelerin her bir yerine saçılmış samimiyet ve doğallık izleyiciyi sarıp sarmalıyordu. İlk uzun metrajlı filmi Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak belki de sırf bu yüzden bile önemlidir. Oyuncuların ağzında yörenin şivesi hiç yapmacık durmaz. Oyuncular beylik felsefi laflar etmezler. Onların kendi küçük dairelerinde küçük dertleri vardır. Kendi yürekleri için belki çok büyük sorunlardır bunlar ama bir kentli için kayda değmez. Ahmet Uluçay, çocukluğunda gittiği yazlık sinemada bir karasevdaya tutulur. Beyaz perdenin üzerinde oynayan hareketli resimler onun yaşam çizgisini bambaşka yönlere sürükleyecektir. Çocukluktan itibaren çalışmak ...

Bir Ruh Macerası-Ayşe Şasa

Kader, senin hoşnutluğunu kazanmaktan başka bir iş yapmıyor; Kaza ise daima sana boyun eğmeye devam ediyor. Ah Güzel İstanbul, Utanç, Gramofon Avrat, daha önce burada bahsettiğim Selim İleri’nin ilk ve tek sinema reji deneyimi olan Hiçbir Gece ve en son Dinle Neyden gibi filmlerin senaryolarında imzası bulunan Ayşe Şasa’nın hayat hikâyesinin ilk sayfası Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’unun içinden geçen yukarıdaki dizelerle başlıyor. Kitapçıda görür görmez aldığım bu sinema emekçisinin hatıraları bakalım okuyucuyu nereye götürecek…

Halit Refiğ'in Ardından...

Resim
Büyük Usta, Halit Refiğ’i kaybettik. Entelektüel bilgi birikimi hem kendi film anlayışının oturmasını sağlamış hem de Türk Sinemasının daha nitelikli eserlere verebilmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Bu büyük yönetmenin ardından sinema konusunda yetkin kişiler kendi görüşlerini sizlerle paylaşacaklar ve onun sinema anlayışı ile ilgili birçok yazıya da rastlayacaksınız gerek net ortamında gerekse yazılı ve görsel basında. Ben bunların dışında Refiğ’in gerek söyleşilerle ortaya koyduğu hayat hikâyesi ve hayat hikâyesinin içerisinde büyük bir yekûn tutan sinemacılığını anlatıyor. Bunun yanında son dönemde Dergâh Yayınları , Refiğ’in yetmişli yıllarda ortaya koyduğu film tasarımlarını bir dizi halinde bizlere sunuyor. Nehir söyleşi tarzında yapılan ve Refiğ’in fikirlerini açıkça ortaya koyduğu, ayrıntılara indiği ve Türk sineması ile ilgili hatıralarının yanında sinemamızın teorik olarak hangi sacayaklarının üzerinde yükselmesinin gerektiğini anlattığı bu söyleşi kitaplarından özellikl...

Çakmaklı'nın Ardından...

Resim
Yücel Çakmaklı ile ilgili vefatı sonrası hep bir şeyler yazmak istedim. Bu toprağın değerleri ile ilgili bir şeyler üretip izleyicinin yüreğinde önemli yer edinmiş bu önemli rejisörün yaptıkları zaten eserleriyle apaçık ortada. Onun özellikle TRT döneminde yaptığı Küçük Ağa ve Kuruluş çok önemli televizyon dizileridir. Kuruluş’ta Osman Gazi’nin Malhun Hatun’la evlenebilmek için sık sık Edebali’nin kapısına gitmesi ve her defasında geri gönderilmesi çok güzel bir şekilde betimlenir. Osman Gazi sebeb-i hikmetini anlayamadığı bu durumu kabullenmek istemez ilk zamanlarda sinirlenir, sabrı taşar. Bir gece bir rüya görür. Rüyasında gördüğü hadise üzerine son kez Edebali’nin dizinin dibine çöker. Bazen öfkelenerek bazen usulca kızıyla evlenmesi gerektiğini anlatır. Sonrası ise malum… Çakmaklı’nın bu sahnelerde ki başarısı unutulmaz derecede iyidir. Özellikle tekrar seyredilmelidir… Çakmaklı ile ilgili son bir anekdot ise en genç TBMM Başkanlığı yapmış iyi siyasetçilerimizden Ferruh Bozbeyli’n...

Taşrada Bir Gencin ÖSS Sıkıntısı

Resim
Camın ardında bir genç. Belli ki kaygılı. Bir şey mi beklemekte? Sonra dışarı çıkıyor. Elinde bir sigara. Derin derin çekiyor. Gözleri caddenin karşı tarafında birilerini arıyor sanki… Sonra sigarasından bir nefes daha… Koşuyor yolun diğer tarafına. Postacıyı görüyor. Soruyor Var mı bana bir şeyler? Postacı eline bir zarf tutuşturuyor. Elinde zarfla kahvenin dışına konulmuş masaya oturuyor. Bir çay söylüyor. Sonucu biliyor gibi ama Yine de işte… Neticeyi kahvecinin bile görmesini istemiyor. -Sen bir çay yap getir açarım ben de o arada- Zarfı açıyor. Sonra gözleri dalıyor. Kasabanın gürültüsü bir uğultu sanki. Duyuyor ama anlamıyor. Bir motosiklet geçiyor yorucu sesiyle. Sonra iki teyzenin lak lakı. Yine bir motor daha… Gencin bu kasabadan çıkamayacağı kesinleşiyor… Hayat onun kaderini burada mı çizmiş? Korkuyor…

Yusuf’un Öyküsü–2 (Yumurta)

Resim
Anne ve oğul arasında yılların getirdiği derin uçurumlar oluşmuş. Oğul taşranın içerisinde yaşamanın verdiği bir sıkılganlık sonrası iyi şiir yazmanın da verdiği özgüvenle şehirde buluveriyor kendisini. Şehir hayatının şiirle keşfedilmesi gibi bir şey. Bir şair en çok şehirde mi kendisini buluveriyor yoksa? Küçük bir sahaf dükkânı açıp ruhuna kitapların arasında bir menfez açıyor. Bu menfezde kimsenin bulunmasına izin vermiyor. Annesinin bile… Anne onun için uzaklarda bir yerlerde yaşayan ve kırık hatıralardan beslenen bir imge. Şiirleri onu kurtarıyor. Yazmasaydım çıldıracaktım sendromu… Kitapların arasında küçük bir semaverde çayını demliyor. Çaydanlığın buharı kitapların arasından süzülüp dükkânın camlarını buğulandırırken bir telefon sesi yaşamının dört yol ağzındasın diyerek açılıyor. Telefonu kapattıktan sonra Yusuf, arabasına atladığı gibi kızgın, kırgın ve küskün olduğu o eski kasabaya geri dönecektir dönmesine ama annesizlik yeni bir dönemin kapılarını açacaktır onun için. Ann...

Yusuf’un Öyküsü–1 (Uzak)

Resim
"filmlerimden en çok Uzak'ı severim, sebebi çok üşümem.." ( Mehmet Emin Toprak) Yusuf ismi Türk filmleri için bulunmaz bir karakterdir. Yusuf, bu topraklarda yaşayan benim senin gibi bir insandır ama onun kendine dönüşleri, kendiyle hesaplaşmaları farklıdır. Bir gün yaşadığı küçük kasabadan çıkıp uzaklara gitmenin hayallerini kurar. Bu hayali de gerçekleşir gerçekleşmesine ama umulmadık hesaplamalar yapmıştır Yusuf. İki dağın arasındaki kasabadan okyanusa açılmanın hayali, Tarkovski ile pornografi arasında karar kılamamış bir akrabasının hanesinde hüsranla sonuçlanır. Yusuf’un o akrabasının adı Mahmut’tur. Mahmut’un yeni bir Tarkovski olabilme hayalleri veya Tarkovski gibi film çekebilme isteği tuhaf arzularının esiri olmuştur. Evli bir kadınla ilişki yaşar. O kadına da gereken değeri vermez zannımca. Doğru dürüst konuşmazlar bile aralarında. Kadın kaçarcasına uzaklaşır Mahmut’un evinden. Mahmut, yine duyarsız ve umarsız bir vaziyette kanepeyi temizler. Ekmeğini zeytiny...

Mayıs Sıkıntısı ve Babasına Dair...

Resim
... Aslında babam hakkında daha kapsamlı bir film yapmak istiyordum. Başlangıçta niyetim onun kimselere benzemeyen taraflarına eğilmekti. Ama galiba film, babamın özgün ve beni hayrete düşüren taraflarını değil de, daha çok tipik, herkeste var olabilecek bir özelliğini öne çıkardı. Yaşama gücünü birbiri ardına edindiği amaçlarla, bunlara ulaşmak için giriştiği sonu gelmez mücadeleler içinde bulan, tüm vaktini bu mücadeleyi lehine çevirecek stratejiler geliştirmekle harcayan, bu yüzden de biraz bencilleşmiş ve insanlara güvenini biraz yitirmiş bir karakter çıktı ortaya. ... Nuri Bilge Ceylan, Çehov'a adadığı Mayıs Sıkıntısı filmi ve babası hakkında söyledikleri... Esra Aliçavuşoğlu'na verdiği mülakattan, 2 Aralık 1999, Cumhuriyet

Demirkubuz Filmlerinde Kadere Teslim Karakterler

Resim
Kararsız karakterleri seviyor Zeki Demirkubuz. Aslında kararsız kelimesi tam olarak karşılamıyor karakterlerinin ruh hallerini. Bu karakterlerden en çok Yazgı’daki Musa karakteri etkilemişti beni. Tuhaf ve savrulup duran bir genç adam. Kentin keşmekeşi içerisinde iyiden iyiye kararsız, vurdumduymaz ve kadere teslim olmuş bir ruh hali. Annesi ölüyor, o sessizce yaşamına devam ediyor. İsteyip istemediğini bilmeden işyerinden bir kızla evleniyor. Karısı onu patronuyla aldatıyor; buna bizzat şahit olduğu halde sesini çıkarmıyor. Üç maymun rolünü oynaması bilinçli bir tercih değil. İnsanlar neden üç maymunu oynarlar. Zincirin kopmasından korkarlarda ondan. Ne zinciri derseniz, bu herkesin o anki şartlarına göre değişmektedir. Kimi aile içerisinde mutluluğunun bitmesinden korkar. Kimi işyerinde ki düzeninin sona ereceği korkusuyla susar. Kimi ise boş vermiştir o kadar. Örneğin Nuri Bilge Ceylan’ın son filmindeki karakterler, bu zamana kadar süregelen bir yaşam zincirinin kopmasından tereddü...