Kayıtlar

Büyük Bir Kahraman: Robert F. Scott

Resim
Tarih hep kahramanları ve birincileri yazar. Kimsenin umurunda olmaz ikinci gelmek yahut trajik bir şekilde sonlanan bir yaşam. Roald Amundsen, ekibiyle birlikte Güney Kutbunu ilk keşfeden insan. Robert Falcon Scott ise başka bir yönden başka bir ekiple aynı keşif için yola çıkmış ve Güney Kutbunun merkezine varmasına 1 gün kala uzaktan Amundsen ve ekibinin diktikleri Norveç bayrağını görünce yıkılıyor. O zamana kadar umutla ve tutkuyla yaptıkları onlarca gün süren yolculuk birden çöküntü ve hayal kırıklığına sebep oluyor. Bu ruh haliyle günlüğüne şu notları alıyor: ‘Bütün çabalar, bütün yoksunluklar, bütün işkenceler ne içindi?! Şu anda sona eren rüyalar içindi sadece…’ Ama o kadar üzgün olmasına rağmen, kendisinden bir gün önce oraya ülkesinin bayrağını diken Amundsen’in bıraktığı notu ulaştırmak için yanına almaktan da imtina etmiyor. Robert Falcon Scott büyük bir kahraman. O’nun biyografisini okuyunca duygulanmamak imkânsız. Kendi ülkesi de ilk başlarda onun trajik seyahatine ilgis...

The 'Big' Godfather (Part II)

Resim
Küçük bir yazıhanesi var. İçeride deriden döşenmiş kahverengi koltuklar. Kendi oturduğu masanın arkasında büyük bir tablo. Tablonun içerisinde masmavi bir göl, tatlı bir ev ve küçük bir kayık var. Uzun uzun kayığı seyrediyorum her ziyaretimde. Sabahın ilk ışıklarıyla evimden çıkıp kayığa binip uzaklaşmalıyım diye geçiriyorum. Yazıhanesinde geçirilen soğuk ve karlı kış öğlenlerine gidiyorum. Ekimin başında küçük bir soba kuruyor odanın ortasına. Bütün kış o soba en başköşede her yeri ısıtıyor. En önemlisi de yüreklerimiz ısınıyor. Pek kömürde atmıyor ısınmak için. Sabahları gelirken evinden bir torbanın içerisinde getirdiği odunları kenarda duran keserle parçalayıp yazıhanenin ısısı düştüğünde birkaç parça atıyor sobanın içerisine. Benim aklım ise hep o tabloda. Kim yapmış bu şaheseri hiçbir zaman soramıyorum. Yıllar sonra düşündüğümde basit bir tablo aslında diye söyleniyorum. Basit bir tablo ama girift bir hayatın çakıl taşları gibi. Çocukluk hayallerinin yakut kolyesi bu tablo. Her i...

Arranged (2007)

Resim
Dördüncü sınıflarla ilgilenen iki öğretmen. Biri yahudi , diğeri müslüman. Aralarında ilk başlarda derin bir önyargı ve hoşgörüsüzlük var. Sonra yavaş yavaş birbirlerini tanımaya başlıyorlar ve çok iyi iki arkadaş oluyorlar. Newyork'ta yaşıyorlar ama her ikisi de kendi gettosundan çıkıp hayatın gerçeğiyle daha yüzleşememiş. Hep aileleri onları hijyenik! ve güvenli! bir ortamda yaşamak zorunda bırakmış. Tüm bunların sonunda birde daha yirmili yaşlarının başlarında görücü usulü ile evlendirilmek istemeleri hafiften isyan etmeye ve kendi dediklerini yapmaya kadar sürüklüyor genç hanımları. Bir kere sade ve doğal bir film . İzleyiciyi karmaşa ve aşırı diyalogla yormuyor. Sakin sakin hanım kızlarımızın hayatını gözlüyor ve onların durumuna üzülerek bu kısır döngüden çıkmaları için dua ediyorsunuz. Yönetmen filmin sonunda biraz merhametli davranarak her iki kızımızı da sevdikleri ile evlendiriyor ancak arada aile arası marazlar çıkıyor, isyan bayrağını çeken kuzenine sığınıyor vs vs... B...

The 'Big' Godfather (Part I)

Resim
Gümüş renkli bir steyjın Toros'un içerisinde beş kişi dağa doğru tırmanmaktayız. Hava hafif esintili ama yine de sıcak. Şoför kendi tarafının camını açmış onun rüzgarıyla hepimiz rahat bir yolculuk yapıyoruz. Zirveye yakın bir yerde araba duruyor. O arabanın önünde, şoförün yanında oturmakta. Arabadan ilk o iniyor. kasketini çıkarıyor ve arka cebinden çıkardığı beyaz mendiliyle ön tarafı dökülmüş başını kuruluyor. Derin bir nefes alıyor. ' Kekik kokusu! oh mis gibi " dediğini hatırlıyorum. Gözleriyle sağına soluna bakınarak kekik aramaya başlıyor. Arabanın aşağısına doğru yavaş yavaş iniyor. Ben onu izliyorum uzaktan. Rüzgar saçlarımı okşuyor. Dalgınım neden bilmiyorum. Belki de karneyi yeni almışım; iki kırığım var. Kasketi sağ elinde. Sol elinde ise terini sildiği mendili. Mendil rüzgarda saçlarım gibi sallanıyor. Yere eğiliyor ve kekikten bir parça koparıyor. Bir müddet öylece kalakalıyor. Dünya durmuş ve o durakta iniyor sanki... Bir müddet sonra hiç bir şey olmamış gi...

Recep İvedik karakteri ve Togan Gökbakar

Resim
Recep İvedik hakkında herkes bir şeyler söyledi, yazdı ve çizdi. Serinin her iki filmi de Türk sinema tarihinin rekorlarını altüst ettiler. Eleştirilerin genel çoğunluğu argo ve küfür içeriğinden geldi. Şehirlerarası yolculuklar esnasında sık sık karşıma çıkan serinin ilk filmini ayrıntılı olarak defalarca seyretme imkânı buldum. Birçok felsefi ve psikolojik yorumun yapılmasına yol açan Recep İvedik karakterinin senaryo ve çekim esnasında bu kadar çok analiz edilerek oluşturulduğu düşüncesinde değilim. Şahan Gökbakar’ın televizyonda yaptığı işin geri dönüşünü görünce böyle bir işe yapımcılarında ısrarıyla girdiği kanısındayım. Bu kadar çok ticari başarı getiren bir işinde kim olsa tekrarını getirecektir haliyle. Recep İvedik, çelişkileri, hataları ve tuhaflıklarıyla bir anti-kahraman. Türkiye’de Mizah ve Orta Sınıf üzerine çalışmaları bulunan Ali Şimşek, bu karakterle ilgili önemli çıkarımlarda bulunuyor. "Recep İvedik kaba saba, seçkinlerin dünyasına dâhil değil, atleti, terliğ...

Turgut Cansever'in Ardından...

Resim
... Türkiye'deki kültürel yöneliş yanılgısı çok eskiye dayanıyor. Tanzimatçılardan daha öncelere, III. Selim dönemine. Sadelik, incelik, vakar gibi büyük asri değerlerimize, Lâle Devri ile beraber Batı'nın barok ve rokoko özentisi karışmaya başlamış. Osmanlı sanat iradesini devam ettiren Sinan'ın talebelerinin son eserlerinden sonra Fransız saray hayatının yüzeysel zevkleri ilericilik diye ülkeye geliyor. İthal edilen şeyler asri değerlerimizle kıyaslanamayacak kadar süfli halbuki. III. Selim'e kadar şehirlerimizin bir meselesi yok, ama 19. yüzyıl Osmanlı entelektüelleri doğru düşünme yeteneğini kaybediyor. Neden kaybettiklerine gelince, " Bir kavmi şerre düşmedikçe helak etmeyiz. " diyen ayet-i kerimeye bakmamız gerekiyor. Versailles önemli, Topkapı önemsiz sayılıyor. Düşünce sisteminde başlayan çözülme mimariyi de çöküşe sürüklüyor. ...

Hayatımızdaki Seslerin Önemi ve NBC Filmleri

Resim
Nuri Bilge Ceylan(NBC) filmlerinin her birinde mutlaka bir nesnenin sesi, film müziği gibi kullanılır. Bu ilk filminden itibaren önemli bir ayrıntıdır. Sesleri iyi kullanmayı bilen bir yönetmenin farklı davranması da beklenemez. Kasaba’da ıslanmış çoraplarını sobaya asan öğrencinin çorabından düşen damlaların sobanın üzerine düşerken çıkardığı ses mesela. Kasaba her ne kadar canlı seslendirme yapılmamış bir film olsa da doğanın ve nesnelerin çıkardıkları sesler çok iyi kullanılmıştır. Mayıs Sıkıntısı’nda sonraki filmlerinde çokça başvuracağı bir yöntemin ilk fitilini de yakar yönetmen. Bu sefer basit bir elektronik veya mekanik nesneden çıkarılan sesi ustaca kullanır. Müzikli bir saat isteyen ilkokul öğrencisi çocuk, eğer 40 gün boyunca cebinde taşıdığı yumurtayı kırmamayı başarırsa bu müzikli saate kavuşacaktır.(Bu hikâyenin asıl sahibi Ahmet Uluçay’dır. Hikâyeyi Uluçay’dan duyan Nuri Bilge Ceylan, hikâyeyi filmine aynen uyarlamıştır.) Çocuk her gün saatin satıldığı kırtasiyenin önünd...