Gezgin ve Süt
Fırtınanın etkisiyle iri dallarından biri budağından yarılmış ve yere eğilmiş olan çam ağacının yanına gitti. Geniş, iri gövdesi ıslanmış, yağmurdan biraz daha şişmişti. Dibi biraz kuruydu. Eğildi ve yüzeydeki çerçöpü temizledi, toprağa kadar indi. Toprak nemliydi. Pis bir koku çarptı. 'Aman Allahım bu da ne?' diye söylendi. Islak toprağı eşeledikte küçük, tuhaf bir şey çıkıyordu. Kokusu dayanılmaz bir şeydi bu. Ne olduğunu anlayamadığı, bir kokarcadan beter kokan şeyi eline aldı ve genzini yakan pis kokusuna rağmen göğsüne yakın tutarak çıktı koruluktan. İşbiliyye'deki ikinci hocasının dergahına gitti. Söyleşiyorlardı. Çok sayıda mürid, şeyhin çevresinde halkalanmış, sessiz, kendinden geçmiş bir haldeydi. Şeyh, güçsüz ama bir o kadar insanın gönlüne işleyen giz dolu bir sesle noktadan söz ediyordu. Dilinden düşen son cümle, 'nokta herşeyin özüdür' oldu. Girdi içeri ve eşiğe oturdu. Elindeki o tuhaf şeyin kokusu kısa sürede doldu içeri. Herkesin genzini yaka...