Kayıtlar

zeki demirkubuz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kor (2016)

Resim
İki erkek arasına sıkışıp kalmış yine bodrum katında yaşayan bir kadınının öyküsü. Ufacık evlerinde televizyona ve çocuklarına sarılarak ayakta kalan kadınların hikâyelerini iyi anlatıyor Demirkubuz. Şehirde yaşayan kadınlar bunlar. Her gün yanı başımızdan yıkılacakmış gibi yürüyen umudunu yitirmiş kadınlar. Dışarıdan bakınca albenileri, ışıltıları olmayan ama bir volkan gibi patlayan kadınlar.  Ne yapacakları belli olmayan ama sonunda erkeklerin dünyasında ezilip yiten kadınlar.

C Blok (1994)

Resim
Dayım beni bir yere götürüyor. Gel orada beraber maçı da izleriz diyor. Cine5 te Petrol Ofisi - Galatasaray maçı var. Bir balık lokantası. Hafta içi kimse yok. Dağın başında ıssız bir yer. sahibini tanıyormuş. Bir şeyler söylüyor. Biz mütemadiyen maçı izliyoruz. lokantanın ışıkları loş. Lokantanın aşağısında dev bir yüzme havuzu var ve havuzun içindeki ışıklar suya aksettikçe mavi bir ışık yayılıyor gökyüzüne. Maç bitiyor biz usul usul yemeklerimizi yiyoruz. Arada dayımla lokantanın sahibi bir şeyler konuşuyorlar. havadan sudan, ticaretten falan filan işte. Kafam götürmüyor söylenenleri. Maç bitince bir film başlıyor. C Blok yazıyor ve sonrasında etrafımdaki konuşmaları unutup o filme dalıyorum. Doksanlar sineması için önemli bir filmdi o. kentleşme olgusunu Lütfü Akad'ın göç olgusundan alıp başka bir noktaya taşıyan sözü tamda ortasından söyleyen bir film. Ve o filmle beraber büyük bir yönetmenle tanışıyorum. Zeki Demirkubuz. Filmle ilgili düşündüklerim ise ba...

Kader'den Suriye'ye

Resim
Zeki Demirkubuz’un Masumiyet’ini,  Kader’ini  bir kez bir kez daha izliyorum. Geceleri uykularım kaçıyor. Açıyorum aynı sahnelere tekrar tekrar bakıyorum. Bıkmadan usanmadan. Korkuyorum. Nerelere doğru evrildiğimizi düşününce zonkluyor beynim. Geçen gece sokaklardan geçerken bir çocuk parkında gözüme takılan Suriyelilere dalıp gidiyorum. Bir battaniyenin altında hayata tutunmaya çalışan mültecilere. Sonra filmdeki gibi saplantılı bir aşk yüzünden Kars’tan Diyarbakır’a gözünü karartıp gidenlere yanıyorum. Bir parça ekmek ve birazcık ta su işte. Parklar köşebaşları lebalep dolu. Zengin sofralara kurulurken göremediğimiz nice yangın yerleri, sefalet. Filmi kapatıyorum. Tekrar dışarıya atıyorum kendimi. Parklara doğru…

Kader yahut Zilletin Sıradanlığı üzerine bir kaç söz.

Resim
Ve bir son bekler bizi. Gideceğimiz yer belli. Kader çizmiş zaten çizgileri. Uzak bir yola çıksan da dönüp dolaşıp varacağın yer belli. Geri dönüşü olmayan yollara çıksak ta… Bekir’in de dediği gibi Uğur’a “burası sırat köprüsü” Garip ikilemlerde Bekir. Bir hikâye anlatıyor. Bir masal belki bize göre.  Bir özlem. Dolu dolu bir ömür sunuluyor. İçini damla damla boşaltan biz. Bekir her gece daha bir çekiyor yaşamı içine ve savuruyor olabildiğine. Zillet ne kadar ağır. Bir gün mahalleden çocuklar çağırıyor oturup laflıyorsunuz. Tüm yaşamını heder etmişsine getiriyorlar lafa. İşin alsı öyle değil diyorsun. Kendini ağırdan sattığından bahsediyorsun falan filan. Tam da cümlenin sonu gibi hayatın işte… Falan Filan… Çürüdüğünün farkında olsan da, başka birini ölürcesine aşık bir kadını bu kez sen ölürcesine hatta öldürürcesine seviyorsun. Hep o malum sahne hatırlanıyor… Bekir otobüste sabaha karşı uyanıyor ve…

Demirkubuz'un yeni filmi 'Yeraltı'

Resim
Akıllı bir adam kendine karşı acımasız değilse gururlu da olamaz sloganıyla sunulan film 13 Nisan'da izleyicisiyle buluşacakmış.

“Taşrada Var Bir Zaman” Panelinden Notlar

Resim
Bu yıl ki Gezici Festival kapsamında hiçbir filmi izleme imkânı bulamadım. Yalnızca Aralık’ın yedisinde “Taşrada Var Bir Zaman” isimli panele katılabildim. Panelin konuşmacıları Tanıl Bora, Zeki Demirkubuz ve Engin Günaydın’dı. Panelin festival programında yapılacağı yer olarak Alman Kültür Merkezi görünüyordu. İşten çıkıp panele yetişmek gayesiyle saat tam altıda Alman Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimde ilan panosunda yerin değiştiği ve yeni yerin Konur Sokak’taki Mimarlar Odasının salonu olduğunu öğrendim. Apar topar o yöne doğru koşturmaya başladım. Bu hengamede iyi efor sarfettiğimi söyleyebilirim. Odanın beşinci katına çıktığımda küçücük bir salona sıkış(tırıl)mış birçoğu genç ayakta insanla karşılaştım. Salonun küçüklüğü ve insanların ilgisi ters orantılıydı. Yerel yönetimlerden daha büyük bir yer rica edilemez miydi diye geçirdim tüm panel süresince. Kendime rahat bir yer bulabilmek ümidiyle panel sonuna kadar uğraştım durdum lakin bu hiç gerçekleşmedi. Ayakta ve rahatsız bir d...

Kıskanmak ve Filmin Atmosferi - 2

Resim
Kara Bir Madenden Çıkanlara Dair... Kıskanmak filmindeki sahneler ve filmin atmosferini değerlendirmeye devam ederken göçük altında kalan işçilerin ölüm haberleri düştü haber sitelerine. Her ölüm erkendir ama bu kadar ucuz değildir herhalde bizim ülkemizdeki kadar. Uzun yıllardır ülkenin can damarı sektörlerinden biri olan maden sektöründe bu kadar aymazca ve halının altına süpürülen sorunlarla devam ettirilen bir işgücü sonunda duvara tosladı. Gerçi birçok defalar böyle büyük grizu patlamaları yaşanmıştı ama teknolojinin ilerlemediği ve günümüz şartları ile bu işin ancak bu kadar olacağı söylenerek iş kapatılmıştı. Zonguldak belki de bu acıların ve hayal kırıklıklarının başkenti. Uzun Mehmet’in askerden dönüp bulduğu kömür madeni ülkenin santrallerini, sanayisini ve ekonomisini sırtlayıp götürürken bembeyaz umutlu bir suratla ocağa inen işçi akşama simsiyah bezgin bir ifadeyle çıkarak evinin yolunu tutuyor. Bu mutsuz bir yaşam tüm kent insanını çepeçevre kuşatıyor. Sonra böyle zamanla...

Kıskanmak ve Filmin Atmosferi -1

Resim
Evin bu alt kattan bile şehre hâkim bir nezareti vardı. Dün hele akşama doğru âdeta düzelmiş olan hava yine berbatlaşmıştı. Yağmur yağıyor, kumsala biteviye dalgalar gelip yayılıyor ve bütün limanda, ufuklara kadar tekmil Karadeniz’de yine hiç bir vapur, hiç bir gemi görülmüyordu. Sicim gibi yağan yağmurdan, karşı sırtta Soğuksu mahallesi uzak ve müphem kalmış, tepenin tam üzerindeki şehir hastanesinin büyük beyaz yapısı sis ve dumana bürünüp tamamen gizlenmişti. Kıskanmak romanından bir alıntı var yukarıda. Nahid Sırrı Örik , romanda İstanbul’dan gelmiş iki kadının Zonguldak gibi ekonomisi yerin altına bağlanmış ve yapacak hiçbir şeyin olmadığı bir kentte nasıl sıkıldıklarını yukarıdaki satırların arasına gizler. Seniha’yı bir kenara bırakacak olursak Mükerrem için bu sıkıcı kentte yapılacak tek şey, küçük kent burjuvaları ile toplanılan yemekli toplantılardır. Bunun dışında milli bayramlarda düzenlenen balolarda neşeli bir havada geçmektedir. Zeki Demirkubuz , filmin ilk sahnesini...

Kıskanmak (2009)

Resim
Uzun zaman oldu odunun çıtırtısını duymayalı. Küçük bir şöminenin başında ellerini ateşe uzatıp o sıcaklığı hissetmeyeli. Filmin benim açımdan ilk akla gelen görüntüsü bu görüntüler. Siyah ve gri renklerin hâkim olduğu bir kent Zonguldak.(şimdi o şehre gitseniz manzara yine aynı değil mi?) Roman, Seniha isminde çirkin bir kadının yaşamı boyunca ağabeyinden intikam almaya çalışması üzerine kurulu; filmde ise, bu intikamın dönüm noktası ile ilgili bilgilere ulaşıyoruz. Uzun yıllar boyunca ağabeyinin yanında bir sığıntı olarak yaşamış ve eline geçen fırsatlar bir şekilde yakışıklı ve başarılı ağabeyinin sayesinde hiç olmuş bir kadının son adımda uysal ve sakin duruşunu hiç bozmayarak giriştiği intikam alma serüvenine bakıyoruz. Romanda aslında bu intikam serüvenin birçok nedene dayandığını görerek Seniha’yı haklı görebiliyorken filmde Seniha’nın ağabeyinin karısı Mükerrem’i yolların ayrılma noktasında yalnız bıraktığı o diyalogda çokta mantıklı görmüyoruz. Seniha o diyalogda romanda başın...

Gerçekten Masumdun Yusuf...

Resim
Herkes esas oğlanı sever. Onun aşkları, yalnızlıkları ve kendi kendine ettikleri herkesin dilindedir. Geçmişi didik didik edilir. Yaraları tuz basmak için birebirdir. Oysa seninle kimse ilgilenmez. Yaşamın başlı başına bir keder zaten. Senin için pek bir şey değişmez gerçi. Bir çocukla kuytu sokakların, Burnu düşürecek kokuların köşesinde Hep bekleyeceksin. Yusuf aslında bu senin hikâyen Ama Kimse seninle ilgilenmez ki…

Demirkubuz ve Yeni Filmi Kıskanmak ile Türk Sineması Üzerine

Resim
Zeki Demirkubuz’un uzun zamandır merakla beklenen filmi Altın Portakal’ın ardından izleyicisiyle buluşacak. Filmi ile ilgili yönetmenle Taraf’tan Janet Barış etraflı bir söyleşi gerçekleştirmiş. Bu söyleşi de filmin isminin iddialı olması ile ilgili de bir şeyler söylemiş yönetmen. Hem Örik’e saygı açısından hem de ilk baştan itibaren filmin isminin roman adıyla ilerlemesi dolayısıyla belki ileride bir iletişim kazasına uğramasından korkularak bu ismi değiştirmemiş. Ancak ‘filmin ismini en başından bir sorun olarak görseydim değiştirirdim’ diyerek açık kapı bırakmış. İddialı bir isimle ilerleyen filmin izleyiciyi de şartlaması gayet doğal. Demirkubuz daha önceki filmlerinde de böyle iddialı isimleri kullandığı oldu. Burada önemli olan izleyicinin o filmden alacağı tatla ilgili olmalı. Kıskanmak duygusunun insan ruhuna nasıl yansıdığı ile ilgili bir beklenti içine gireceği muhakkak seyircinin. Bir de tabiî ki romanı okuyarak gelen bir kitlenin farklı bir bakış açısı bulup o anki ...

Kıskanmak'ın Yeni Afişine Dair...

Resim
Posta kutuma Zeki Demirkubuz'un yeni filmi Kıskanmak 'ın basın bülteni düşünce ve daha önce filmle ilgili yazdığım postun üzerine koyduğum afişin yanlış olduğu belirtilince böyle bir post zaruri oldu. Film için resmi olarak 3 afiş tasarlanmış. Ben en çok bunu beğendiğimi belirtmeliyim. Çünkü çirkinlikten kıskanmaya uzanan yolun yüze yansıması çok güzel tasarlanmış. Filmin önemi kendi açımdan gerek taşra ile ilgili bir konu olması gerekse yönetmenin ilk dönem filmi olması. Demirkubuz, günümüz üçüncü sayfalarından kendini soyutlayıp 30'ların Zonguldak'ında bir yerel gazetenin üçüncü sayfasına konu olabilecek bir haberi beyaz perdeye taşıyor. Açıkçası merak etmemek elde değil... 8 Kasım'da vizyonda

Kıskanmak

Resim
Kıskanmak . . . Seniha’nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen his bu olmuştu. Halit’le aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı bir zamanı hiç bilmiyordu. Hayal meyal hatırladığı zamanlarda da herkes kendisinin kara kuru, Halit’in ise beyaz, sarı saçlı ve mavi gözlü olduklarına bakarak: ‘Bu kız, o oğlan olmalıydı!’ demişler, hep ağabeyini okşamışlardı. Çirkinlerin sevilmemeye ve güzeller için daima feda edilmeye mahkûm bulunduklarını Seniha pek küçük yaşından itibaren bilmiş, anlamıştı. ... Nahid Sırrı Örik 'in dramatik yapısı çok güçlü olan Kıskanmak adlı romanından uyarlanan bu filmin beyaz perdeye nasıl yansıdığını doğrusu çok merak ediyorum.

Demirkubuz Filmlerinde Kadere Teslim Karakterler

Resim
Kararsız karakterleri seviyor Zeki Demirkubuz. Aslında kararsız kelimesi tam olarak karşılamıyor karakterlerinin ruh hallerini. Bu karakterlerden en çok Yazgı’daki Musa karakteri etkilemişti beni. Tuhaf ve savrulup duran bir genç adam. Kentin keşmekeşi içerisinde iyiden iyiye kararsız, vurdumduymaz ve kadere teslim olmuş bir ruh hali. Annesi ölüyor, o sessizce yaşamına devam ediyor. İsteyip istemediğini bilmeden işyerinden bir kızla evleniyor. Karısı onu patronuyla aldatıyor; buna bizzat şahit olduğu halde sesini çıkarmıyor. Üç maymun rolünü oynaması bilinçli bir tercih değil. İnsanlar neden üç maymunu oynarlar. Zincirin kopmasından korkarlarda ondan. Ne zinciri derseniz, bu herkesin o anki şartlarına göre değişmektedir. Kimi aile içerisinde mutluluğunun bitmesinden korkar. Kimi işyerinde ki düzeninin sona ereceği korkusuyla susar. Kimi ise boş vermiştir o kadar. Örneğin Nuri Bilge Ceylan’ın son filmindeki karakterler, bu zamana kadar süregelen bir yaşam zincirinin kopmasından tereddü...