Kayıtlar

Seyfi Teoman’ın Ardından

Resim
Dün gibi aklımda bazı şeyler. Bir film, bir kare, virane bir çay bahçesinde içtiğim limonata. Birkaç gün evvel elim bir motosiklet kazası geçirdiğini bildiğim Seyfi Teoman’ın ne zaman iyileşeceği aklıma düştü. Her iki filminde de duyu organlarında telve bırakan Teoman’ın nasıl bir yeni film çekeceğini hayal ettim. Genç bir yönetmen ve genç bir ölüm. Bir sürü edebi metinden alıntı yapıp kendi hüznümü sizlere de yansıtmak istemem. İyi eserler vardı ortada ve sanat erbabından daha iyi eserler alabilmenin tadı da her daim içimizdeydi.   Böyle bir durumda nasıl keyif alınabilir ki yaşamdan. Barış Bıçakçı’yı severim. Onun romanlarında ve hikâyelerinde ki “Ah! O çocukluğumuzdaki yokluklar, mutsuzluklar, kırılganlıklar… Bizi ne güzel de besliyorlarmış. Şimdi mutluyuz ama içimizde kocaman bir boşluk” anlatışını sevdim hep. Sonra onun öykülerindeki bir cümle yahut romanının tamamının Seyfi Teoman tarafından perdeye aktarılması… Tatil Kitabı’ndaki kendinden yaşça büyüklerce...

Nar Filmi Ardından Ruhta Birikenler...

Resim
'Dürtme içimdeki narı,’ ‘üstümde beyaz gömlek var' [1] Böyle başlıyor film işte. Nasıl başlamasını istersen öyle başlamaz her film. Narlar saçılıyor. Sonra tekrar toplanıyor   bir avucun içinde. Hayatlar var. Aynı şehrin farklı yüzlerinde…   Kimimiz temizlikçi, kimimiz falcı, kimimiz sadece aşık, kimimiz ise sadece ilgi bekleyen. Kötü de olsa bir yaşamımız var. Kıyısında tutunduğumuz bir dalımız. Sevmiyoruz hiçbir şeyi kendimizden başka.   Gözlerimiz bağlı ve sargının ucu başka kimliklerde. Şimdi kendi kimliğimizi değiştirsek aynı Vandallıklar, aynı zulümleri içselleştirebilir miyiz? Kapıların ardında beklerken içimizde biriken öfke selinin kapaklarını kırılırcasına açıp yıkabilir miyiz. Hiçbir şey olmamak en üst insan mertebesi ya. Biz o birşeylikten kurtulup hiç olabilecek miyiz. Filmin başı ile sonu arasında hiçbir fark göremeyip elindeki kahve fincanını beyaz halının üzerine şık bir şekilde döküp hala şaşırmadıysanız aslında bütün hayat...

Bir Ayrılık, Bir Sistem, Bir Sorgulama

Resim
Yönetmenin* ilk olarak Elly Hakkında sını seyrettim. Filmin içine girdikçe katman katman derinleşen bir yapıyla karşılaştım. Görüntülerden, bakışlardan, kaçışlardan ve ikili ilişkilerden çok şey hafızama nakşettim. Sonra vicdanı sızlatan ve insanın şu ahir ömründe unutamayacağı bir hatasının madalya gibi boynuna asılacağını idrak ettim. Ve o vicdanı kanatan madalya ile yaşamanın rahatsızlığı beni çok yaraladı. Sonra elim, gözüm ruhum gitti. Bir Ayrılık ı izleme vakti geldi dedim. Sosyal medya da bu filmle alakalı “böyle bir filmin nasıl olur da sansürün bu kadar yoğun yaşandığı bir ülkede çekilebildiği” ile ilgili bir şeyler okumuştum. Filmi izledikçe bu yorumların doğruluğuna kani oldum. Yalanın doğurduğu başka bir yalan. Bilinen sözlerin ötelenmesi ile ortaya çıkan kaos durumu ve çözülmesi beklenen sorunlar. İnsan bir iyilik yapmak istediği için diğer tüm yapması gereken mükellefiyetleri bir kenara itebiliyor. Ertelediği hadiseler aslında o anda iyi olarak görünebilecek...

Yalın ve Beyaz Bir Masumiyet: Görkem Yeltan

Resim
Uzun zamandır ilk defa her gece bir Türk filmi izlemeye gayret gösteriyorum. Özellikle ilk filmlerini çeken yönetmenlerin filmlerini arada durarak ve geri dönüşlü bir şekilde izlemek daha yararlı oluyor. Mart’ın kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırdığı gecelerinin birinde yönetmenlerin ilk filmlerini arka arkaya tekrar izleme fırsatı buldum. Bol kahvenin eşlik ettiği bu gece sinema serüvenin de her iki filmin de ortak özelliği Görkem Yeltan’ın kadın başrol oyuncusu olarak yer almasıydı. İlk film Uzak İhtimal ’de Görkem Yeltan tek başına bir apartman dairesinde yaşayan rahibeyi canlandırıyordu.   Aynı kattaki diğer daireye taşınan taşralı müezzinin rahibeye karşı hissettiği duygular üzerine ilerleyen film çok klişe bir konuyu anlatmasına rağmen hiç ajitasyon dolaylarında dolaşmadan ilerliyordu. Filmin “bayraktar” oyuncusu müezzin rolünü canlandıran Nadir Sarıbacak olmasına rağmen Yeltan, bir rahibenin nasıl davranması ve nasıl yürümesinden tutun da Müslüman bir ülkede ge...

Demirkubuz'un yeni filmi 'Yeraltı'

Resim
Akıllı bir adam kendine karşı acımasız değilse gururlu da olamaz sloganıyla sunulan film 13 Nisan'da izleyicisiyle buluşacakmış.

Kavşak (2010)

Resim
Bir öyküye başlamak nasıl bir duygudur bilemezsin. Vurucu bir cümle bulursun. Zannedersin ki hikaye sadece tek cümle ve o cümlenin haşmeti bütün hikayeyi ezer geçer. Yazar da o cümlenin altında kalır, öykü de, öykünün yer aldığı eser de… Filmlerdeki mesele de bu değil mi. Güzel bir insan öyküsü bulursun ve onun öyküsü ile filme giriş yaparsın. Seyircinin ağzı açık kalır ilk 10 dakikada. Filmin ilk dakikalarında gördüğümüz ailesine sıkı sıkıya bağlı adamın keyfinin yalnızca yıllardır tek başına kullandığı odasına başka birinin gelmesiyle mi kaçtığının meçhuliyeti izleyici için merak uyandırmakla kalmıyor aynı zamanda bu adamın hikayesine bir yerlerden de girmek heyecanı kamçılıyor. Adam işyerinden akşamın ilk karanlığı çökerken çıkıyor. Uzun otobüs yolculuğu sonrası mahallesinin durağında iniyor. Ağır ağır ıssız sokaklarda ilerliyor ve evine varıyor. Tam bu esnada izleyicinin merakı hafiften giderilmiş oluyor. Adamın kendi kafasında kurduğu kurmaca bir dünyaya konuk olduğumuzu ...

Taşranın Büyük Bilgesi-Mehmet Emin Ceylan

Resim
Aslında babam hakkında daha kapsamlı bir film yapmak istiyordum. Başlangıçta niyetim onun kimselere benzemeyen taraflarına eğilmekti. Ama galiba film, babamın özgün ve beni hayrete düşüren taraflarını değil de, daha çok tipik, herkeste var olabilecek bir özelliğini öne çıkardı. Yaşama gücünü birbiri ardına edindiği amaçlarla, bunlara ulaşmak için giriştiği sonu gelmez mücadeleler içinde bulan, tüm vaktini bu mücadeleyi lehine çevirecek stratejiler geliştirmekle harcayan, bu yüzden de biraz bencilleşmiş ve insanlara güvenini biraz yitirmiş bir karakter çıktı ortaya.* Nuri Bilge Ceylan’ın babasının vefat haberi daha yeni düştü bilgisayar ekranına. Oturduğum yerden kalkamadım. Sıcak çayımdan bir yudum aldım biraz sonra. Bir şeyler yazmak istedim bu bilge adamla ilgili. İlk kez oğlunun Kasaba filminde karşıma çıkan ve beni büyüleyen bakışların sahibi yaşlı bilge. Sarı çayırların ortasında uyuyakalan, akşamın alacasında ateşin başında torunlarına ve çocuklarına Birinci Dünya Savaşı günler...