Kayıtlar

Baba Oğul İlişkisi Üzerine Özel Bir Kısa Film-Patika

PATIKA ST TR from Laurent Navarri on Vimeo .

Hunger (2008)

Resim
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.  Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya  Benimse dar  çünkü dargın havsalamın  gücü yok bazı şeyleri taşımaya.[1] Bazen gökyüzüne bakıyorum ve hiçbir şey görmüyorum. Bilemiyorum. Uzun zamandır buradayım. Hücreme her gün son kez bakıyorum. Hep bir çocukluk hayalindeyim sanki. Koşuyorum ve susuyorum hep. Bir nehir ve bir sus. Sonra uzun bir koşu. Ardı arkası kesilmeyen bir sürü gölge. Herkes ölecek biliyorum. Bu parmaklıklar, bu koridor, bu kusmuk… Sevgilimin uzattığı son sigara. “Bobby” diyor annem son kez. Uzun uzun öpüyor şakaklarımdan. Şakaklarımda anne kokusu. İrlanda ise uzak bir koku oysa. Anne ve vatan ikisi ayrı yerlerde. Bitecek açlık, susuzluk “Bobby Sands” Bir rayiha gibi ölüm. Yakacak o duvarları. ve hiç görmediğim çocuklar selam yollayacaklar sana. Bir damla suyla…  nicedir kavrayamam haller içinde halim...

Kış Uykusu-Notlar (Hamdi Hoca karakteri)

Resim
Hamdi Hoca, kendi açımdan filmin en iyi oyunculuğunu çıkaran karakteri. Bir köy camisinde imamlık yapan Hamdi Hoca karakteri bana son dönem Türkiye gündemi ile ilgili ne çok şey çağrıştırdı desem yeridir aslında. Aristokrat-burjuva bir sanatçının baba yadigarı mağaradan bozma evinde kiracı olarak ailesiyle birlikte yaşayan Hoca’nın filmden önceki zamanlarda kira borcunu ödeyemediği için evine haciz geldiğini diyaloglardan öğreniyoruz. Eve haciz gelmesi ve bu esnada Hoca’nın ağabeyi İsmail’in haciz memurlarına ve güvenlik güçlerine mukavemet göstermesi üzerine tartaklanması ile İsmail’in oğlu olan aynı zamanda da Hoca’nın yeğeni küçük İlyas’ın buna içerleyerek Aydın’ın “cip”ini taşlaması filmin temel öykülerinden birini oluşturuyor. Bıçkın ve kentliye “mutlak itaat” eden taşralı Hidayet, hem bunun hesabını sormak hem de borcun akıbetini öğrenmek için yanında Aydın olmasına rağmen Hamdi Hoca ve ailesinin kapısını çalıyor. Cezaevinden yeni çıkmış İsmail özür dilemek yerine daha sert ...

Kış Uykusu-Notlar (devam)

Resim
Hidayet, Aydın’ın sadık yardımcısı. Her konuda mutlak itaat eden ve tabir –i caizse Aydın’ın kirli işlerini takip eden bir adam. Aydın, dünyevi işlerden elini eteğini çekmiş ve münzevi yaşadığını iddia ederken öne hep Hidayet’i sürüyor. Mottorlu gencin hesabı kapatıp kapatmadığını bile “Hidayet’i gördün mü?” sorusu ile kamufle etmeye çabalıyor. Bu çabalar çevresi tarafından yutulmuyor artık. Onun derdi dünyevi işlerden soyutlanmak ta değil. Her işin hep içinde olmayı istiyor. Birebir her şeyden haberi oluyor. Ama sorarsanız her işin takipçisi Hidayet ve tüm kötü şeyler de Hidayet’in başının altından çıkıyor. Hidayet ilginç bir taşralı tipolojisine sahip. Burjuvanın o kadar emrine girmiş ki her işi sorgulamadan yapıyor. Ama bazı durumlar oluyor ki bu “efendiye mutlak itaat” “efendiye kararını değiştirme”ye dönüşebiliyor. Aydın’ın sağ kolu olmanın ona verdiği büyük özgüvenle bazı durumlarda “asıl patron” benim ama… durumları da sezilmiyor değil… Hidayet’i canlandıran Ayberk Pekcan, ...

Kış Uykusu (Notlar)

Resim
Sondan başa doğru ilerlemek gerekirse, Avcı erkeğin elinde bir avla(tavşan) dönmesi evin kadınını her zaman heyecanlandırmaktadır. Kadın erkeğinden av istemektedir. Ama o şimdiye kadar kadın gibi toplayıcılık yapmaktadır. Filmin ilk sahnesinde Aydın elinde bir avuç mantarla gelir.  Nihal, toplayıcı bir erkekten ziyade avcı bir erkeği tercih etmektedir. Ancak Aydın’ın bunu anlaması için Suavi ve Levent öğretmenle ava çıkması gerekmektedir. Bu sahne bana Semih Kaplanoğlu’nun “Yusuf Üçlemesi”nin ikinci filmi olan “Süt”ü çağrıştırdı. “Süt”te askerlik çağına gelmiş(ancak askere kabul edilmemiş) evin delikanlısı Yusuf’un annesinin evleneceği adamın avdan balık ve kazla dönmesi çok masalsı anlatılmıştır. Yusuf ise gerçek bir erkek olduğunu annesine ispatlayamamanın hüznü ve utancıyla kendini bir maden ocağına kapatır. Tek avuntusu ise şiirdir. Avcı erkek annesini onun elinden almıştır. Nihal, hep kocasının boyunduruğundan kurtulmak için uğraşmış. Büyük ve ünlü bir aktör olaca...

Kış Uykusu (2014)

Resim
Bazen tek başıma şehirden çıkıp küçük kasabaları köyleri dolaşıyorum. Yani bir bakıma taşrayı. Pazar yerlerini, çınaraltlarını, evönü gölgeliklerini… Boş ve ıssız yollarda bir başıma dolaşıyorum. “Kış Uykusu”nda Aydın’ın yaptığı tüm eleştirileri belki onun kadar yüksek sesli olmasa da içimden yol boyunca sürdürüyorum. Bir bardak çay içerim diye köhne ve sakin kahvehanelere uğradığımda havadan sudan biraz sohbet etme imkânına da kavuşuyoruz. Orada görüyoruz ki kendi muhayyilemizde oluşturduğumuz yeryüzü algısı maalesef onlar için bir değer ifade etmiyor. Yan komşunun ineğinin kendi bahçesine girmesinden tutun da uzun yıllara dayanan husumetlere kadar belki bir kentli için anlam ifade etmeyecek “şey”ler onlar için en önemli gündem maddesi oluveriyor. Kafanızda kurarak geldiğiniz “misafirperver”, “iyiliksever” ve “halden anlar” Anadolu algısı da yok artık bunu iyice belliyorsunuz. Akşamları kendi hanelerinde popüler kültürün tüm saldırılarına televizyonlar sayesinde maruz bırak...

Ayşe Şasa'nın Hatırasına...

Resim
Mataramda Tuzlu Su- Ayşe Şasa'nın hayat yolculuğunu ne güzel de anlatır. Rabbim Cennetine almayı nasip etsin. Daha önce karaladıklarım