<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828</id><updated>2012-02-16T21:07:16.254+02:00</updated><category term='Şahan Gökbakar'/><category term='belgesel'/><category term='Nadir Sarıbacak'/><category term='taşra'/><category term='Lale Müldür'/><category term='Cem Yılmaz'/><category term='sinema ödülleri'/><category term='Murat Düzgünoğlu'/><category term='sinopsis'/><category term='edebi'/><category term='Muzaffer Özdemir'/><category term='Togan Gökbakar'/><category term='iran sineması'/><category term='fotoğraf'/><category term='film festivali'/><category term='Abbas Kiarostami'/><category term='söyleşi'/><category term='mimari'/><category term='derviş zaim'/><category term='tarih'/><category term='Yılmaz Erdoğan'/><category term='mehmet emin toprak'/><category term='sinemasal'/><category term='Kemal H. Karpat'/><category term='barış bıçakçı'/><category term='mevlana idris'/><category term='seren yüce'/><category term='sadık yalsızuçanlar'/><category term='Andrei Tarkovsky'/><category term='elia kazan'/><category term='yaşam'/><category term='ethem baran'/><category term='Yavuz Turgul'/><category term='kısa film öyküsü'/><category term='alıntı kitap'/><category term='Seyfi Teoman'/><category term='zeki demirkubuz'/><category term='biyografi'/><category term='mustafa kara'/><category term='Barış Pirhasan'/><category term='alıntı'/><category term='sinekritik'/><category term='ömer faruk sorak'/><category term='tasavvuf'/><category term='senaryo'/><category term='ilksen başarır'/><category term='çocuk'/><category term='Mahmut Fazıl Coşkun'/><category term='Durul Taylan'/><category term='futbol'/><category term='ses'/><category term='kitap'/><category term='sineportre'/><category term='nuri bilge ceylan'/><category term='kritik'/><category term='Fatih Altınöz'/><category term='mehmet emin ceylan'/><category term='onur ünlü'/><category term='mizah'/><category term='Ahmet Uluçay'/><category term='semih kaplanoğlu'/><category term='sinediyalog'/><category term='Ayşe Şasa'/><category term='reha erdem'/><category term='yeşim ustaoğlu'/><category term='hikaye'/><category term='Atalay Taşdiken'/><category term='Handan İpekçi'/><category term='kısa film'/><category term='müzik'/><category term='Şükran Güngör'/><category term='Selim İleri'/><category term='Yağmur Taylan'/><category term='yönetmenin dilinden film'/><category term='Hilmi Yavuz'/><category term='öykü'/><category term='çocukluk'/><category term='louis aragon'/><category term='Aytaç Ağırlar'/><category term='Attila İlhan'/><category term='gezi'/><category term='mert fırat'/><category term='hatıra'/><category term='şiir'/><category term='çağan ırmak'/><category term='cahit zarifoğlu'/><title type='text'>moroccom - sinema ve edebiyat üzerine...</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>318</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5025666012217437840</id><published>2012-02-09T13:07:00.002+02:00</published><updated>2012-02-09T13:10:56.933+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet emin ceylan'/><title type='text'>Taşranın Büyük Bilgesi-Mehmet Emin Ceylan</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Q15faTrImvk/TzOpOCvd_EI/AAAAAAAABFc/EZaBopKofto/s1600/mehmet_emin_ceylan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 186px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Q15faTrImvk/TzOpOCvd_EI/AAAAAAAABFc/EZaBopKofto/s400/mehmet_emin_ceylan.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707091211527781442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aslında babam hakkında daha kapsamlı bir film yapmak istiyordum. Başlangıçta niyetim onun kimselere benzemeyen taraflarına eğilmekti. Ama galiba film, babamın özgün ve beni hayrete düşüren taraflarını değil de, daha çok tipik, herkeste var olabilecek bir özelliğini öne çıkardı. Yaşama gücünü birbiri ardına edindiği amaçlarla, bunlara ulaşmak için giriştiği sonu gelmez mücadeleler içinde bulan, tüm vaktini bu mücadeleyi lehine çevirecek stratejiler geliştirmekle harcayan, bu yüzden de biraz bencilleşmiş ve insanlara güvenini biraz yitirmiş bir karakter çıktı ortaya.*&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nuri Bilge Ceylan’ın babasının vefat haberi daha yeni düştü bilgisayar ekranına. Oturduğum yerden kalkamadım. Sıcak çayımdan bir yudum aldım biraz sonra. Bir şeyler yazmak istedim bu bilge adamla ilgili. İlk kez oğlunun Kasaba filminde karşıma çıkan ve beni büyüleyen bakışların sahibi yaşlı bilge. Sarı çayırların ortasında uyuyakalan, akşamın alacasında ateşin başında torunlarına ve çocuklarına Birinci Dünya Savaşı günlerinden bahseden güzel insan. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birde bu kasabadan önce çekilen ama benim çok sonraları izlediğim yönetmenin ilk ve tek kısa filmi Koza’da, sevdiğinin gözlerine tam olarak bakamayan bir erkeği canlandırdığı rolü. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Koza" garip bir filmdi, senaryosu yoktu, aklımda birtakım fikirler vardı; ancak çekimi çok uzun sürdüğü için yolda sürekli değişiyordu bu fikirler. Eski Rus filmleri satın aldım çok ucuza ve çok ucuza eski bir kamera da buldum. Okuldan sonra bir kısa filmde çalışmıştım. Arkadaşım Mehmet Eryılmaz'ın çektiği bir kısa filmdi bu. Onda oyunculuk yaptım ama asıl amacım bütün aşamaları görmekti. Doğrusu bu filmde çalışmakla okulda öğrendiğimden çok daha fazla şey öğrendim; bu beni cesaretlendirdi. O filmin çekildiği eski kamerayı satın aldım Satın aldım çünkü çekimi çok uzun bir süreye yaymak istiyordum, ne yapacağım belli değildi, senaryo konusunda zorlanıyordum. Sanıyorum, bir seneyi geçti o 20 dakikalık kısa filmin çekimleri. Bütün boşluklarda, fotoğraf çekmeye gider gibi, Çanakkale'ye gittim. Annemi babamı oynattım; çünkü ekibin her zaman elimi uzattığımda orada bulabileceğim insanlar olması gerekiyordu. Sonunda "Koza" diye bir şey ortaya çıktı. Bu filmin bir kısmını tek başıma çektim ve tek kişilik farklı asistanlar bazen yardımcı oldu. Ama, yine de, çektiğim filmlere baktığımda en zorlandığım film "Koza" olmuştur; çünkü bir kere başladığınızda ve bir şey ortaya çıktığında artık cesaret kazanıyorsunuz. Düğüm çözülüyor.**&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra ardından gelen Mayıs Sıkıntısı. Nuri Bilge Ceylan’ın bütün aile efradına saygı duruşunda bulunurken özellikle onu ön plana çıkarıyordu. Yazının başında alıntıladığım bu söyleşi de babasının kendisi için ne kadar önemli olduğunu da vurgulamaktaydı büyük yönetmen. O film bazı festivallerden özellikle oyuncu kadrosu ile ödüller de aldı. Yönetmenin anne ve babası ile kuzeni ve arkadaşından oluşan bu oyuncu kadrosu Cannes’dan ödülle dönen Uzak için de oyuncu tercihlerini değiştirmeyecekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mayıs Sıkıntısı bir yönetmenin film çekmek amacıyla ailesini hem ziyaret etmek hem de film çekmek için oyuncu bulmasını anlatıyordu. Bir nevi Kasaba’nın arka planını anlatarak aynı konu üzerinden tatlı bir güzellik sunuyordu izleyicilere.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Mayıs Sıkıntısı"; "Kasaba" filmini çekerken gözlemlediğim şeylerden ortaya çıktı. Bir de beni zaman zaman -gençliğimden beri- varoluş şekliyle hem şaşırtan hem hayran bırakan hem de güldüren ve kendine has bir adam olan babamı anlatma arzusuyla ortaya çıktı.***&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Filmin içerisinde yönetmenin babasının da apayrı bir öyküsü vardı. Ekip biçtiği her gün itinayla kilometrelerce bisiklet sürerek ulaştığı bahçesinin “kadastrocu”lar tarafından alınacağı için tedirgindi amcamız. Kimi zaman bahçesinde onları tedirgin bir şekilde beklerken kimi zaman da kasaba esnafı ile şaşkın bir şekilde sohbet ederken bu büyük koparılmayı yaşayacak olmanın garip hüznü vardı üzerinde.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra İklimler filmi. Yönetmen, burada Mehmet Emin Ceylan’ı kendisinin ve eşinin başrolünde olduğu akademisyen fotoğrafçının babası rolünde oynatıyordu. Mehmet Emin Ceylan, çok kısa da olsa başında şapkası ile karşımıza çıkıyor ve Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı’nda büyülenen izleyiciyi yine mest ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra hiçbir zaman karşıma çıkmadı Mehmet Emin Ceylan. Sadece Nuri Bilge Ceylan ve ablası Emine Ceylan’ın birlikte açtıkları “Babam İçin” sergisinde yaşamın büyük bir sürprizi karşıma çıkana dek. O fotoğrafları müze**** yönetiminden istedim ve sağ olsunlar gönderdiler. Sonra bir CD nin içerisine toplanmış o fotoğrafları&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;uzun uzun inceledim. Bir ırmağın kıyısında uzaklara bakarken, uzun yeşil çayırların üzerine yüzüstü uzanırken, evinin somyasında gelişigüzel uzanırken veya bir yağmurun ardında ıslak gözlerle tüm evreni süzerken. O fotoğraflardan aklımda kalan en önemli ayrıntı Mehmet Emin Ceylan’ın hüzünlü gözleriydi. O hüzünlü gözler ki beni sinema masalının içerisine çekti ve sonra o eşsiz girdabın içine sürükledi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Onu yine oğlu en iyi anlatmakta. Bu yazıyı da onun sözleriyle bitirmek en iyisi:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Babam memurdu orada, ziraat mühendisiydi. O ilişkileri, hükümet konağındaki hiyerarşiyi çok iyi hatırlıyorum... O hep beni rahatsız etmiştir. Bir üst basamaktaki her zaman bir alttakini aşağılama hakkına sahiptir. Bir sahneyi hiç unutmuyorum. O zaman çok fakirlik vardı, memurlar da daha zengin değildi halktan; hepimiz yamalı pantalonlarla gezerdik, çoraplar yamanırdı, ayakkabılara pençe yaptırılırdı, kesinlikle birden fazla ayakkabımız olmazdı. Daha ucuz olsun diye babam bir traş makinesi almıştı, bizi o traş etmeye başlamıştı... Alabros diye bir traş vardı, arkada saç olmaz, önde birazcık olur, ama o geçişin çok hassas bir şekilde yapılması gerekirdi... Yapılamadığı zaman sert bir geçiş olurdu... Bir gün hâkimle savcı, tam arkadaşlarımla oynarken geldiler. Babamla aralarında her zaman bir iktidar ilişkisi vardı, bir astlık üstlük sorunu yoktu ama, birbirlerini aşağılamak için fırsat kollarlardı. "Oğlum, kim traş etti seni?" dedi hâkim. "Babaam" dedim ben oyunu bırakıp. Birbirlerine baktılar, şöyle bir kafa salladılar. (Gülüyor) Ben bunun önemli bir şey olduğunu anlamadım tabii. Sonra babama anlattım, ama öylesine anlatmıştım, büyük bir olay gibi değil. Birden bunun annemle babam arasında bayağı bir olay olduğunu hissettim. Böyle "vay, eşşğoğlueşekler" falan diye... Bayağı bir sinir olmuşlardı. Bütün memurlar arasında böyle bir mücadele vardır. O yüzden aklımda hep öyle bir karakter vardı, hâkim, kaymakam falan gibi. Bunların sadece arkalarından küfredilirdi, yüzlerine karşı hep "efendim" denirdi.*****&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mekanın cennet olsun Taşranın Büyük Bilgesi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Esra Aliçavuşoğlu, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, Cumhuriyet Gazetesi, 2 Aralık 1999&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;** Burçin S.Yalçın, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, Popüler Sinema Dergisi, Aralık 1999&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;****&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Burçin S.Yalçın, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, Popüler Sinema Dergisi, Aralık 1999&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;**** Milli Reasürans Sanat Galerisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;***** Yücel Göktürk - Sungu Çapan, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ocak 2000&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5025666012217437840?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5025666012217437840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5025666012217437840&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5025666012217437840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5025666012217437840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/02/tasrann-buyuk-bilgesi-mehmet-emin.html' title='Taşranın Büyük Bilgesi-Mehmet Emin Ceylan'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Q15faTrImvk/TzOpOCvd_EI/AAAAAAAABFc/EZaBopKofto/s72-c/mehmet_emin_ceylan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7353009612431446758</id><published>2012-02-08T15:38:00.002+02:00</published><updated>2012-02-08T15:42:43.613+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><title type='text'>Bir Zamanlar Anadolu'da (Hissettiklerim-2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-v1tVDKf5QVA/TzJ7zRPB_pI/AAAAAAAABFQ/G9kakyZy7fI/s1600/Bir-Zamanlar-Anadolu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-v1tVDKf5QVA/TzJ7zRPB_pI/AAAAAAAABFQ/G9kakyZy7fI/s400/Bir-Zamanlar-Anadolu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5706759798561832594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;   &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Arap diye bir karakter var filmin içinde. Her TV ve sinema izleyicisinin bildiği Ahmet Mümtaz Taylan hayat veriyor Arap karakterine. Zoraki bir kamu hizmeti veren ve bunun kendisine ayrıcalığı olmadığını düşündüğünden midir bilinmez filmin en sorumsuz karakteri imajı çiziyor. Amiri görev verince ancak görevini yerine getiren, yapması gereken işleri yaparken mühim bir ifadeye bürünen Arap, kasabanın yerlisi olmasından dolayı da civarı en iyi bilen kişi. Arap’ın tek sıkıntısı Savcı’nın şoförüyle arasındaki sürtüşme. Bu sürtüşmenin esas kaynağı da Arap’ın işini yaparken üzerinde oluşan egosu. Herkesin ona ihtiyacı olmasını istiyor gibi bir havası var. Ceset kullandığı arabanın arkasına o istemeden de olsa yerleştikten sonra yanına iki kavunu yuvarlamaktan çekinmiyor. Ya da yer belirleme esnasında ağaçtan bir elmayı koparıveriyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Arap, hem vazgeçilmez hem de güvenilmez biri Arap.&lt;/p&gt;   .&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7353009612431446758?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7353009612431446758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7353009612431446758&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7353009612431446758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7353009612431446758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/02/bir-zamanlar-anadoluda-hissettiklerim-2.html' title='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da (Hissettiklerim-2)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-v1tVDKf5QVA/TzJ7zRPB_pI/AAAAAAAABFQ/G9kakyZy7fI/s72-c/Bir-Zamanlar-Anadolu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1743274130940761242</id><published>2012-02-02T14:15:00.002+02:00</published><updated>2012-02-02T14:18:38.764+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yılmaz Erdoğan'/><title type='text'>Bir Zamanlar Anadolu'da (Hissettiklerim-1)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nJCE9qidZHk/Typ_DWMpw-I/AAAAAAAABFE/WvXLjufkxRM/s1600/bza1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 226px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5704511573493138402" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-nJCE9qidZHk/Typ_DWMpw-I/AAAAAAAABFE/WvXLjufkxRM/s400/bza1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Taşrada memur takımının hayatı üzerine de incelikli göndermelerde bulunuyor Nuri Bilge Ceylan. Çocuğu hasta bir komiser(emniyet mensubu), eşinden boşanmış ve yolu burada hastaneye düşmüş bir doktor(sağlık mensubu) ve eşinin ölümü üzerine bu ıssız kasabada yaşamaya kendini mahkûm etmiş bir savcı(yargı mensubu). Bir cinayet mahalli tespitinde tasalar, umutlar ve geçmişe dönük içi dökmeler kıpırdanıyor. Memurlar, kasabada az sayıda kendine yakın gördüğü insanlarla derdini dökmeye çalışıyor. Yönetmen Ceylan, memurlar arasındaki hiyerarşinin de aslında bazı zamanlar ne kadar keskin ve sertken bazı zamanlarda kuralsız bir samimiyet oluşturduğunu ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin sonlarına doğru hastane odasında doktor ve komiser ile doktor ve savcı arasında yaşanan bir nevi kadere teslimiyet ile büyük çaresizlik boyun büküp insanı çaresiz bırakıyor. Komiser, çocuğunun her gün gözünün önünde erimesi karşısında sesini buğulaştırıp doktora dert yanarken teslimiyetin aslında en büyük umut olduğunu fısıldıyor izleyiciye. Savcı ise, o güzel kadından bahsettikçe ilk başlarda içinde sürekli beliren özlem kayboluyor ve pişmanlık tüm ruhunu kaplıyor…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1743274130940761242?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1743274130940761242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1743274130940761242&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1743274130940761242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1743274130940761242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/02/bir-zamanlar-anadoluda-hissettiklerim-1.html' title='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da (Hissettiklerim-1)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-nJCE9qidZHk/Typ_DWMpw-I/AAAAAAAABFE/WvXLjufkxRM/s72-c/bza1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-826465038343419755</id><published>2012-01-27T15:11:00.003+02:00</published><updated>2012-01-27T15:16:44.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><title type='text'>Bir Zamanlar Anadolu'da Dersin...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cMa2tFz7h74/TyKjkKf4RbI/AAAAAAAABE4/D9AaAJt1b2Y/s1600/birzamanlaranadoluda.jpg"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 394px; height: 400px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702299919893153202" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-cMa2tFz7h74/TyKjkKf4RbI/AAAAAAAABE4/D9AaAJt1b2Y/s400/birzamanlaranadoluda.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;DOKTOR:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;-Yağmur yağıyor, yağsın. Yüzyıllardır yağıyor ne fark eder? Fakat bundan sadece 100 yıl sonra&lt;br /&gt;bile Arap, ne sen ne ben ne savcı ne komiser. Yani şairin dediği gibi :&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"gene yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak"&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div&gt;ARAP:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-şimdi sıkılırsın edersin de, bir gün gelir belki burada yaşadığın şeyler hoşuna bile gidebilir. Çoluk çocuk sahibi olunca anlatacak bir hikâyen olur fena mı? Bir zamanlar Anadolu’da dersin, ücra bir yerde görev yaparken işte böyle böyle bir gece yaşamıştık dersin. Anlatırsın yani ne bileyim. Masal gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-826465038343419755?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/826465038343419755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=826465038343419755&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/826465038343419755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/826465038343419755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/01/bir-zamanlar-anadoluda-dersin.html' title='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da Dersin...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cMa2tFz7h74/TyKjkKf4RbI/AAAAAAAABE4/D9AaAJt1b2Y/s72-c/birzamanlaranadoluda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8353112830459347493</id><published>2012-01-25T14:50:00.002+02:00</published><updated>2012-01-25T14:54:52.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Takva'dan hatırda kalanlar...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-t4X6SBOjd6M/Tx_7hHbgntI/AAAAAAAABEs/5n4wjsiGyYk/s1600/tkv.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 240px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701552199623024338" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-t4X6SBOjd6M/Tx_7hHbgntI/AAAAAAAABEs/5n4wjsiGyYk/s400/tkv.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Takva filmini ilk izlediğimde çok beğenmiştim. Son ra birkaç defa daha izledim ve o beğenim hiç azalmadı. Yapım ekibinin karşıt görüşte olması dolayısıyla birileri bu filmi bunlar yapamaz veya yapmamalı gibilerinden eleştirilerde bulundular. Lakin ben bu konuda öyle düşünmüyorum ve filmin İngilizceye çevrildiği ismi olan “Bir Adamın Allah Korkusu” nun daha çok yakıştığını düşünüyorum. Filmin tertemiz bir insanın nasıl evrildiğini anlatırken kullandığı imgeler övgüyü hak ediyordu. Finans işlerinin başına geçip kira tahsilâtlarına başladığında kiracıların evinde karşılaştığı durumlar bile o insanı nasıl da yolundan çıkarıyordu. Filmin içerisinde özenle hazırlanmış detaylar ile dindar bir erkeğin başkaları için çokta önemli olmayan karşılaşmalar ve davranışlar sonrası kalbinin nasıl kirlendiği etkileyici bir şekilde anlatılıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8353112830459347493?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8353112830459347493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8353112830459347493&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8353112830459347493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8353112830459347493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/01/takvadan-hatrda-kalanlar.html' title='Takva&apos;dan hatırda kalanlar...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-t4X6SBOjd6M/Tx_7hHbgntI/AAAAAAAABEs/5n4wjsiGyYk/s72-c/tkv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6493115702432819406</id><published>2012-01-18T10:26:00.003+02:00</published><updated>2012-01-18T10:30:34.416+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aytaç Ağırlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Klişeler bazen güzeldir...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eHGyhSU8rPU/TxaC0iTofbI/AAAAAAAABEY/KD7Zlq9fYfQ/s1600/incir%2Bre%25C3%25A7eli.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 267px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5698886217557900722" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-eHGyhSU8rPU/TxaC0iTofbI/AAAAAAAABEY/KD7Zlq9fYfQ/s400/incir%2Bre%25C3%25A7eli.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazen tek bir yazı çok şey anlatabilir. Bazen bir duruş, bir bakış hayatımızın akışını değiştirebilir. Bazen klişe diye küçümsediğimiz şeyler bize iyi gelebilir. Bazen ilk başlarda sevmediğimiz şeyler sonrasında bize kendini sevdirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İncir Reçeli&lt;/strong&gt; de öyle oldu kendi açımdan. Çok klişe vardı. Çok ajitasyon vardı. Çok… çok… çok… ama sonra düşündüğümde insan ruhu bazen klişeleri, ağlamayı, daha çok acı çekmeyi seviyordu ve bu acılar bir çeşni katıyordu yaşamın tadına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavanından sular damlayan bir odada aşk acısı çeken bir adamın gitarın tellerine dokunup şarkı söylemesi izlemek klişe de olsa bazen güzel görünüyor. Sigarayı teline sıkıştırıyor gitarın. Sular şıp şıp damlıyor ve adam avazı çıktığı kadar bağırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hayatta ardı sıra bu kadar klişe ve ajitasyon olmaz belki ama başta da yazdığım gibi klişeler bazen güzel…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6493115702432819406?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6493115702432819406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6493115702432819406&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6493115702432819406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6493115702432819406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/01/kliseler-bazen-guzeldir.html' title='Klişeler bazen güzeldir...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-eHGyhSU8rPU/TxaC0iTofbI/AAAAAAAABEY/KD7Zlq9fYfQ/s72-c/incir%2Bre%25C3%25A7eli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8291063892232214459</id><published>2012-01-17T15:34:00.003+02:00</published><updated>2012-01-18T08:25:03.065+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taşra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><title type='text'>Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-CFEMChZd7WA/TxV8c8C1grI/AAAAAAAABEM/o8ARmr3ndn4/s1600/5706238374_92a4320c4a_b.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 400px; height: 171px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5698597740103434930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-CFEMChZd7WA/TxV8c8C1grI/AAAAAAAABEM/o8ARmr3ndn4/s400/5706238374_92a4320c4a_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;TRT&lt;/strong&gt; de ara ara &lt;strong&gt;Anadolu’da Zaman&lt;/strong&gt; isimli belgesel haber arası bir programı seyrediyorum. Bu programda kah bir köyde pekmez yapma ritüelini kah dağdan kar getiren yaşlı bir amcanın öyküsünü izliyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu konular arasında en ilgi çeken ayrıntı insanların biz kent soylular için büyük bir heyecana yol açan eylemleri gayet olağan ve sakin bir biçimde yapmaları oldu. Herkes sadece işini yapıyor ve bunun dışında hiçbir şey yok. Ama bu işi yerine getirebilme hadisesi bizim gibi kent sakinleri için sanki ulu bir duruma dönüşmese olmuyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kırsalda bir insan çatışsa bile belirli bir samimiyeti koruyor. Çatışmalar bir vicdan yüzleşmesini de beraberinde getiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Filme gelirsek; alışık olunmayan bir durum değil aslında yaşadıkları film kahramanlarının. Kasabada bir cinayet işlenmiş ve bu cinayet sonrasında bir avuç bürokrat ile onlara yardım edecek kasaba sakinleri yanlarına katil ile ona yardım ettiği sanılan kardeşini de alarak yola çıkıyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kasabadan çokta uzak olmayan çeşme başlarında, tepeliklerde yol altlarında katilin öldürdüğü kişinin yerini bulması için yaptıkları bu yolculukta hem kendi dertleriyle yüzleşip hem de bu yeryüzünde gerçek katilin kim olduğunu arıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın yüzünden katil olan erkek daha sonra muhtarın kızının ikram ettiği çay sonrası vicdanıyla yüzleşip ağlamaya başlıyor. Bu arada yönetmen jandarma polis mücavir alan çatışmasında benim anladığım kadarıyla polisin tarafını tutuyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Katilin gömdüğü yeri bulmaya çalışırken kişiler kendi aralarında derin muhasebe yoluna gidiyorlar. Ölümden, kadından ve yazgılarından bahsediyorlar. Kadınların yazgıları erkeklerin yazgılarıyla kesişiyor. Bu kesişmeler hep keskin kırılmalara neden oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir önceki filminde de kadın üzerinden öyküsünü kuran yönetmen burada çok fazla kadınna odaklanıyor görünmese de bütün olay örgüsünde inceden inceden kadınları işliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkek çatışmalarında olan en sonunda yine çocuklara oluyor. Çocuk, hastane mutfağında bir kahvaltı tabağına muhtaç kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Nuri Bilge Ceylan’ın tekrar taşraya dönmesi kendi adıma güzel oldu. Çünkü taşrayı ve kırsalın öyküsünü en iyi onun bakış açısı anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8291063892232214459?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8291063892232214459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8291063892232214459&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8291063892232214459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8291063892232214459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2012/01/bir-zamanlar-anadoluda-2011.html' title='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da (2011)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-CFEMChZd7WA/TxV8c8C1grI/AAAAAAAABEM/o8ARmr3ndn4/s72-c/5706238374_92a4320c4a_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4331854371404567479</id><published>2011-09-26T16:41:00.003+03:00</published><updated>2011-09-26T17:45:37.707+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='onur ünlü'/><title type='text'>Onur Ünlü Sineması ve Aldığı Ödül...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wTIRkocjjNY/ToCMoQmCpXI/AAAAAAAABD0/WObBvl54868/s1600/ctvaaao.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 278px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-wTIRkocjjNY/ToCMoQmCpXI/AAAAAAAABD0/WObBvl54868/s400/ctvaaao.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656675755254523250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Zamanın birinde Onur Ünlü sinemasının &lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/2010/04/onur-unlu-filmlerinde-olmazsa-olmaz-11.html"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;temel karakteristiğ&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;i&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; hakkında birşey karalamıştım. Belki de ilk ben bu konuda bir şeyler yazdım bilemiyorum. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;En son 18. Altın Koza'da 'Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi' filmiyle en iyi film ve en iyi senaryo ödüllerini alınca o da 'Onur Ünlü Sineması'nın olduğunu söyleyerek bu ödüllerin kendi sinema anlayışı için cesaret verdiğini &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1183760&amp;amp;title=juri-cesur-bir-karar-verdi"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;belirtmiş&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Söyleşiden önemli gördüklerim...&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;Her yönetmenin kendi tarzı var. Benim yaptığım filmlerde biraz daha ayırıcı özelliklerin olmasıyla birlikte 'Onur Ünlü tarzı' diye bir şey konuşuluyor. Ben de anlamıyorum onun tam olarak ne olduğunu? Ben 2006'da film yapmaya başladım. O zamandan beri belli oranda direncin yavaş yavaş kırıldığını, zayıfladığını hissediyorum. Onu söyleyebilirim.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;Aileden ziyade benim insanla meselem var. İnsanın kötü olduğunu düşünüyorum. Kötüye meylettiğini, kötü tarafına uyduğunu, nefsinin mahkûmu olduğunu ve bundan çok çok az insanın kurtulabildiğini düşünüyorum. İyi ki de öyle! Yoksa etrafta sürekli evliyalar dolaşsaydı ben de film yapamazdım. İnsan acizdir. Hata yapar, ben de o hatalar üzerinden film yapıyorum. Bu sefer ortalıkta bir aile vardı. Var olan aile fikrine inanmam, zorlayıcı bulurum. Ben babamı babam olduğu için değil, kendisi olduğu için seviyorum. Ama pek çok insan, sırf babası olduğu için, sevmediği halde seviyor gibi davranıyor; yalandan bir saygı duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;Senaryoyu 2008'de, yaklaşık iki ayda yazdım. Filmi normal zamanda çektim; yani 25-26 iş gününde. Bu da dört hafta yapar. Eğer paranız sizi rahatsız edecek düzeyde değilse, Türkiye'de bir film ortalama bu kadar sürede çekilir zaten.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4331854371404567479?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4331854371404567479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4331854371404567479&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4331854371404567479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4331854371404567479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/09/onur-unlu-sinemas-ve-aldg-odul.html' title='Onur Ünlü Sineması ve Aldığı Ödül...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-wTIRkocjjNY/ToCMoQmCpXI/AAAAAAAABD0/WObBvl54868/s72-c/ctvaaao.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8093722996001891508</id><published>2011-09-23T10:51:00.003+03:00</published><updated>2011-09-23T10:58:53.091+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Adam ve Kadın ve Sükut-1</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WYNsfz7mpGw/Tnw7-R5xh-I/AAAAAAAABDs/GZ6g2SZ6IaM/s1600/r%25C4%25B1ht.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 196px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WYNsfz7mpGw/Tnw7-R5xh-I/AAAAAAAABDs/GZ6g2SZ6IaM/s400/r%25C4%25B1ht.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5655461173214152674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adam kadını bekledi rıhtımda. Uzun uzun baktı martılara, çocuklara ve bulutlara. Bir elini cebine attı. Kafasını öne eğdi ve hafif ıslak kaldırımlara daldı bakışları. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Vapur, uzaktan göründü. Adamın kalp atışları hızlandı. Kadını ilk kez görmenin heyecanıydı bu. Vapuru görmemek için denize ve rıhtıma arkasını döndü. Elinde hiçbir şey yoktu. Belki bir buket çiçek iyi olabilir diye geçirdi içinden. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gözleri ile çiçekçi aradı. Sağa sola bakındı. Uzakta kırmızı ışıkların yanında bir çiçekçi gözüne ilişti. Koşar adım ilerledi. Sarı papatyalardan bir buket yaptırdı. Tekrar gerisin geri vapurun yanaşacağı rıhtıma döndü. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Soluk soluğa kalmıştı. Sağ elini yüreğine götürdü. Avuç içiyle kalp atışlarını dinledi birkaç saniye. Vapur rıhtıma yanaştı ve büyük bir insan kalabalığı hızla ilerlemeye başladı. Kadını gördü uzaktan. Kırmızı şapkasını, kırmızı elbisesini ve kırmızı ayakkabılarını ta uzaktan seçebiliyordu. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kadın geldi adama sarıldı. Konuşmadı ama. Uzun uzun sarıldı. Adam kadının kokusunu içine çekti. Fesleğen kokusu gibi geldi kadının kokusu. Bir sabah uyandığından mutfak penceresinde duran ve avuçlarına aldığında eline geçen o derin koku. Adam gözlerini kapattı. Kadın, ellerini daha bir sıkı kavuşturdu adamın omuzlarına. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sonra elele tutuştular ve yürümeye başladılar. Adam yürürken uzattı bir buket sarı papatyayı. Kadın sadece gülümsedi. Ama gözlerinin içinde kahkahalar vardı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Devam Edecek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8093722996001891508?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8093722996001891508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8093722996001891508&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8093722996001891508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8093722996001891508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/09/adam-ve-kadn-ve-sukut-1.html' title='Adam ve Kadın ve Sükut-1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WYNsfz7mpGw/Tnw7-R5xh-I/AAAAAAAABDs/GZ6g2SZ6IaM/s72-c/r%25C4%25B1ht.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3512045296170522109</id><published>2011-09-23T10:20:00.006+03:00</published><updated>2011-09-23T10:28:40.813+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muzaffer Özdemir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet emin toprak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='barış bıçakçı'/><title type='text'>Yurt ve Muzaffer Özdemir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LIe7NUmrN4o/TnwzpbWnX_I/AAAAAAAABDk/4_qR5Pi2usM/s1600/yurt%2Bfilm-1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LIe7NUmrN4o/TnwzpbWnX_I/AAAAAAAABDk/4_qR5Pi2usM/s400/yurt%2Bfilm-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5655452018880765938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Muzaffer Özdemir benim &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/search/label/nuri%20bilge%20ceylan"&gt;Nuri Bilge Ceylan&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; filmleri ile tanıdığım ve sevdiğim bir adam. Oyunculuğa arkadaş ricası ile başlamış, Cannes'da en iyi erkek oyuncu dalında &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/search/label/mehmet%20emin%20toprak"&gt;Mehmet Emin Toprak&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; ile ödül aldığında bile ortalıklara pek çıkmayan birisi o. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu yıl 18. düzenlenen &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://www.altinkozafestivali.org.tr/index.php?option=com_k2&amp;amp;view=item&amp;amp;id=572:yurt&amp;amp;Itemid=240&amp;amp;lang=tr"&gt;Altın Koza&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;'da onu yönetmen olarak görünce heyecanlandım açıkçası. şimdi onun filminin gösterime gireceği tarihi beklemekteyim. Umarım kısa zamanda izleyici ile buluşur. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu arada filmin ikinci sürprizi ise Barış Bıçakçı'nın yönetmen yardımcılığı. Bir taşla tam üç kuş aynı filmde desek abartı olmaz heralde. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Filmin konusu: &lt;/strong&gt;Karamsar ve nevrotik mizaçlı bir mimar olan Doğan, İstanbul yakınlarında arkadaşlarıyla kamp yaparken hastalanır. Danıştığı doktoru kendisine seyahat önerir. Sıla özlemiyle çocukluğunun geçtiği fakat uzun yıllardır göremediği memleketine tatile gider. Modern tekno-liberal zihniyet her yeri eşbiçimli hale dönüştürmüş, yeryüzüne yaptığı düşmanlıklar en ücra köşelere kadar sızmıştır. Doğan, zamanın bitip tükenmek bilmediği, dış dünyayı yalnızca kişiliğinin bir uzantısı gibi gördüğü sükûnet halindeki yurdunu boşuna arayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3512045296170522109?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3512045296170522109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3512045296170522109&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3512045296170522109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3512045296170522109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/09/yurt-ve-muzaffer-ozdemir.html' title='Yurt ve Muzaffer Özdemir'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LIe7NUmrN4o/TnwzpbWnX_I/AAAAAAAABDk/4_qR5Pi2usM/s72-c/yurt%2Bfilm-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8046021090667929969</id><published>2011-09-20T14:54:00.002+03:00</published><updated>2011-09-20T14:55:36.524+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyfi Teoman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Benim Küçük Çaresizliğim ve Sevmek</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5n8z9icwVmE/Tnh_JUujTwI/AAAAAAAABDc/6hufodF-UuY/s1600/bb%25C3%25A7.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 170px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-5n8z9icwVmE/Tnh_JUujTwI/AAAAAAAABDc/6hufodF-UuY/s400/bb%25C3%25A7.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5654409130323169026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Aklıma düştü. Bir patlama sonrası Ankara. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Ankara’da değilim şimdi. Her gün kaç defa geçtiğim o sokak. O köhne merdivenler. O seyyar satıcılar. Kalem, incik bocuk, çengel iğne, naylon cüzdanlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sonra bir film. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Kendimi rahatlatan filmlerden biri. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Bizim büyük çaresizliğimizi anlatan o film. Aklıma hemen düşen ‘sevmek’ üzerine bir film. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sevmek ne ulu bir kelime. Şehri, sokakları, yağmuru, gece ıssızlığını… sonra bir kadını sevmek. Onun odasına girip oturmak çıtını çıkarmadan. Ulu orta konuşmadan sevmek. Yaşadım mı böyle şeyler inan hatırlamıyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Yastığına sinen ten kokusu. Odasında duvarlara sinen o parfümü. Pencereler açılınca aheste aheste sallanan perdelere değen saçları. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sevmek alacakaranlık gibi. Hiç aydınlık olmaz. Umut yitirilmez ama. Korkarsın sürekli. Ama sevmek hep ağır basar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Ah! Sevmek. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Kenti yağmurlu bir gece tek başına adımlamak gibi. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;O ‘ahmak ıslatan’ın altında saatlerce. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bu filmin bende ne çok hatırası var. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Yazabilsem… yazabilsem… yazabilsem…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8046021090667929969?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8046021090667929969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8046021090667929969&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8046021090667929969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8046021090667929969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/09/benim-kucuk-caresizligim-ve-sevmek.html' title='Benim Küçük Çaresizliğim ve Sevmek'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5n8z9icwVmE/Tnh_JUujTwI/AAAAAAAABDc/6hufodF-UuY/s72-c/bb%25C3%25A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7346597316420381665</id><published>2011-09-09T14:00:00.001+03:00</published><updated>2011-09-09T14:05:27.408+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Sarı ve Müjdat...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-J67mAWBQk6c/TmnyqCfPwvI/AAAAAAAABDU/rCfrFMi9ymU/s1600/child%2B%25C3%25A7ocuk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 236px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-J67mAWBQk6c/TmnyqCfPwvI/AAAAAAAABDU/rCfrFMi9ymU/s400/child%2B%25C3%25A7ocuk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5650314011549352690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Babama bir gün dedim ki: “&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;ben tır şoförü olmak istiyorum.”&lt;/i&gt; Daha on üçümde ya var ya yokum. Babam gazeteden başını kaldırdı ve gülümsedi: “&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;peki.&lt;/i&gt; ” &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;O an hayalimin önündeki tek engel babam aradan çekildi ve ben hayalin gerçeğe dönüşmesi problemi ile başbaşa kaldım. Bazen hayaller öyledir. Gerçekleşme ihtimali bile sizi ürkütür. O hep bir düş olarak kalmalıdır. Yastığa başınızı koyduğunuzda tutkuyla istemeli ancak önünüze geldiğinde korkuyla titremelisinizdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;O gün de öyle oldu işte. Korktum. Okulu kırmak güzeldi de bırakıp bambaşka bir tünele girmek cazip gelmedi gözüme. Odama döndüm. Bir kitap açtım. Sırtüstü yattım. Kitabı okumadım ama yüzüme örttüm. Selüloz kokusunu içime çektim. Kelimelere bir bir yuttum sanki. Pencere açık değildi. Biri olsa da şu pencereyi açsa dedim içimden. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Nefesim kitabın sayfalarına çarpıp tekrar yüzüme vuruyordu. Anneme sarılmak istedim. Doyasıya koklamak onu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Kitabı yüzümden kaldırdım usulca. Kitapta ilk gördüğüm paragrafı bir çırpıda okudum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;&lt;span style="'line-height:115%;font-family:font-size:12.0pt;"&gt;“Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden. İnanırdım saadetli yolculuklara. Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz. Bütün hızımla koşardım dalgalara. O zaman beni görseydiniz.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Ağlamaya başladım. Neden ağladığımı bilmeden ağladım. Sonra apar topar yüzümü yastığa silip ayağa kalktım. Kitabı masanın üzerine fırlatıp evden kaçarcasına uzaklaştım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Gurub vaktiydi. Annemin kapının çat diye kapanması sonrasında “&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;oğlum yemek hazırdı nereye gidiyorsun&lt;/i&gt;” diye seslendiğini merdiven tırabzanlarına tutunurken hayal meyal duydum. Birer ikişer indim basamakları.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Koşa koşa yukarıda ki ana caddeye vardım. Sokakta kimsecikler yoktu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Bir an durakladım. Ellerimi yumruk yapıp ters bir hamleyle gözyaşlarımın ıslattığı yanaklarımı kuruladım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Başımı,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;gövdemi öne eğdim. Dizlerimi kırdım ve ellerimi diz kapaklarıma koydum. Hızlı nefes alışlarımı kamyon homurtusu olarak duyuyordum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Yanımda birinin dikildiğini gördüm.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Ama sadece ayakkabılarını. Sarı kocaman converse ayakkabılar. Bizim Müjdat abiydi bu. Converselerin üzerinde sarı çoraplar ve mavi bir kot. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;“Naber lan Sarı” dedi. “N’oldu?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;Kafamı tam kaldıracaktım ki…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="'line-height:115%;font-family:font-size:12.0pt;"&gt;Devam edecek…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="';font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Fotoğraf: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/selnurokudan/4476447775/"&gt;Gezimania&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7346597316420381665?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7346597316420381665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7346597316420381665&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7346597316420381665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7346597316420381665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/09/sar-ve-mujdat.html' title='Sarı ve Müjdat...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-J67mAWBQk6c/TmnyqCfPwvI/AAAAAAAABDU/rCfrFMi9ymU/s72-c/child%2B%25C3%25A7ocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-204658294561986016</id><published>2011-08-19T14:37:00.002+03:00</published><updated>2011-08-19T14:39:46.474+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Yağmur</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--UTUFyB7Flg/Tk5Ldzz4dtI/AAAAAAAABDE/xf_rTgUgdyE/s1600/hand%2Brain.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/--UTUFyB7Flg/Tk5Ldzz4dtI/AAAAAAAABDE/xf_rTgUgdyE/s400/hand%2Brain.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642530358637917906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Uzakta&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;tepelerin ardında bir yağmur yağıyor ve ben o yağmuru hissediyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Burnuma bir iki damla üşüşüyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gözlerimde hafiften bir ışıltı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dudaklarım yayılıveriyor yanaklarıma doğru.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kabullen artık ben o yağmuru hissediyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Toz bulutunu görebiliyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Önümde çırpınan dal parçaları, yapraklar…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yağmur ne güzel de yağıyordur diyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne güzelde yağıyorsun&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yağmur.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-204658294561986016?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/204658294561986016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=204658294561986016&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/204658294561986016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/204658294561986016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/08/yagmur.html' title='Yağmur'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/--UTUFyB7Flg/Tk5Ldzz4dtI/AAAAAAAABDE/xf_rTgUgdyE/s72-c/hand%2Brain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-724577326333808921</id><published>2011-08-15T14:45:00.003+03:00</published><updated>2011-08-15T14:51:25.329+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Karnım Acıkmıştı (Bölüm 2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6-bj8PH0PP0/TkkIDqnGo_I/AAAAAAAABC0/eiIQR4QCPsQ/s1600/Sucuk-2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 323px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-6-bj8PH0PP0/TkkIDqnGo_I/AAAAAAAABC0/eiIQR4QCPsQ/s400/Sucuk-2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641048867329188850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/2011/04/karnm-ackmst.html"&gt;Hikayenin Başı&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; (Bölüm 1)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;O an durdum. Açıkçası korktum diyelim. Sürekli ekmek almak için uğradığım bu bakkal ilk kez bu kadar korkunç göründü gözüme.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Buzdolabının arkasına doğru hafifçe ilerledim. Kafamı kaldırıp dolabın üstüne baktığımda bakkalın oğlu Haşim’i gördüm. Haşim’e seslenince zaten yerde başını tutmaya çalışarak kalkmaya çalıştığından korktu. İki sandalyeyi birleştirip sobanın yanında uyuklarken aniden yere kapaklanmış. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;‘Abi, korkuttun beni’ dedi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;‘korkmak iyidir’ dedim. ‘aklını başına getirir insanın’&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;‘Akıl mı var abi zaten ben de ‘ dedi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Babasını sordum. Bu saatte genelde Haşim dükkânda durmazdı pek. 15-16 yaşlarında bir çocuk Haşim. Esmer kıvırcık saçlı. Okumamış, okula gitmemiş. Babası: ‘Bakkalda ara sıra durdurdum paranın tadını alınca okumadı’ derdi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Orta sondan terk edince eğitimini babası bari meslek öğrensin diye aşağı cadde de bir lokantaya verdi bu Haşim’i. Lokanta dediğimizde işte on metre bir yer. İki masa var bir yerde kuru, pilav, kavurma, patlıcan kebap, camekânın önünde ise tavuk döner mütemadiyen dönüyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Bakkal, oğlu aşçı olur diye verdi Haşim’i. Haşim ise hep dalgın ve aklı havalarda halinden kurtulamadı. Fakat lokantada çalışmaya da devam etti. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Babasının mahalleden birkaç komşuyla define aramaya gittiklerini söyledi. Bakkal’ın bu karda kışta nasıl bir define aradığını merak ettim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Haşim’e ekmeğin parasını uzattım. Al şunu karnım aç zaten deyince ‘Abi ben sana soba üstünde yarım sucuk pişiririm’ dedi. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;‘Biraz laflarız’&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Dolaptan bir kangal sucuk çıkarttı. Tezgâhın üzerinde kabuğunu soydu. İkiye böldü. Sobanın altından uzun ve kalın şişi aldı ve sucuğu taktı. Sonra sobanın kapağını kaldırdı. Sobanın ateşi iyice köz olmuştu. Şişi sobanın içine batırdı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;Beş dakikaya kalmadan sucuk hazırdı. Elimdeki ekmeğin içini açtı. Sobadan çıkan sucuğu ekmeğin içine çekti bıraktı. Abi dur ben sana bir de meyvalı soda açıyım deyince sadece ‘Eyvallah Haşim’ dedim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify" align="justify"&gt;O gece uzun bir süre Haşim’in lokanta maceralarını dinledim. Bunları da peyderpey anlatacağım.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-724577326333808921?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/724577326333808921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=724577326333808921&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/724577326333808921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/724577326333808921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/08/karnm-ackmst-bolum-2.html' title='Karnım Acıkmıştı (Bölüm 2)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-6-bj8PH0PP0/TkkIDqnGo_I/AAAAAAAABC0/eiIQR4QCPsQ/s72-c/Sucuk-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3268334348925051615</id><published>2011-07-26T16:41:00.001+03:00</published><updated>2011-07-26T16:48:04.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Kaybedenler Kulübü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Mn53F25o8ug/Ti7FY5bN02I/AAAAAAAABCU/qXqu6IMg57s/s1600/KAYBED%257E1.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Mn53F25o8ug/Ti7FY5bN02I/AAAAAAAABCU/qXqu6IMg57s/s400/KAYBED%257E1.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5633657215409574754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Durgun bir su gibiyim. Durdukça buharlaşan, yosun bağlayan. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Mezar taşlarının yanına uzanmak istediğim oluyor. Uzanıp ölülerle el ele, ölümlülere bakmak istediğim de oluyor. Kaybedenler Kulübü’nden bahsedecektim. Film bana en çok ölümü hatırlattı her karesinde. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Sayın dinleyenler, ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bunun üzerine daha ne söylenebilir ki. Mezar taşlarının arasında dolaşıp kendini aramak yahut farklı kadınların bedenlerinden içinde biriken ölüm tortusun unutacağını zannederek avunmak hüzünlü bir kısa öykü gibi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Adam tüm kadınları sever, onların gözlerine bakar ama sonrasından birden ağlamaya başlar. O kadınlar onun kendi yaraları için kısa süreli pansumanlardır belki de. Adam gözlerine bakar sonra kendi gözlerinden yaşlar gelir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;An, yol ve durak…&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Titizleniyorsun. Aradığın, konuşmaktan hoşlandığın insanlar var. Her akşam birkaç kadeh te içiyorsun. Sonra konuşmaca, konuşmaca, konuşmaca…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Kafanın tam merkezinde hep ölüm ciddiyeti ama. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Her yaptığın şaka da, baydığın, baygınlaştırdığın veya kendinden geçirdiğin kadınların gözbebeklerinde.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Kadınların omuzlarında sigara içiyorsun. O omuzların gerisinde hep hüzünlerin ve ardı sıra bir çok kadının omzu da var. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Aynı kaderi isteyen insanlarla doluyor etrafın. Aynı yağmuru sırılsıklam göğsünde hissetmek isteyen bir sürü insan. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Ve çakmağını çıkarıp umut ışığı gibi yakıyorsun onlara. Lakin senin kaderin için en ufak bir parıltı yokken… bir sigara daha yak hadi. Keyfe keder. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Kederler en çok keyiflenince mi unutuluyor ki…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sonra bir pikaptan çalan melodram parça. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Akşamları yürümek istiyorsun. Bir bankta bir iki amatör yelkenliyi seyretmek… kurşun gibi ağır sözleri de var ya kadınların. Öldürse keşke beni. Öldürse…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Makinenin içinde birkaç mezar fotoğrafı. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Kendinin seyredebileceği. Herkese dair ölülerin fotoğrafları…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Korkuyorum ölmekten. Sen de bunu bil.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Rahatım da tam yerindeyken. Bembeyaz kesildi yüzüm.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Radyoda konuşmalar susuyor. Ardı sıra ekmek arası yarım köfte. Yanında acı mezar taşları. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Işığın kaybolduğu ve düştüğüm.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Neden korkuyorum ölümden biliyor musun?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3268334348925051615?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3268334348925051615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3268334348925051615&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3268334348925051615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3268334348925051615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/kaybedenler-kulubu.html' title='Kaybedenler Kulübü'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Mn53F25o8ug/Ti7FY5bN02I/AAAAAAAABCU/qXqu6IMg57s/s72-c/KAYBED%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3181480724954140554</id><published>2011-07-20T08:57:00.001+03:00</published><updated>2011-07-20T08:59:02.894+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Yalnızlar Kulübü'nden Kaybedenler Kulübü'ne</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-FSL9o7PbMao/TiZuib2sddI/AAAAAAAABCM/aghYQlt5xqY/s1600/dd.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-FSL9o7PbMao/TiZuib2sddI/AAAAAAAABCM/aghYQlt5xqY/s400/dd.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631309921945155026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neler düşünüyorum burada bir bilsen yalnız. Sabahın beşi çeyrek geçesinde kalktım kahvaltı hazırladım kendime.  Pencereleri açtım. Kuşların pencereden süzülüverecek gibi ötüşlerini dinledim. Balkona çıktım. Üşüdüm. Üzerime hırka almadım ama. Böyle tatlı bir üşüme istedim işte.  Isıtıcı kaynattı suyu. Sallama çay yaptım. Biraz peynir ve siyah zeytin koydum tepsiye.  Pencereleri kapatıp perdeleri açtım. Başımı öne eğdim. Ayaklarımı izledim. Öylece dakikalarca ayaklarıma takıldı gözlerim.  Çayımdan bir yudum aldım. Tekrar eğdim başımı. Ayak parmaklarıma bakarken yürüdüğüm patikaları, koştuğum yolları düşündüm. Öyle bir düşünme ki kaldırıp ellerimi ayağımı yere değmeden uçuyormuş gibi oldum. Bir bir oynatmaya çalıştım sonra parmaklarımı. Ama hiçbiri tek oynamadı. Ya hep ya hiç dediler. Ağzıma bir zeytin tanesi attım. Çekirdeğini çıkarıp koydum tepsiye. Sonra o lokmayı çiğnedim durdum.  Tepsideki zeytin tanesi gibi yalnızdım. Yalnızlar kulübünün son üyesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kaybedenler Kulübü&lt;/span&gt; ise bu yalnızlığın üstüne seyredildi ve yazılmayı beklemekte...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3181480724954140554?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3181480724954140554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3181480724954140554&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3181480724954140554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3181480724954140554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/yalnzlar-kulubunden-kaybedenler.html' title='Yalnızlar Kulübü&apos;nden Kaybedenler Kulübü&apos;ne'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-FSL9o7PbMao/TiZuib2sddI/AAAAAAAABCM/aghYQlt5xqY/s72-c/dd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8717067467240238415</id><published>2011-07-19T16:37:00.002+03:00</published><updated>2011-07-19T16:40:15.676+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlana idris'/><title type='text'>Ellerimizin büyük boşluğu...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-HEBmIpenCh0/TiWJLAQyn6I/AAAAAAAABCE/857H04umkIE/s1600/ellerimiz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 182px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-HEBmIpenCh0/TiWJLAQyn6I/AAAAAAAABCE/857H04umkIE/s400/ellerimiz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631057731238666146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldik işte bunlar ellerimiz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarda ellerimizin büyük boşluğu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8717067467240238415?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8717067467240238415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8717067467240238415&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8717067467240238415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8717067467240238415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/ellerimizin-buyuk-boslugu.html' title='Ellerimizin büyük boşluğu...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-HEBmIpenCh0/TiWJLAQyn6I/AAAAAAAABCE/857H04umkIE/s72-c/ellerimiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8034595662226864001</id><published>2011-07-13T16:25:00.003+03:00</published><updated>2011-07-13T16:35:29.215+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>non je ne regrette rien*</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-_d1zHIpq12c/Th2fFC6LnQI/AAAAAAAABB8/pCBSMZd44us/s1600/marseille.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-_d1zHIpq12c/Th2fFC6LnQI/AAAAAAAABB8/pCBSMZd44us/s400/marseille.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628830018312051970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;   &lt;p class="MsoNormal" align="justify" style="text-align:center"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=non"&gt;&lt;span style="color:windowtext;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Şimdi masamın başında bir bilgisayar ekranının düşük yoğunluklu ışığında sana bu satırları yazıyorum. Gözüm hep pencerenin dışına dalıp gidiyor. Şehrin diğer yamacında, başka evlerin ve başka hayatların ışıklarını seçmeye çalışıyorum. Sonra birden cama yansıyan kendi görüntümün farkına varıp ürperiyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;Bu ben miyim acaba?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;Solgun ve durgun bir yüz, gümüşe yakın kırlaşan saçlar ve suratımda birkaç günlük bir sakal. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;Aklıma seni ilk kafede gördüğüm parçayı buluyorum müzik listemden. Her zaman ki gibi Kaldırım Serçesini dinlerken hislerimi anlatmam gerek. Seni ilk gördüğümden bugüne geçenleri. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien,&lt;br /&gt;ni le bien qu'on m'a fait, ni le mal,&lt;br /&gt;tout ça m'est bien égal.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Seninle değişen hayatımı ve değişen hayatıma seni alamamanın verdiği burukluk; kekremsi bir tat dilimin ucunda. Anla işte. Ama nasıl diyeceksin gerçi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Sana garsonla gönderdiğim o köstekli saatin hikâyesini de anlatmalıyım ve niçin sana bıraktığımı o saati. Bu satırları okurken avucunun içinde durmasını istiyorum o saatin. Bil ki saatin tik takları yüreğimin sana karşı nasıl da bir güvercin ürkekliğinde attığının da şahidi olacak. Çünkü o saati sana vermeden önceki son gece, yüreğimin üstüne gelecek şekilde koydum gömlek cebime. Kurmadım ama. Senin eline geçtikten sonra senin kurmanı bekledim. Ve güneşli bir Salı günü yine aynı köşeden saati garsonun sana getirmesini ve yüzüne yansıyan o şaşkınlığı izledim. Kapağı kaldırınca içerisinde ufak bir not bırakmıştım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;« Lütfen kur ve tik takları dinle »&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kurmaya çalışırken verdiğin arı çaba ve kulağına götürürken ki anı hala unutamıyorum. Belki de uzak denizlerin gemilerinin güvertelerinde ilk aklıma bu görüntü gelecek. Aynı bir sinema karesi gibi. Bilirsin seni de ilk sinema salonunda görmüştüm. Görmüştüm dememeli aslında ilk sinema salonunda duymuştum o buruk duru sesini.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;bilmiyorum nasıl sever başkaları&lt;br /&gt;eskiden nasıl severlerdi,&lt;br /&gt;yaşıyorum, bakarak, severek seni,&lt;br /&gt;aşk tabiatımdır benim&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Yine kelimeler uçsuz bucaksız bir sahranın kumları arasında kayboluyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ah! Unuttum evet sana köstekli saatin hikâyesini anlatacaktım. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Saatin kapağını açtığında da göreceksin ki; üzerinde büyük bir gemi resmi var. Dedem gemiciydi. Bu saati de uzun seferlerin birinde Cebelitarık limanında birkaç saatlik mola verdiğinde oranın çarşısından almış ilk gençlik yıllarında. Ondan sonra da hiç çıkarmamış cebinden. Babaannem babama hamileyken, dedemin yine uzun bir sefere gitmesi gerekmiş. Bu sefer hiç yanından ayırmadığı saatini babaannemin avuçlarının arasına bırakmış. Ona sıkıca sarılmış ve « &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;belki dönemezsem bu saati doğacak evladıma yadigâr olarak bırakıyorum&lt;/i&gt; »&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Dedem gerçekten de bir daha geri dönmemiş. Gemi nereye gitmiş. Dedem bambaşka diyarlara mı yelken açmış yoksa gemi bir azgın fırtına da sürüklenip taifeyi soğuk sulara mı sürüklemiş belli değil.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Babam doğduktan sonra yıllarca bu hikâye ile büyümüş. Görmediği babasının soluk bir fotoğrafı ve ondan ona yadigâr kalan üzerinde gemi resmi olan köstekli bir saat. Babaannem babamın gemici olmasını istememiş ama babasının bıraktığı o yadigâr saat babamın içine işlemiş. İşte bir gün habersizce bir yük gemisine atlayıp açılmış uzak denizlere. Sonra zar zor annemle evlendirilen babam ve sonrasında ben doğmuşum. Babam yine böyle bir sefer öncesinde (dedem gibi içine mi doğmuş bilemiyorum) bu saati elime tutuşturdu ve soğuk bir kış günü pencerenin arkasında onu uğurlarken sokağın başından kayboluverdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ve babasının kaderini yaşayan evlat misali babamda bir daha geri dönmedi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;İşte o zamana kadar denizle ilgisi olmayan ben. İçime okyanus gibi bir kurt düştü. O kurt, ortaokul yıllarımdan ilk gençlik yıllarına dek içimi kemirdi. Ve bir gün lise öğrenimini bitirir bitirmez annemin gözyaşları arasında Karaköy Limanından kalkan jilete çıkması için benim ilk seferime çıkmamı bekleyen bir gemiyle hasret kokan sulara açıldım. Artık birkaç aylık deniz yolculuklarına çıkıyor. Sonra 15 gün bu kentte yazgılarıyla yüzleşmiş annemi ziyaret ediyor ve denizin yılgınlığını ve yalnızlığını üzerimden atan filmleri seyretmek için sinema salonlarının koltuklarını dolduruyordum. Böyle anların birinde sen çıktın karşıma işte. Ve ilk olarak Marsilya limanın arkasındaki döküntü cafelerinin birinde dinlediğim « kaldırım serçe » sinin parçasının eşliğinde senin kahveden bir yudum almanı izliyorum. Kahvenin dumanı gözlerinin buğusuna karışıyor. O karışım geliyor gözlerimi gözlerine değdiriyor ama sen fark edemiyorsun. Belki hissediyorsun ama bir anlam veremiyorsun. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien,&lt;br /&gt;ni le bien qu'on m'a fait, ni le mal,&lt;br /&gt;tout ça m'est bien égal.&lt;br /&gt;non, rien de rien,&lt;br /&gt;non, je ne regrette rien&lt;br /&gt;car ma vie,&lt;br /&gt;car mes joies,&lt;br /&gt;aujourd'hui,&lt;br /&gt;ça commence avec toi...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;O eflatun müzik kulaklarımda yankılanıyor. Bütün limanlar da bu ses ve gözlerin parlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;bana yapılmış iyilikler ve kötülüklerin&lt;br /&gt;hepsi aynı bana&lt;br /&gt;hayır, hiç, ama hiçbir şeyden&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyden pişman değilim&lt;br /&gt;çünkü yaşamım,&lt;br /&gt;çünkü zevklerim&lt;br /&gt;seninle başlıyor bugün&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ve artık sabahın ilk ışıklarıyla elveda demenin tam vakti. Gemi limandan ayrılır öğlene doğru. Bu satırları okuduğunuzda ben yavaş yavaş boğazı çıkmış oluru. Alnım sert rüzgârlara dönük.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Şunu iyi bilin ki babalar oğullar ve torunların kaderleri hep birbirine benzer. O sebepten kendi kaderimin ortasına çekemem sizi. Bu hatıram sizle beraber kalsın bir ömür boyu. Biri vardı deyin bu cafede günlerce beni izleyip anlamadığım. Biri vardı maşuka aşkını açamayan biri.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt;&lt;span style="';font-size:9.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil&lt;br /&gt;o kadar neden var ki, o kadar az,&lt;br /&gt;böyle olmalı aşk&lt;br /&gt;kuşatan, genel&lt;br /&gt;üzgün, müthiş,&lt;br /&gt;bayraklarda donanmış, yaslı,&lt;br /&gt;yıldızlar gibi çiçek açan,&lt;br /&gt;bir öpüş kadar ölçüsüz.&lt;br /&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:150%" align="justify"&gt; &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;*&lt;em&gt;hiçbir şeye pişman değilim&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8034595662226864001?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8034595662226864001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8034595662226864001&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8034595662226864001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8034595662226864001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/non-je-ne-regrette-rien.html' title='non je ne regrette rien*'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_d1zHIpq12c/Th2fFC6LnQI/AAAAAAAABB8/pCBSMZd44us/s72-c/marseille.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3727109827551468729</id><published>2011-07-01T17:22:00.001+03:00</published><updated>2011-07-01T17:23:50.198+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömer faruk sorak'/><title type='text'>Aşk Tesadüfleri Sever (2010)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sXtWn-0UPVg/Tg3YWacur8I/AAAAAAAABBs/xpGM5fmIY-o/s1600/ats.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 232px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-sXtWn-0UPVg/Tg3YWacur8I/AAAAAAAABBs/xpGM5fmIY-o/s400/ats.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624389389224161218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şehirler sevilir. Çocukluğun geçtiği şehirler daha çok sevilir. Ankara ve çocukluk. Ömrün en güzel kırpıntıları. Dokunsan ağlatacak hatıralar. Ve ardından bir film. Sevilesi, çocukluğun Ankara’da geçtiği. Sonra seyredilip o tadın yakalanamadığı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk ve Ankara… Bizim Büyük Çaresizliğimiz daha sıcaktı sanki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmeli ve yazmalı… Daha sonra ama…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3727109827551468729?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3727109827551468729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3727109827551468729&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3727109827551468729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3727109827551468729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/ask-tesadufleri-sever-2010.html' title='Aşk Tesadüfleri Sever (2010)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sXtWn-0UPVg/Tg3YWacur8I/AAAAAAAABBs/xpGM5fmIY-o/s72-c/ats.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8135011272450738904</id><published>2011-07-01T17:00:00.003+03:00</published><updated>2011-07-01T17:12:56.747+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seren yüce'/><title type='text'>'Çoğunluk' üzerine değinmeler...(3)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-UyxrHDXlmn4/Tg3V2JUvQ2I/AAAAAAAABBk/Axufm2n0Qso/s1600/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 232px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-UyxrHDXlmn4/Tg3V2JUvQ2I/AAAAAAAABBk/Axufm2n0Qso/s400/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624386635848172386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mertkan’ın kendine gelmesi için uzun bir inziva dönemi iyi geçmelidir. Ancak, bu dönemde o vicdanını açacağına babasına dönüşür. Üst-orta sınıf yemek masasında hiçbir farkı yoktur artık. Semboller, kafa karışıklıkları ve sevda kirleri temizlenir. Pir-ü pak oturur o yemek masasına. Kız nerde köyünde. Öldü mü kaldı mı belli değil. Ya taksici. Üç beş kuruş eline sıkıştırıldı dayakta cabası. hadi güle güle… Sen sağ ben selamet. Biz böyleyiz işte. İnsanoğlu! Her yakıp yıkma sonrası vicdanın temizleyecek bir şeyler bulur. Bu en kolayıdır, en pratiği. Tak çıkar ve rahatla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm kimin için var? Kime gelecek ölüm? Bilinmez… Aynı sokaklar… Aynı çirkin suratlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En trajiği annenin durumu, evde 3 erkek büyütmüş. Hepsi de birbirinin kopyası. Duygusuz, sert ve duyarsız bu adamların yüzünden kendini televizyon, mutfak, sigara girdabına gömmüş. Oğlunun gönül ilişkisinde bile ağırlığını koymaktansa baban doğru söylüyor diyerek raydan çıkartmamış ruhunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en güzel sahnelerinden biri yukarıdaki fotoğrafta anlatılıyor. Mertkan, ufak bir destek bulsa gemileri yakacakken anne savrulması nedeniyle sofranın uysal kuşu oluveriyor… Annesine sarılarak bir ağlasa. Çözülecek diller, yürekler, evren…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8135011272450738904?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8135011272450738904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8135011272450738904&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8135011272450738904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8135011272450738904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/07/cogunluk-uzerine-deginmeler3.html' title='&apos;Çoğunluk&apos; üzerine değinmeler...(3)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-UyxrHDXlmn4/Tg3V2JUvQ2I/AAAAAAAABBk/Axufm2n0Qso/s72-c/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-9169100715375342729</id><published>2011-06-17T15:18:00.002+03:00</published><updated>2011-06-17T15:21:12.383+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Bal'ın Senfonisi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ni6nrEzO5Wc/TftGqJoDRzI/AAAAAAAABBU/LzxOTNtFNpk/s1600/bal-.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ni6nrEzO5Wc/TftGqJoDRzI/AAAAAAAABBU/LzxOTNtFNpk/s400/bal-.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619162650027181874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Senfonik bir çocukluk Yusuf’un yaşadığı. Çay bahçeleri, sırlı orman, evin altındaki kutlu atölye. Sonra, boş bir sınıfta tek başına tılsımlı şiiri okuyan kız. Sabahları içilen ılık süt. Az pişmiş yumurta. Göğe açılan bir kapı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Yusuf, bu ortamın içinden gelip şair oluyor. Tüm bunların üzerine binen baba özlemi. Ve bal… Ve arı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Bal’ı seyrederken hep nutkum tutuluyor. Bal ile yunuyor dört bir yanım. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Daha çok yazılacak var…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;Ama etkisinden çıkmalıyım önce bal evreninin.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-9169100715375342729?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/9169100715375342729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=9169100715375342729&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9169100715375342729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9169100715375342729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/06/baln-senfonisi.html' title='Bal&apos;ın Senfonisi...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ni6nrEzO5Wc/TftGqJoDRzI/AAAAAAAABBU/LzxOTNtFNpk/s72-c/bal-.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3009875410943183795</id><published>2011-06-16T10:05:00.001+03:00</published><updated>2011-06-16T10:07:10.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seren yüce'/><title type='text'>'Çoğunluk' üzerine değinmeler...(2)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-B3ku60-ildg/TfmreXhQRII/AAAAAAAABA8/QzBvCz7VlSo/s1600/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-B3ku60-ildg/TfmreXhQRII/AAAAAAAABA8/QzBvCz7VlSo/s400/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618710548319323266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mertkan’ın hikâyesi seyrettiğimden beri içime oturdu. Aslında hisli bir çocuk Mertkan. Gizli de olsa yatağıyla komodin arasında çöküp ağlayabiliyor. Dertli dertli içiyor. Düşünüp taşınıyor. Hepimizin yani tüm erkeklerin evlenene kadar yaşadığı baba-oğul ilişkisini en sertinden yaşıyor. Bunu filmin başlarında abisine de söylüyor. “sen evlendin kurtuldun” Mertkan, daha askerlik ritüelini tamamlayacak, babasının istediği kızla evlenecek. Yani evlenmekle de kurtulacağa benzemiyor. Yazgısı göbeğinden bağlı genç erkeklerden Mertkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk, Mertkan için belki çok erken geliyor. Beklenmedik anda. Zaten öyle değil midir? Ümüğünü sıkıyor. Bağlıyor kendine. Bir memleket meselesi işi kördüğüme çeviriyor. Bir tarafta orta sınıfın tuhaf ayinleri, diğer tarafta kırsalın töreleri kesip atıyor bu ilişkiyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mertkan için bu bulunmaz bir fırsat mı onu ilerleyen yaşamında görebiliriz ancak. Çünkü hem aşkın baskısı hem de baba baskısı birinden kurtulmayı gerektirebiliyor. Yakıcı hisler gece yarısında tetiklese de Mertkan’ı. Sonuçta bir boş dairede plastik sandalyelerde halüsinasyonlar görüyor.(Taksici meselesi önemli ve ileride değinmeye devam edeceğim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mertkan filmin afişinde de vurgulandığı gibi ailesiyle o orta sınıfın her akşam aynı saatlerde toplanan sofrasında kendine yer buluyor. Birkaç aya askere gidecek ve sonrasında da babası gibi olacaktır zaten .&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3009875410943183795?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3009875410943183795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3009875410943183795&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3009875410943183795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3009875410943183795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/06/cogunluk-uzerine-deginmeler2.html' title='&apos;Çoğunluk&apos; üzerine değinmeler...(2)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-B3ku60-ildg/TfmreXhQRII/AAAAAAAABA8/QzBvCz7VlSo/s72-c/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3183341119683478692</id><published>2011-06-15T16:28:00.000+03:00</published><updated>2011-06-15T16:28:00.384+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Aşk Hep Geç mi Gelir Evrenime?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-a6za-2NxEFI/TfdkS1CNg4I/AAAAAAAABA0/Gs_85u9f-bI/s1600/cafe%2Bb%2526w.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 149px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-a6za-2NxEFI/TfdkS1CNg4I/AAAAAAAABA0/Gs_85u9f-bI/s400/cafe%2Bb%2526w.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618069334804759426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ayaklarımın beni zorla götürdüğünü hissediyorum. Yine sinemaya tek başıma gidiyorum. Yine hiç kimsenin seçmeyeceği, gözyaşlarımın yanaklarımdan omuzlarıma düşeceği bir aşk filmini seçip; koskoca salonda belki benim gibi ruh haline sahip insanlarla ya da yeniyetme aşıklarla izleyeceğim. Kocaman salonda koltuğa gömülüp, bedenimi koltuğun üzerinde bırakıp ruhumla perdenin içerisinden filmin derinliklerine ineceğim. Sert bir gong sesiyle verilen arayla mıhlandığım yerden kalkamayacağım. Sonra verilen arada aldıkları kola ve patlamış mısırları keyifle ve büyük bir gürültüyle götüren neşeli çiftleri umursamadan kendi hüznümün selinde boğulacağım.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Seçtiğim film belki hüznümü katlayacak türden. Tam bir aşk filmi değil. Hayata tutunamayan üç kadının öyküsü. Kimi kayıp gidiyor bu hayattan, kimi ise uzaklaşmak istedikçe en merkezine doğru bir güç tarafından çekiliyor. İradesizce bir çabayla salona giriyorum. Yergöstericinin istediğiniz yere oturabilirsiniz sözünü gelişigüzel dinliyorum ama yine de dediğini yapıp dilediğim yere oturuyorum. Birkaç dakika hiçbir şey yapmadan sinema salonunun loş aydınlığında filmin başlamadan bitmemesini istiyorum zaman dursun ve ben işte burada kendi benliğimden soyutlanmak istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Arka sıraya birilerinin oturduğu ayak seslerinden belli oluyor. Koltuğa yerleşme ve üzerindeki palto ceket ya da montların yan taraftaki boş koltuğun üzerinde intizamlı bir şekilde yerleştirilmeleri ritüeli sürüyor birkaç dakikada. Bilemiyorum, bu kadar ayrıntıyı nasıl hatırlıyorum. Yoksa rüzgarın bile ben de bir hatıra mı bırakmış. Üzerimdeki kalın paltoyu hala çıkarmadığım fark ediyorum. Film başlasın çıkarırım diyorum içimden.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Başlasa keşke film.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Film başlasın&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Başlasın artık şu film.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;“Film başlamadan bir kahve içseydik keşke” diyor kadın sesi.&lt;br /&gt;Ve ardından “Filmden sonra her zamanki yerde içeriz” diyerek verilen cevabi ses. İkinci kadın sesi içime ince bir yağmur gibi işliyor. Islanıyorum bu sesin yağmurunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Filmden sonra her zamanki yerde içeriz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık film başlasa da  önemi yok. Kısa bir ara verilse hemen, görsem o melodik sesin sahibini, ruhuma inen o güzel sesin sahibinin gözlerini görebilsem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne geride kalanlar ne gelecekte başıma gelebilecekler. Hepsi kendi gökyüzümde toz bulutu gibi dağılıyor. Bir kum fırtınası geliyor beynimi hallaç pamuğu gibi atıyor.&lt;br /&gt;Büyülü bir ses ve onun sahibi. Kulaklarımda “Filmden sonra her zamanki yerde içeriz” sözü yankılanıp duruyor. Hangi yer burası. Her zaman ki yer, benim için de her zaman ki bir yer olabilir mi? Onu devamlı görebileceğim bir yer. Kahve içerken onu seyredebileceğim bir yer.&lt;br /&gt;Kendi evi olmasa keşke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra film bitiyor çıkıyoruz onlar önde ben arkada. O sesin sahibinin hangisi olduğunu anlamam lazım önce. Biri irice ve sarışın, diğeri ise kumral ve çok zayıf. Bir hastalığı var sanki. Anlıyorum ki hastalıklı olanmış büyülü sesin sahibi. İyi hayal kırıklığına uğramadım bari. Yağmur hissetmeden ıslatıyor bedenimi. Yetişmeye çalışıyorum arkalarından. Sinemanın köşeyi döner dönmez yokuş aşağı iniyorlar ana caddeye doğru. Yağmur yavaş yağsana kaybedeceğim umut sesimi. Kaybedeceğim daha bulmadan yitirdiklerimi. Ana caddeye varmadan sağda bir cafeye giriyorlar ben de hemen arkalarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünü görebileceğim köşede bir masaya yerleşiyorum. Her hareketini uzun uzun izliyorum. Saçlarının uçları ıslanmış bu noktadan görebiliyorum. Keşke daha yakın bir masaya otursaydım diyorum. Hala üzerimde bu kalın palto. İçerisi sıcak. Zaten hem koşturmacadan hem de heyecandan tarifsiz terler boşanıyor vücudumdan. Ellerimi saçlarımın üzerinde gezdiriyorum. Bu sefer ellerim ıslanıyor. Kutudaki peçeteden çıkarıp ellerimi kuruluyorum. Gözlerim o masada ve o büyülü sesin omuzlarından masayı seyrediyor sanki. Bi sinek olsam konsam diyorum masanın orta yerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garsonu çağırıyorlar. Gülerek bir şeyler söylüyorlar. Garsonda tanıyor galiba. Her zaman ki gibi demişti ya ondandır. Birkaç dakika sonra garson siparişlerini getiriyor. Sonra benim masaya yöneliyor. Ben de garsondan onların istediği kahveden istiyorum.  Espresso Macchıato içiyorlarmış. O büyülü sesle aynı kahveyi tatmak istiyorum. O zayıf ve kumral kızla And dağlarında yılgın atların üzerinde kahve toplayıp ellerinden kahve içmek istiyorum artık.&lt;br /&gt;Bir saate yakın ben şaşkın ve tuhaf hallerde seyrediyorum. Saçlarıyla oynayışı. Sağ eliyle fincanın kulpundan tutuşu. Kahveden bir yudum aldıktan sonra tabağa koymadan elinde fincanı çevirmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarından kulaklarına yayılan tebessüm fırtınasıyla fezaya yükselip Küçük Prens gibi bir küçük gezegende bu büyülü sesle beraber yaşamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvelerine içtikten sonra bir taksiye binip gidiyorlar. Ben ise taksiye verecek param olmadığı için kahvecide öylece kalakalıyorum. Daha bitmemiş kahvenin sıcaklığı ise fincandan ellerime doğru geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üşür gibi oluyorum birden. Sıkıca bir battaniye olsa ya da ayaklarımın üzerine sıcak su torbası koysa haminnem. Yine bir hüsran mı yaşadıklarım. Bir kahve kokusunun aroması sarıyor her yanımı.&lt;br /&gt;Hep burada kalsam seni beklesem. Gelsen ve öylece karşı masada otursan. Yine bu kirişin arkasından göz ucuyla sana baksam. Kahve içişine, konuşmaların ardından hafif hafif gülüşlerine. Dudaklarından yanaklarına doğru yayılan o gamzeli tuhaf enerjiye. O gamzelerin arasından ruhuna inebilir miyim bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç hafta daha bekleyeceğim seni bu masada. Her zaman ki yerde dedin ya. Biliyorum. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir hafta sonra geleceksin ve yine bu masada karşımda nefis aromalar eşliğinde kahve dumanının arasında kaybolacaksın. Gözlerimin önünden kalbime kuyruklu bir yıldız gibi kayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3183341119683478692?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3183341119683478692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3183341119683478692&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3183341119683478692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3183341119683478692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/06/ask-hep-gec-mi-gelir-evrenime.html' title='Aşk Hep Geç mi Gelir Evrenime?'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-a6za-2NxEFI/TfdkS1CNg4I/AAAAAAAABA0/Gs_85u9f-bI/s72-c/cafe%2Bb%2526w.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7626394397300719659</id><published>2011-06-14T15:22:00.003+03:00</published><updated>2011-06-14T15:23:34.080+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>KumGöz</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-uIQWQyHOq2s/TfdSrB9sDHI/AAAAAAAABAs/SQn2WOm5n64/s1600/sandeye.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 247px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-uIQWQyHOq2s/TfdSrB9sDHI/AAAAAAAABAs/SQn2WOm5n64/s400/sandeye.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5618049959383010418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Uyuyamıyorum. Gözlerimin içinde kum taneleri. Kapattığım zaman kumlar dışarı sızıyorlar. Doktara gidiyorum. Doktor diyorum. Gözlerim kum çanağı. Artık kapatamıyorum bile. N’olur bir yardım et. Doktor, bana bakıyor ve gülümsüyor. Doktor sonra başını öne eğip reçeteye gülümsüyor. Elinde reprezant eşantiyonu parlak turuncu bir kalem. Gözlerim kum dolu evet ama görüyorum kalemi. Bilmiyorum işte. Tekrar gülümseyerek reçeteyi bana uzatıyor. Reçetenin üzerine gözlerimden kum taneleri düşüyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Reçeteye bakıyorum. Kargacık burgacık bir sürü kelime. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Okuyamıyorum doktor! Okuyamıyorum…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7626394397300719659?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7626394397300719659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7626394397300719659&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7626394397300719659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7626394397300719659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/06/kumgoz.html' title='KumGöz'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-uIQWQyHOq2s/TfdSrB9sDHI/AAAAAAAABAs/SQn2WOm5n64/s72-c/sandeye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5243526296148572534</id><published>2011-06-08T10:02:00.002+03:00</published><updated>2011-06-08T10:04:07.699+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cahit zarifoğlu'/><title type='text'>Acz'e ve Acı'ya....</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Up646HstLD8/Te8epT3hAkI/AAAAAAAABAk/x7n-dYx02Eo/s1600/3629900100_419b68513c_z.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 182px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Up646HstLD8/Te8epT3hAkI/AAAAAAAABAk/x7n-dYx02Eo/s400/3629900100_419b68513c_z.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5615740955410891330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Fotoğraf: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/11154127@N07/"&gt;&lt;strong&gt;Safa Demir&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5243526296148572534?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5243526296148572534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5243526296148572534&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5243526296148572534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5243526296148572534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/06/acze-ve-acya.html' title='Acz&apos;e ve Acı&apos;ya....'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Up646HstLD8/Te8epT3hAkI/AAAAAAAABAk/x7n-dYx02Eo/s72-c/3629900100_419b68513c_z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6947712536396303672</id><published>2011-05-30T09:37:00.001+03:00</published><updated>2011-05-30T09:40:47.787+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seren yüce'/><title type='text'>'Çoğunluk' üzerine değinmeler...(1)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Fgyp8hI4ASM/TeM7Muv_jLI/AAAAAAAABAY/xPfKQaUdul4/s1600/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Fgyp8hI4ASM/TeM7Muv_jLI/AAAAAAAABAY/xPfKQaUdul4/s400/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612394650527567026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mertkan’ın öncelikle devlete karşı duruşuna bakmak gerekir. Çoğunluğun içinde yer alıp devlete saygısını muhafaza eden ama meselesi olduğunda “işini bilen” bir topluluktan bahsediyor filmde. Mertkan, ilk devletle karşılaşmasında ağzından küfür kaçırıyor. Ona göre devlet şefkatli ve ona iyi davranır. Evinde gibi konuşuyor. Arabanın teybini çaldırınca soluğu karakolda alıyor ve ifadesi alınırken içindeki çocukça ruhu ortaya çıkıyor. Polis sert bir şekilde uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci hadisede ise sarhoş bir halde yaptığı kaza sonrası polisten babasının zoruyla tutanağı değiştirmesini istiyor. Ya istemeyi bilmediği ya da bu devlet jargonundan çok ta anlamadığı için suratı düşüyor. Belki burada babası ile geriliminin de payı olabilir. Ona karşı hep boynu bükük kalmak istemiyor lakin baba onun bu işi de beceremeyeceğini biliyor. Nasıl olsa kendisi zaten sonrasında çözecektir. Çünkü o babadır ve devletin işleyişini gayet iyi bilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mertkan, hem devletin işleyişinden anlamaz hem aşk işi sarpa sarar hem de ufacıkta olsa bir şefkat barındırmaktadır içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6947712536396303672?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6947712536396303672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6947712536396303672&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6947712536396303672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6947712536396303672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/05/cogunluk-uzerine-deginmeler.html' title='&apos;Çoğunluk&apos; üzerine değinmeler...(1)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Fgyp8hI4ASM/TeM7Muv_jLI/AAAAAAAABAY/xPfKQaUdul4/s72-c/%25C3%25A7o%25C4%259Funluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-579518332094567320</id><published>2011-05-17T17:14:00.002+03:00</published><updated>2011-05-17T17:19:00.645+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Bal'a Bakmak...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-AgXpwWYt6tI/TdKDxC1udyI/AAAAAAAABAQ/y1aCYar8RfA/s1600/bal-yusuf.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-AgXpwWYt6tI/TdKDxC1udyI/AAAAAAAABAQ/y1aCYar8RfA/s400/bal-yusuf.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607689364628731682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable  {mso-style-name:"Normal Tablo";  mso-tstyle-rowband-size:0;  mso-tstyle-colband-size:0;  mso-style-noshow:yes;  mso-style-parent:"";  mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;  mso-para-margin:0cm;  mso-para-margin-bottom:.0001pt;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:10.0pt;  font-family:"Times New Roman";  mso-ansi-language:#0400;  mso-fareast-language:#0400;  mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;    &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight:normal;mso-bidi-font-weight:bold"&gt;Uyusam… uyansam… hafifçe aralayıp göz kapaklarımı tahta döşemelerin gıcırtısını dinlesem… anneme baksam… onun narin terlik tıkırtılarına kulak kabartsam… babamı arasam gözlerimle… sonra gözkapaklarımı tekrar kapatsam… düş görsem… düşsem… ağaç kovuğuna saklansam… babamla beraber ormana dalsam… avucumu açsam… çay toplasam… süt içsem… koklasam… yürüsem… kıskansam… görsem… üzülsem… üzgünsem… sıvışsam…. izlesem… korksam… korkulsam… beklesem… bekletmesem… uzaklara dalsam… kırpsam… tekrar babamla ormana dalsam… patikadan ilerlesem… ceylanları görünce suya baksam… sularda yüzümü izlesem… utansam… utandırmasam… arıların sürüsüne karışsam… ağzıma bir parmak bal çalsam… pencereden çocukları izlesem… hediye alsam… hediye etsem… başucunda beklesem… arkadaşımın elini tutsam… ateşte yümümü ısıtsam… kapı ardındabir kızdan şiir dinlesem… o kızı çok sevsem… tutulsam… şiire düşsem… kekeledikçe yazıya sığınsam… beklesem… beklesem… beklesem… babamdan umudu kesince annemin eteğine tutunsam…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-579518332094567320?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/579518332094567320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=579518332094567320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/579518332094567320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/579518332094567320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/05/bala-bakmak.html' title='Bal&apos;a Bakmak...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-AgXpwWYt6tI/TdKDxC1udyI/AAAAAAAABAQ/y1aCYar8RfA/s72-c/bal-yusuf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6941082917683259192</id><published>2011-05-10T17:33:00.000+03:00</published><updated>2011-05-10T17:35:21.885+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><title type='text'>Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ZBTcAzGmjXk/TclNBBWwhoI/AAAAAAAABAI/ik5LsQx7cTA/s1600/bir%2Bzamanlar%2Banadoluda.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 314px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZBTcAzGmjXk/TclNBBWwhoI/AAAAAAAABAI/ik5LsQx7cTA/s400/bir%2Bzamanlar%2Banadoluda.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605095891178391170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Beklediğimize değmiş gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6941082917683259192?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6941082917683259192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6941082917683259192&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6941082917683259192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6941082917683259192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/05/bir-zamanlar-anadoluda-2011.html' title='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da (2011)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ZBTcAzGmjXk/TclNBBWwhoI/AAAAAAAABAI/ik5LsQx7cTA/s72-c/bir%2Bzamanlar%2Banadoluda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6317875415654625</id><published>2011-04-12T12:59:00.002+03:00</published><updated>2011-04-12T13:07:38.851+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Karnım Acıkmıştı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9yExL-tIqqM/TaQkUS7ghSI/AAAAAAAAA_8/oyBd_2BnoHk/s1600/snowwalk.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 252px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9yExL-tIqqM/TaQkUS7ghSI/AAAAAAAAA_8/oyBd_2BnoHk/s400/snowwalk.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594636568198415650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Karnım acıkmıştı. Pencereden dışarıya baktım. Kar lapa lapa yağıyordu. Alnımı pencerenin camına dayadım; sonra yanaklarımı. Gözlerimle bir kar tanesini izledim. Sokağın köşesindeki bakkalın hayal meyal seçilen ışığını gördüm. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Orada bir ekmek olmalıydı bayatta olsa. Vestiyerden montumu aldım. Çekmeceden şapkamı çıkarıp başıma geçirdim. Holün ışığını kapadım. Kapının arkasındaki anahtarı alıp kendimi dışarıya attım. Açlık içgüdüsü, soğuktan daha baskın geldi. Apartmanın otomatı beni görünce yandı. “Sensörler” dedim içimden “sensörler”. Belki de gülümsedim ama kimse görmedi.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;/span&gt;Merdivenleri beni takip eden ışıkların eşliğinde indim. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Sokağa açılan giriş kapısını sıcak bir ekmeğin hayaliyle hızlıca açtım. Sokak bembeyazdı. Burnuma gözlerime kar taneleri değiyor sonra usulca eriyordu. Terliyor gibiydim sanki. Yürüyordum güdülerimin esiri olarak. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Arabalar tek tük park etmişti yolun kenarına. Sabaha kadar tüm yolların kapanacağı hissi korkuttu beni önce. Sonra umutlandım. Okula gitmemek, işe gitmemek, bir kitapla kucaklaşmak gün boyu güzel gözüktü tüm bu düşler gözüme, ağır ağır yürüdüm. Eldivenleri elime geçirmeye üşendim. Montumun ceplerine koymak hoşuma gitti. Yürüdüm izler bırakarak. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Bakkala yaklaştıkça midem kıyıldı iyice. Bakkalın önündeki meşrubat dolabının kapısına kilit vurulmuş üzeri tamamen karla kaplıydı. İçeride solgun bir ışık. Açtım kapısını usulca bakkalın. Kapının üzerine takılmış &lt;i&gt;çın çın&lt;/i&gt; etti. Sağda ekmek dolabına yöneldim. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;Sanki kimse yok gibiydi. Dolabın arkasında sobanın başında bakkal kestiriyordur herhalde diye düşündüm. Dolabın kapağını açtım.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Alt rafta taş gibi olmuş bir kuru ekmek kalmıştı sadece. Kaderime razı oldum bu gece vakti. Elime aldım. Bakkalın kestirmesi muhtemel soba kenarına doğru birkaç adım attım ki. O yönden “çaat”diye bir ses geldi.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;İrkildim birden. Kar, ruhumu da dondurdu sanki.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Devam Edecek…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6317875415654625?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6317875415654625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6317875415654625&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6317875415654625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6317875415654625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/04/karnm-ackmst.html' title='Karnım Acıkmıştı...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-9yExL-tIqqM/TaQkUS7ghSI/AAAAAAAAA_8/oyBd_2BnoHk/s72-c/snowwalk.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8102487727452209574</id><published>2011-01-28T15:39:00.001+02:00</published><updated>2011-01-28T15:41:30.566+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocukluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>This is England ve Frozen River - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TULHaoiWx5I/AAAAAAAAA_c/-pCW0xZBVac/s1600/frozen%2Briver.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 280px; " src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TULHaoiWx5I/AAAAAAAAA_c/-pCW0xZBVac/s400/frozen%2Briver.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567231349755398034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çaresiz kadınlar beni hep korkutur Shaun. Çaresiz kadınlar ve özellikle atacak tüm barutunu bitirmiş kadınlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Senin hikâyen beni çok yaraladı, örseledi. Kendime gelemedim. Bir filtre kahve yaptım kendime. Döktüğün gözyaşlarını düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Babasızlığı düşündüm Shaun. Senin yollarından geçebileceğimi düşündüm…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra bir kahve, bir kahve daha. Kahvenin mideye iyi geldiğine dair bir öykü okudum daha biraz önce.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne büyük bir yalan… Midem alev alev yanıyor Shaun…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra üzerine bir film daha. Acıyı acıyla kazımak gibi. Kahve üstüne kahve.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne demiştim yazının başında. Çaresiz kadınları… Ah! Evet…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Derme çatma bir kulübe(prefabrik) iki oğluyla hayata tutunmaya çalışan ve bir de kumarbaz kocasını aramak zorunda kalan bir kadın görüyoruz öncelikle. İcracılar kapıya dayanmış. Evde ne varsa götürecekler. O bunları mı düşünsün yoksa kocasını mı arasın bilemiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kocasını ararken eski arabasını başka bir kadının kullandığını görüyor ve onun peşinden “Mohawk” bölgesine giriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Diğer kadın,  ilk başlarda izleyiciye sert ve acımasız olarak görünse de sonradan onunda derin yaralarının olduğunu öğreniyoruz. Eski kayınvalidesi çocuğunu elinden almış. Gözleri yakını görmediğinden doğru dürüst bir işte çalışamıyor. Oda portatif bir karavanın içinde beyaz karlarla kaplı ağaçlara bakıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu iki çaresiz kadın yakacaklar bir gün bu sınır kasabasını. Bu iki kadın tutuşturacaklar umutları için yüreklerini. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayat öyle kolay değil ki. Hadi sıcak bir yemek yiyelim. Hadi keyifle televizyon seyredelim. Olmuyor Shaun olmuyor. Bir aksilik çıkıyor işte.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Senin çocukluk sanrıları gibi. Yabancıdan ürküyor kadınlardan ilki.  Bombalar diyor. Bombalar tepemizde patlayabilir. Defolsunlar! Ama para tatlı işte. Yabancılar için bile bir ayrımcılık var. Çinliler iyi, Pakiler kötü. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Senin köprülerinden kaç kişi daha geçiyor biliyor musun Shaun. Çıkmaz sokaklara götüren kinler, önyargılar, nefretler…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir bebek ölüyor… Bir çocuk televizyon seyrediyor… Bir genç evi tutuşturuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Amerika rüya değilmiş Shaun. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rüya değilmiş bilemedik…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8102487727452209574?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8102487727452209574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8102487727452209574&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8102487727452209574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8102487727452209574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/01/this-is-england-ve-frozen-river-2.html' title='This is England ve Frozen River - 2'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TULHaoiWx5I/AAAAAAAAA_c/-pCW0xZBVac/s72-c/frozen%2Briver.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2843818447221888441</id><published>2011-01-25T11:01:00.002+02:00</published><updated>2011-01-25T11:44:36.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocukluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>This is England ve Frozen River - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TT6SZooXhVI/AAAAAAAAA_U/1Ks0ge_S9fQ/s1600/thisisengland.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TT6SZooXhVI/AAAAAAAAA_U/1Ks0ge_S9fQ/s400/thisisengland.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566047158577628498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki filmi arka arkaya seyretmek hiç âdetim değildir ama bu sefer nedense iki yakıcı filmi bünyemi zorlayarak ta olsa seyrettim. Her ikisi de yabancılar ve yerliler üzerineydi. Daha doğrusu bu yeryüzü topraklarının her yerinde süren burası benim ve yabancılara yer yok anlayışının keskin eleştirileri üzerineydi. Herkesin bir yerlere ait sahiplik hissettiği ve bu sahipliği bozmak istememesini bir çocuk ve kadın üzerinden gördüm. Kadınlar ve çocuklar belki de bu sahiplik hissinin en çok ötelediği varlıklar. Ama onlar bile bazen etkilenip korkunun en önemli öğesi durumuna gelebiliyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk film 80lerin başında küçük bir İngiliz banliyösüne odaklanıyor. 80lerle ilgili tüm popüler ve klişe anların, durumların yaşandığı bu bölgede 12 yaşında bir erkek çocuğun yaşamının içine giriyoruz. Shaun dediğimiz bu küçük çocuk, babasının Falkland’da ölmesi sonucu devletin verdiği lojmanvari tekdüze bir evde yaşamını sürdürmektedir. Babasını çok özlemektedir. Okulda bir arkadaş edinememiş ve bu özlem onun içinde büyüyen bir yaraya dönüşmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tam bu esnada kendinden yaşça büyük bir arkadaş grubunun içine girer. Akşamları birbirlerinin evinde toplanıp kafaları çeken, gırgır şamata içerisinde yaşamlarını sürdüren bu hippi topluluğun içine bir akşam dazlak bir adam gelir. Hapisten yeni çıkmış ve dengesiz hareketleri olan bu genç ilk başlarda Shaun tarafından pek te hoş karşılanmasa da onun vatan, bayrak üzerinden söyledikleri baba özlemiyle de birleşince Shaun’u içine çeker. Faşizan sloganlar ve ülkenin tehlikeye gittiğine dair sloganlar yüzüne çarpılınca gözyaşlarını akıtır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onun derdi aslında babasıdır. Ne büyük bir derttir babasızlık. Shaun’u annesi bile anlamaz. Kendinden büyükçe bir kıza aşık olur. Duvarlara karaladığı sloganlar besler çocuk dünyasını. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Memleket dediğin nedir ki…  Anneler, çocuklar, işsizler, hippiler, korkaklar, özleyenler, umursamazlar…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Shaun acı çektikçe gülüyor, Shaun gülüyor bir ülke yok oluyor. Göçmenlerin topları ellerinden alınıyor. Shaun gülüyor. Arabanın en önüne kurulacağını sanıyor. Kolunu pencereden dışarıya sarkıtıp göle dönmüş uçsuz bucaksız tarlalara bakıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada annenin umursamazlığı ve daha bir çocuk olan oğluna tavrı beni çok rahatsız ediyor. Sevgi görmeyen Shaun, faşizmin karanlığına boğuluyor…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sevecen ve iyi niyetli çocuk, trajik bir olay sonrasında gerçeklerin ortasına düşecek ve bir sahil kenarında ruhunun hitamına erecektir ama yastığına döktüğü gözyaşları koca bir ülkeyi hala ağlatmaya devam edecektir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belki de tüm yeryüzünü…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;Devam edecek…&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2843818447221888441?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2843818447221888441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2843818447221888441&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2843818447221888441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2843818447221888441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/01/this-is-england-ve-frozen-river-1.html' title='This is England ve Frozen River - 1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TT6SZooXhVI/AAAAAAAAA_U/1Ks0ge_S9fQ/s72-c/thisisengland.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6922292776751267111</id><published>2011-01-06T14:25:00.001+02:00</published><updated>2011-01-06T14:28:17.461+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Whale Rider (2002)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TSW1JB3lX_I/AAAAAAAAA_M/U4O4TayV8U8/s1600/whale%2Brider.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 248px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TSW1JB3lX_I/AAAAAAAAA_M/U4O4TayV8U8/s400/whale%2Brider.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5559048481783767026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cendere bu yaka, yüz&lt;br /&gt;Kızarır, boyun&lt;br /&gt;Damarlar şişer,&lt;br /&gt;Düşmeler fırlar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korda dar&lt;br /&gt;Balina&lt;br /&gt;Kopar, kopçalar&lt;br /&gt;Fırlar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılır gün gelir&lt;br /&gt;Karşı&lt;br /&gt;Ayna&lt;br /&gt;Aynalar gider.*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doğduğum günü hatırlıyor musun? Biraz serinceydi havalar. Babam öyle demişti. Annemi hiç görmedim.  Babam da sonra bırakıp gitti. Dedemle tartıştılar herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam ve dedem ne zaman anlaştılar ki sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bir soğuk dağın eteklerindeyiz. Her yere sirayet eden bir soğukluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneklere bağlılıkla, beklentilerin savaşı belki de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedem hep bir erkek torun umudunda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense uzak ufukların ardında bir balinanın sırtında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;*Şiir Behçet Necatigil'in "Balina" isimli şiirinden"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6922292776751267111?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6922292776751267111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6922292776751267111&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6922292776751267111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6922292776751267111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2011/01/whale-rider-2002.html' title='Whale Rider (2002)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TSW1JB3lX_I/AAAAAAAAA_M/U4O4TayV8U8/s72-c/whale%2Brider.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7323179096079447806</id><published>2010-12-10T16:22:00.002+02:00</published><updated>2010-12-10T16:24:41.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film festivali'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeki demirkubuz'/><title type='text'>“Taşrada Var Bir Zaman” Panelinden Notlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TQI374ORAFI/AAAAAAAAA-s/BrsqJkV2Nl8/s1600/GeziciFestival2010.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 325px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549059192717901906" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TQI374ORAFI/AAAAAAAAA-s/BrsqJkV2Nl8/s400/GeziciFestival2010.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu yıl ki Gezici Festival kapsamında hiçbir filmi izleme imkânı bulamadım. Yalnızca Aralık’ın yedisinde “Taşrada Var Bir Zaman” isimli panele katılabildim. Panelin konuşmacıları Tanıl Bora, Zeki Demirkubuz ve Engin Günaydın’dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panelin festival programında yapılacağı yer olarak Alman Kültür Merkezi görünüyordu. İşten çıkıp panele yetişmek gayesiyle saat tam altıda Alman Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimde ilan panosunda yerin değiştiği ve yeni yerin Konur Sokak’taki Mimarlar Odasının salonu olduğunu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apar topar o yöne doğru koşturmaya başladım. Bu hengamede iyi efor sarfettiğimi söyleyebilirim. Odanın beşinci katına çıktığımda küçücük bir salona sıkış(tırıl)mış birçoğu genç ayakta insanla karşılaştım. Salonun küçüklüğü ve insanların ilgisi ters orantılıydı. Yerel yönetimlerden daha büyük bir yer rica edilemez miydi diye geçirdim tüm panel süresince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime rahat bir yer bulabilmek ümidiyle panel sonuna kadar uğraştım durdum lakin bu hiç gerçekleşmedi. Ayakta ve rahatsız bir durumda tüm paneli bitirdim.&lt;br /&gt;İlk olarak yazar Tanıl Bora konuştu. İnsanların taşra algısı üzerinde durdu. Özellikle taşrada da birilerinin yaşadığının orada da birilerinin olduğundan bahsetti. Açıkçası iyi ve net bir konuşmaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak Yönetmen Zeki Demirkubuz, -daha sonra Tanıl Bora’nın yaptığı tabirle- ‘trajik ve pornografik’ taşra karşılaşmalarından bahsetti. 10 yaşında gözlemlediği doğruluğu bile tartışmalı masalvari anılarından bahsetti. Açıkçası taşra ve onun sinemasındaki taşra algısı yerine onun konuşmalarından güzel bir bilinçaltı çıkarımı verdi dinleyicilere. Kendi sinemasında kadın figürlerin aldatmasının nedeni de çocukluk hatıralarında gördüklerinden çıktı. Önümdeki iki hanım bir ara Demirkubuz’un kadınlar üzerine söylediklerini çelişkili bulduklarını fısıldaşıyorlardı. Bundan başka Demirkubuz, eski Türk filmlerinde naif ve iyimser gösterilen taşra algısının “utanç vericiliğinden” dem vurdu. Bu konuda haklıydı. Özellikle misal olarak verdiği “Hakkari’de Bir Mevsim” dan bahsettiği sahne çarpıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son Engin Günaydın, Vavien filminde taşra insanı ile ilgili gözlemlediklerinden farklı olarak ince bir cinayet planını filme özellikle koyduğundan bahsetti. Aslında taşra insanının şiddet uygularken plan yapmadığını “pat” diye dilediğini yaptığını söyledi. Bunun yanı sıra filmin finalinde kadının adamı –vavien- düzeneğini kullanarak öldüreceğini planladığını ama bunu daha sonra değiştirdiğinden bahsetti.&lt;br /&gt;Soru-cevap bölümünde kendi memleketinin taşra olmadığını eskiden tek bir türbanlının olmadığı daha modern bir şehir olduğunu söyledi. Bu dinleyiciye Tanıl Bora’nın yanıtı:”Ben taşralı değilim; tam bir taşralı tepkisidir” oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamiş: 1-Zeki Demirkubuz’un yeni filminde Engin Günaydın’ın da oynayacağını her ikisinin ağzından öğrenmiş olduk. Filmde Masumiyet’tekine benzer bir otel sahnesinin olacağı ve bu otelin büyük ihtimalle Ankara Ulus’ta olabileceği müjdelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Festivalin katalogu bile stand ta 5 TL’den satılıyordu. Geneli öğrenci olan dinleyici kesimi sadece bakmakla yetindi. Taşra ile ilgili makalelerin yer aldığı kitap ise 15 TL’ydi. Bende sadece bir göz atıp bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Festivalle ilgili en çok merak ettiğim Yeni Zelanda’dan Kısa Filmler oldu. Umarım seneye bir defa daha gösterilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7323179096079447806?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7323179096079447806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7323179096079447806&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7323179096079447806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7323179096079447806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/12/tasrada-var-bir-zaman-panelinden-notlar.html' title='“Taşrada Var Bir Zaman” Panelinden Notlar'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TQI374ORAFI/AAAAAAAAA-s/BrsqJkV2Nl8/s72-c/GeziciFestival2010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5963449755092653825</id><published>2010-11-05T16:23:00.000+02:00</published><updated>2010-11-05T16:24:04.221+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Kaplanoğlu ve Tarkovski...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNQTbcoZWvI/AAAAAAAAA-k/7zxtHvnCiZ0/s1600/4545613444_2fcfe04bbc_z.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 232px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNQTbcoZWvI/AAAAAAAAA-k/7zxtHvnCiZ0/s400/4545613444_2fcfe04bbc_z.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536071204208204530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Allah razı olsun Tarkovski'den" diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kere Paris'teki  mezarına gittim. Konuştum, düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirim o benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O film yapmasa benim  film yapma güdüm bu kadar keskin olmazdı belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bence Tar­kovski  yönetmenler için film yapan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı yönetmenler öyledir, yönetmenler  için film yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;Yusuf'un Rüyası&lt;/span&gt;'ndan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5963449755092653825?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5963449755092653825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5963449755092653825&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5963449755092653825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5963449755092653825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/11/kaplanoglu-ve-tarkovski.html' title='Kaplanoğlu ve Tarkovski...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNQTbcoZWvI/AAAAAAAAA-k/7zxtHvnCiZ0/s72-c/4545613444_2fcfe04bbc_z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6759277862328189618</id><published>2010-11-03T14:50:00.000+02:00</published><updated>2010-11-03T14:54:26.565+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Ve Beklenen...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNFbeY819zI/AAAAAAAAA-c/WYE7mRoKj3Y/s1600/yusufuclemesikutulu.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNFbeY819zI/AAAAAAAAA-c/WYE7mRoKj3Y/s320/yusufuclemesikutulu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535305994666899250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6759277862328189618?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6759277862328189618/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6759277862328189618&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6759277862328189618'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6759277862328189618'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/11/ve-beklenen.html' title='Ve Beklenen...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TNFbeY819zI/AAAAAAAAA-c/WYE7mRoKj3Y/s72-c/yusufuclemesikutulu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7246915609581040236</id><published>2010-10-22T10:54:00.000+03:00</published><updated>2010-10-22T10:54:00.347+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çağan ırmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Oğullarından Sonra Ölen Babalar...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TL1SpzeeIfI/AAAAAAAAA-Q/Xl2d_VUtUWw/s1600/bvo+hastane.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TL1SpzeeIfI/AAAAAAAAA-Q/Xl2d_VUtUWw/s400/bvo+hastane.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529666795626963442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Baba ve oğul gerilimi fecidir. Gerer adamı. Her iki taraf için de zordur. Yüzleşmek kolay değildir. Ergenlikte başlayan ve kendi çocuğunuz olana dek devam eden bir süreç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her erkek yaşamıştır babasıyla bu zorlu süreci. Bazen büyük dönüşümleri de beraberinde getirirken bazen kolay atlatılabilmektedir. Zorlu dönüşümlerin tek karın ağrısı içinde biriktirdiklerini dökerek rahatlayamamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ile yaşanılan ise kolaydır. Anne hep daha bağışlayıcıdır ve alttan alır. Baba, oğlu büyüdükçe dizginlerin elinden çıkmasına izin vermez. Kaybetmeme korkusu da diyebiliriz buna yahut sana yapılanı başka birinin üzerinde deneme yöntemi. Sonuçta ataerkillik bunu gerektiriyordur diye düşünür. Soyunun devam etmesine sebep olacak oğulun dizinin dibinden ayrılıp gitmesi istenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdealler boy verince isyan etmeler çekip gitmeler. Vatan kurtarılacak; dünya kurtarılacak. Geceler boyu kafa patlatır oğullar. Babadan bir adım ileriye geçme hissidir belki de… daha çok şeyi bilmek ve daha çok şey için mücadele etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babalar öyle değildir ki.. Onlar sızıverirler sabahları evin dışına. Sonra akşamları yine usulca kurulurlar kış ise yanan sobanın başına, yazsa balkon korkuluklarından arka bahçeyi seyrederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkusuzdur oğullar babalarından daha çok. Büyük bir yangının ortasına atıverir kendini. Ardındakileri düşünmez… ölümse ölüm işte… kansa kan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babalar mülayim babalar korumak için oğullarını kükrerler. Oğullar sevmezler mülayim babanın himayesini. Uzak diye bir düş vardır ve o düş sarmıştır uçarılığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğul uçacaktır babası olmadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba ise kanatlarını açacaktır oğlunu uçurmadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir film vardı evet. Bu gerilimi tüm tonlarıyla anlatan. Sonra bir çocuk olunca ve ölüm usul usul kapıya gelince hatırlanan güzellikler ve dönülen çocukluklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğul ve Baba, avluda bir gece yarısı ikisi de hafif sarhoş tartışırlar. Tartışma sarhoşluk gibi kalmaz. Dökülür aynalar, yüzler kırılır. Gece aya bakarken oğul babadan oğlunu kanatları altına almasını ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da babadır şimdi. “Baba!” der “bir oda ver oğluma” odalar verilir. Verilmez mi… Torun için ömürler verilir. Teksas Tommiksler sarılır gazete kağıtlarına…torun kilitli kapıları ardına kadar açmaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğul sonra düşer. Ayın şavkı düşer. Baba peşinden hastane yollarına düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyi yoktur sanılır. İyileşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra doktor babaya ölecek der. Babalar oğullarından sonra ölmek istemezler. Babalar hep oğullarından önce kendileri ölmek isterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba, oğlunun ölüm haberini alır. Asıl kendi salası okunmuştur. Hastanenin kantinine çöküverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masada bir büyük sürahi iki bardak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fotoğraf ne çok şey anlatmaktadır aslında…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7246915609581040236?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7246915609581040236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7246915609581040236&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7246915609581040236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7246915609581040236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/10/ogullarndan-sonra-olen-babalar.html' title='Oğullarından Sonra Ölen Babalar...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TL1SpzeeIfI/AAAAAAAAA-Q/Xl2d_VUtUWw/s72-c/bvo+hastane.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-14083695354009930</id><published>2010-10-18T15:08:00.000+03:00</published><updated>2010-10-18T15:08:00.244+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cem Yılmaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>Yahşi Batı'dan...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLw4CtGCasI/AAAAAAAAA9w/l704-AKQ0Kw/s1600/yah%C5%9Fi+bat%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 163px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLw4CtGCasI/AAAAAAAAA9w/l704-AKQ0Kw/s400/yah%C5%9Fi+bat%C4%B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529356061619940034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yoğun ve yorgun günlerdeyim. Arada sırada bir film seyrediyorum. Gecenin ilerleyen vakitlerinde oluyor bu genelde. Çıt çıkmazken. Nebatat bile uyurken… Geçenlerde Yahşi Batı’yı tekrar tekrar izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz’ın komedi filmi yaparken genel bir üslubu var artık. Gerek kendi toplumunun gerekse bu toplumun zamanında izlediği Hollywood klasiklerini üzerinden hem bir abartma hem de ti’ye alma durumu var. Böyle bir komedi yapılabilir burada hiçbir mesele yok ancak bu tarz bir zaman sonra sizin kredibilitenizi de yiyip bitirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Yılmaz, bu gerçeği bildiğinden olsa gerek kolay anlaşılır espri düzleminden giderek ortalama seyircinin en azından keyifle vakit geçirmiş bir şekilde filmden çıkmasını sağlıyor bunun yanı sıra filmin önemli yerlerine yerleştirdiği sistem ve düzen eleştirileri ile de sinemasının bir klasik olmasının da yolunu açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu biraz açmakta fayda var. GORA ile ilgili böyle bir kanıya varmak zor ama özellikle AROG’da Cem Yılmaz bizim modernleşme tarihimizin içinden cımbızla çekilmiş önemli yanılgıları ve yanlışları eleştirmekteydi. Bunu yaparken de didaktik bir dil kullanmak yerine gayet naif bir şekilde izleyiciye anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Taş Devrine gitmiş turistlere halı satarak geçimini sağlayan Arif karakterinin taşdevri insanlarına hızlı modernizm kursu vermesi ile bizim tepeden inmeci modernleşmeyi hala kabullenmediğimizi bal gibi ifşa ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamana kadar apolitik bir tavır koyarak ülkenin en önemli meselelerinde dahi nötr kalmaya çabalayan bir komedyenin üstü kapalı da olsa böyle cesur bir hamlede bulunarak siyasi mizah yapması gerçekten önemliydi. AROG’un ardından Yahşi Batı ise Yılmaz’ın son yaptığı iş olarak durduğu yeri daha da perçinleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mizahın karşıdakinden nefret eder ve tabuları eleştiremez bir tutum takınması ülkemizde yılların meselesidir. Zekice ortaya konulduğu düşünülen ancak siyasi göz boyamacılıktan öteye gidemeyen ülke mizahı için Cem Yılmaz hayat öpücüğüdür. Bu sistem, bu çarpıklıklar pekâlâ eleştirilebilir ve bunu yaparken de hakaretin sınırları zorlanmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Yahşi Batı’ya dönersek film iki Osmanlı devlet memurunun(biri Teşkilat- Mahsusa’dan) Osmanlı padişahının elmas kolyesini Birleşik Devletler başkanına götürmek için uçsuz bucaksız kovboylar diyarına ayak basmasıyla başlıyor.  At arabası ile başkanın bulunduğu şehre ilerlerken azılı soyguncularca elmasın çalınması sonucu görev bir hayli uzuyor ve iki Devlet-i Aliye mensubu elması bulabilmek için uzun bir zamanı bu sığır çobanlarıyla geçirmek zorunda kalıyor.&lt;br /&gt;100 yılı aşkın bir zaman öncesine gidiyoruz. Osmanlı hala dünya üzerinde söz sahibi bir ülke ama Birleşik Devletler’de küresele olarak kendini göstermeye başlamış. Osmanlı’nın memurları hala o büyük mirasın etkisiyle gururlarından taviz vermezken Yeni Kıta’nın gücü ise ben de varım diyerek Osmanlı’yı küçümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Yılmaz’ın oynadığı Teşkilat-ı Mahsusa ajanı olan karakter daha bir görev bilinci zirve yapmış biri olarak gözükürken yanındaki diğer arkadaşı ise yeni yerler ve yeni insanlar(özellikle karşı cins) tanımakla daha çok ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada küresel markaların tüm dünyada kabul gören ve dünya üzerinde kapitalizmin simgesi olarak görülen markalarla ilgili de kendi kültürümüze dayandığına ilişkin ufak tefek espriler de yok değil. Yeni Kıtaya gidip te onun sembolü olan markalarla dalga geçmek olmazdı. Bir de yıllardan beri dünyada ki her önemli icadın kendi atalarımızdan türetildiği geyiği var ki esas olarak ta bununla dalga geçilmiş. Mesela Kızılderililerin Türk olması meselesi arada öyle veriliyor ki seyircinin kopmaması imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta Cem Yılmaz diye bir komedi dehası Türk Sinema tarihinde önemli bir yere sahip artık. En azından dişe dokunur ve anlatacağı bir şey olan bu mizah anlayışının dergilere de sirayet etmesi temennisiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son not: umarım yine bir Hokkabaz tarzı basit bir adamın hüzünlü hikayesini anlatır. Çünkü onu da özledik hani… gişe yapmaz belki ama gönlümüzde yeri olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-14083695354009930?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/14083695354009930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=14083695354009930&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/14083695354009930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/14083695354009930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/10/yahsi-batdan.html' title='Yahşi Batı&apos;dan...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLw4CtGCasI/AAAAAAAAA9w/l704-AKQ0Kw/s72-c/yah%C5%9Fi+bat%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3265562741404359822</id><published>2010-10-13T15:11:00.003+03:00</published><updated>2010-10-13T15:16:07.618+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Susma Sara!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLWiwUrlI_I/AAAAAAAAA9c/4E83n_Y2zqo/s1600/Grbavica+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 230px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLWiwUrlI_I/AAAAAAAAA9c/4E83n_Y2zqo/s400/Grbavica+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527503068736070642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkes sayılardan bahsediyor Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç kadına tecavüz edilmiş; kaç çocuk öldürülmüş; kaç erkek hunharca katledilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar rakamlar öyle değil mi Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen sadece okulun gezisin gitmek istiyorsun. Tüm bunlardan sanane.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş olmuş bitmiş. Sen o günleri hiç görmemişsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soluk bir aydır yüzünün şavkına vuran.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün evden okula, okuldan eve.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehit bir babanın evladısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek aradığın bu bir baba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecesi gündüzüne karışmış bir annenin yerine bir baban olsaydı diye beklediğin geceler Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık savaş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İs, kurum ve duman şehrin üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sara!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihe kendi gözlükleriyle bakanlar var ve senin trajedini anlamıyorlar. Onlar hala despot efsanelerin kanlarını içiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarının kenarlarından giysilerine kan akıyor Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen sadece bir geziye gitmek istiyorsun Sara. Basit bir gezi ama neden bu kadar çok gitmek istiyorsun bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehit çocuklarının ücretsiz gitme hakkı var ve sen bundan yararlanmak istiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hiç göremediğin babanın yardımını hissediyorsun sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sara!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan bazen ne büyük bir nimetmiş biliyor musun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin sana sürekli söylediği ve çevreni kuşatan yalanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan, seni korumak için annene yakışıyor Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya gerçekleri gizleyen alçaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni geziye götürebilecekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çocukça arzu çözülebilecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzakta senin gibi yüzbinlercesini düşünenler vara Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ellerinden bir şey gelmeyen milyonlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar en azından dua ediyorlar Sara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayıların sonundaki sıfırlarla oynayarak vicdanlarını rahatlatmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen bir kişi de olsa insan değil mi Sara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-weight: bold;"&gt;Grbavica(2006)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-weight: bold;"&gt;Yönetmen: Jasmila Zbanic&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3265562741404359822?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3265562741404359822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3265562741404359822&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3265562741404359822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3265562741404359822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/10/susma-sara.html' title='Susma Sara!'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TLWiwUrlI_I/AAAAAAAAA9c/4E83n_Y2zqo/s72-c/Grbavica+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2289426772734259277</id><published>2010-09-23T14:05:00.002+03:00</published><updated>2010-09-23T14:13:40.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Baba karnım ağrıyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TJs2Jvd3ngI/AAAAAAAAA9A/IZAACoCC4Zg/s1600/mommo-sb.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 206px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TJs2Jvd3ngI/AAAAAAAAA9A/IZAACoCC4Zg/s400/mommo-sb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520065309261143554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba karnım ağrıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir filmde duyup ta yaralandığım nadir cümlelerden biri. Kız çocuk, anneleri öldükten sonra başka biriyle evlenip çocuklarına bakmayan babasına bu cümleyi dedesiyle birlikte kaldıkları evin toprak damından söylüyor. Biraz sitemkâr, biraz şefkat ihtiyacıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba karnım ağrıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümle, filmin sonunu içimde kopan fırtınalar dindikten sonra görmeme neden oluyor. Gerçi o sahnede duru ve sade anlatıma karşın bir orman yangını gibi. Yemyeşil otları kavurup geçiyor damarlarımda yetişen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba karnım ağrıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="display: block;" id="formatbar_Buttons"&gt;&lt;span class="" style="display: block;" id="formatbar_JustifyFull" title="Tümünü Yasla"&gt;&lt;img src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" alt="Tümünü Yasla" class="gl_align_full" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Film bu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka söze ne hacet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüyorum her gün bu cümle kulaklarımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavak ağaçlarının gölgesi düşüyor mezar taşıma. Anne, ilkokul fotoğraflarındaki o solgun çocuk. Kırışmış her yerinden kâğıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba bak işte karnım ağrıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2289426772734259277?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2289426772734259277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2289426772734259277&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2289426772734259277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2289426772734259277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/09/baba-karnm-agryor.html' title='Baba karnım ağrıyor...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TJs2Jvd3ngI/AAAAAAAAA9A/IZAACoCC4Zg/s72-c/mommo-sb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3261551604343141634</id><published>2010-09-06T16:29:00.001+03:00</published><updated>2010-09-06T16:29:00.391+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Yuvaya Dönüş (2007)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TID4tOvDc8I/AAAAAAAAA8g/aeG5m9J1a2c/s1600/luo+ye+gui+gen.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 307px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TID4tOvDc8I/AAAAAAAAA8g/aeG5m9J1a2c/s400/luo+ye+gui+gen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5512679399834743746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün içiyordunuz. Körkütük ayakta kalamamacasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerken “eğer bir gün ölürsem beni kendi memleketime götürüp kendi topraklarımın koynuna bırakır mısın” dedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşın gülümsedi. “Şimdi ölmekten bahsetmenin sırası mı?” diye sana çıkıştı hatta. Nerden aklına geldi bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmeyi bu kadar istemen ıssızlıktan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tam tersi bir durumla karşı karşıya kaldın işte. Arkadaşın, her gün kafaları çekip kadınları dikizlediğin arkadaşın öldü. Ondan söz aldığın geçen akşam ki konuşmanız aklına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir yolculuğa çıkma zamanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bindiğin otobüste ki soyguncunun dediği gibi seninki gerçek bir vefa. Bunu vefa için mi yapıyorsun ilk başlarda anlayamadım açıkçası. Birileri de benim naşımı memleketime taşır umudu belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin anavatanın ne kadar da büyük. Uçsuz bucaksız. Pirinç tarlaları, çay bahçeleri görüyorum dağların arasında. Umursamaz kamyon şoförleri, hırsızlar ve biteviye yalnızlık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun yolculuk esnasında o kadar ümitsizliğe düştüğün zamanlar oldu ki ölmeyi bile istedin. Güzel yeşillik bir yer buldun ve çukur kazdın arkadaşın için. Onu götüremeyecektin artık. Burada bırakıp gitmek en iyisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havadar, yemyeşil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denemek için mezarın içine girdiğinde gördün ki ölmek ne güzel bir şey. O mezarda öylece kalakaldın. Saatlerce uyudun. Uyandığında bu mezarın içine ben gömülmeliyim dedin ama ölmek o kadar da kolay değil Çinli dostum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra… Öldüğünü zannettiğin o güzel an. Tepelik bir yerde uyanıyorsun.  Belki de kendini cennette zannediyorsun da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arıcı aileyle tanıştın. Onların hayat hikâyelerine ortak oldun. Ülkenin sanayileşmesinin getirdiği acılara şahit oldun. Ülken büyüyor gelişiyor ve insanlar daha mutsuz oluyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuz olmak istemedin ve sen de bundan sonra hep özgür işler yapacağına dair söz verdin içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine hayal kırıklıkları,  üçkağıtlar, pespayelikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir aşk yorganına sarınıyorsun bir akşamüzeri. Tam üşüyecekken, üşümüşken kalakalmışken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın, seni bekleyeceğini söylüyor. Bir kadın var umut ettiğin artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine yollar, çamurlu yollar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahte bir vefa değil bu. Gerçeğinden kan kırmızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anavatan gittikçe büyüyor dostum. Memleket gezdikçe seviliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anavatanımız bir deniz olsaydı,&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İçinde mutlu bir şekilde yüzen bir balık olurdum.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anavatanımız bir yol olsaydı,&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Üstünde mutlu bir şekilde giden bir araba olurdum.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anavatanımız bir ağaç olsaydı, &lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dalında mutlu bir şekilde sallanan minik bir yaprak olurdum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Orjinal İsmi: Luo Ye Gui Gen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3261551604343141634?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3261551604343141634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3261551604343141634&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3261551604343141634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3261551604343141634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/09/yuvaya-donus-2007.html' title='Yuvaya Dönüş (2007)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TID4tOvDc8I/AAAAAAAAA8g/aeG5m9J1a2c/s72-c/luo+ye+gui+gen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5069361979336440801</id><published>2010-08-31T10:49:00.002+03:00</published><updated>2010-08-31T10:49:00.193+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THe1bLNNFsI/AAAAAAAAA8I/kW4M75arKlU/s1600/yusuf.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THe1bLNNFsI/AAAAAAAAA8I/kW4M75arKlU/s400/yusuf.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510072147580360386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve Gölcük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ile gidilen uzun yazların gölcüğü. Sütler peynir haline getirilir. Pazarda satılır ve o parayla birkaçgün gölcüğün serin havasında nefes alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayla da öyle söylemiyor mu şimdi. Annesinin hep onu beklediğinden. Yusuf gelecek ve tekrar hep beraber Gölcüğe gidilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’u beklemek ümidi ile geçirilen bir ömür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf bohem mi oldu nedir. Yusuf kendi köklerinden kopuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’un yumurtası kırılmalı kendi elleriyle. Ancak bu kırılmaya bir kadın da eşlik etmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayla işte o kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;llk işaret, zaten sürünün yarından önce dönmeyeceği ile veriliyor. Yusuf bu kadına kalbini yavaş yavaş kendi elleriyle teslim ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbanın gelmesi ertelenecek. Annesi onu bir yerlerde izlemektedir artık. Vefasız dargın oğlunu tekrar kendi göğsüne çekmiştir ve emzirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yaşlı kadının evinin öbüne giderler annelerinin selamını söyleyerek. Kadınlar annesinin istediği şeyi tekrarlarlar sanki. Bu Yusuf’un çok hoşuna gider ve kıza usulca çaktırmamasını söyler. İlk defa hayal kurar Yusuf. Dudaklarının kenarından bir Züleyha silueti gözükür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürü yarın gelince Yusuf. Ayla’ya usulca Gölcük’ü teklif eder. Gider mi bilmemektedir. Ayla ismi gibi ışık saçarak kabul eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisler içinde Gölcük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleşilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı düğünde bakışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan   uzağa sevmek ne güzel Yusuf. Kadın şaraptan bile güzel değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğünün ertesi ve Gölcük’ten yarılma vakti sabahında. Yusuf binbir düşle uyanır. Sırtında binbir yük. Pencerde oluşan buğuyu siler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göl ve Kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkada büyük resim anne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buğunun ardındaki güzelliği seyreder. Bu güzel ruhlu kız onu çekip çıkarabilecek midir paslı kepenklerin ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kurban…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’un doğru yolda olduğunu fısıldar kulağına kurban. Kan alnına sürülünce irkilir. Beklemiyordur. Sonuçta bu hayatta aşkta var gerçekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler yapacağı geçer aklından. Korkar ve vazgeçer. Gitmek en iyisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmek gecelere kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçmek bir kadının ardından…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korku neleri bastırır. Çocukluk korkuları sarar her bir yanını. O eve girmek istemez. Kapıdan ayrılıp uzaklaşır. Anneye ve çiçeklerine elveda demeden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmak üzeredir. Yusuf karanlıklardan korkar. geceleri garip bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korku nereye kadar Yusuf. Tire senin evindir artık. Ayla ise…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çoban köpeği korkutur. Diz çöker kalır Yusuf. İlk defa gerçek korkuyu hisseder. Annesini sezer. Doğrulup kaçmak ister ama yapamaz. Yusuf, bütün hayatını yere serer. Açar ve okur. Yusuf şimdi kocaman bir çoban köpeğinin ayaklarında huzuru istemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nefret ettiği kasaba, istemeye istemeye kaçmak istediği Ayla onu sarıp sarmalarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf buradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün doğar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta hazırdır. Kız gülümser.  Çay demlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’ta hazırdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağmaya başlar. Görmeyiz ama sesi kulaklarımızdadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur işte burada, bizim aramızdadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayaklarımın altında nemli, serin kırlar;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Başakları devşirip, otları ezeceğim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çekip gideceğim, çingene gibi, başıboş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu.&lt;/span&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-size:85%;" &gt;*Arthur Rimbaud&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5069361979336440801?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5069361979336440801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5069361979336440801&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5069361979336440801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5069361979336440801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/08/yumurtann-zihinde-braktg-izler-2.html' title='Yumurta&apos;nın Zihinde Bıraktığı İzler - 2'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THe1bLNNFsI/AAAAAAAAA8I/kW4M75arKlU/s72-c/yusuf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6772883277951735892</id><published>2010-08-25T14:24:00.000+03:00</published><updated>2010-08-25T14:26:12.107+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reha erdem'/><title type='text'>Hayat Var!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THT9o-vqrgI/AAAAAAAAA8A/_lRNG_DfbRg/s1600/hayat+var.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 139px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THT9o-vqrgI/AAAAAAAAA8A/_lRNG_DfbRg/s400/hayat+var.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509307124660481538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İçim daralıyor Hayat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunalıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sokaklarından da geçmedim İstanbul’un.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göksu’da evim olmadı izbe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunsan ağlarım şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi dokun kanat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lime lime etlerimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefes alıp verişin korkutuyor beni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölecekmişiz gibi. Öldüğüm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamı kaymadan düzelmeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam ve hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutunabilecek bir dal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayyaş, keş, baba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dede…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yelkenli olacak, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motor gibi değil de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülecen sahiline bırakacak işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle değil mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yutkunacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyilik yapan, iyimser&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra çıkacak zincir kafesinin içinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldıracak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldıracak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durulmayacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durulduğunda gülüşlere gülecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinde nefessiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koynunda bir çikolat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah Hayat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunsan ağlarım şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir dokunsan…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6772883277951735892?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6772883277951735892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6772883277951735892&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6772883277951735892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6772883277951735892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/08/hayat-var.html' title='Hayat Var!'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THT9o-vqrgI/AAAAAAAAA8A/_lRNG_DfbRg/s72-c/hayat+var.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3759359994998819606</id><published>2010-08-23T17:15:00.002+03:00</published><updated>2010-08-23T17:19:50.425+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THKDY637PNI/AAAAAAAAA74/ncXvKDtTsq0/s1600/1913425757_e6360400dc_z.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 228px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THKDY637PNI/AAAAAAAAA74/ncXvKDtTsq0/s400/1913425757_e6360400dc_z.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508609758371462354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yumurtayı izledim bu hafta sonu uzun uzun. Daha üçlemenin diğer filmlerine geçmeden uzun uzun Yusuf’un yolun yarısından yaşamının nasıl göründüğüne baktım. Yavaş yavaş Yusuf’un yaşlarına doğru ilerlemenin vermiş olduğu bir hüzün tetiklemesi de olabilir benim ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dingin bir ırmak gibi izledim Yumurta’yı, Hesse’nin Siddharta’sında ki Govinda gibi bir ırmağının kenarına çökerek izledim. Suyun oynayışında kendi hayat çizgimi gördüm. Yumurta Yusuf’u anlatmıyordu beni, seni, bizi anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf bir gece vakti, şarabı kadına tercih ettiğinin hemen sonrasında annesinin öldüğünü haber alıyor ve derin bir kuyuya kendini bırakıyor. Biliyor ki bu kuyu onu ya öldürecek ya da yeniden diriltecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yolları, tünelleri, yol kenarındaki ışıkları ve gecenin karanlığında bu garip adamı izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin ölümünden bahsetmişken bir hasta ziyaretinden dönerken bir arkadaş annenin ölümünün bütün bir dünyanın ölümü gibi olduğundan bahsetti. Aniden arabayı durdurdum ve o anda onun yüzüne baktım. Korkunçtu. Sanki annesi ölmüş gibi bana bakıyordu. Ne zaman bir annenin öldüğünü duysam o arkadaşın gözleri gelir önüme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman anladım ki Yusuf’un işi ne zor imiş. Yusuf’un annesinin ölümü sonrası ne hissettiği konusunda çok fazla bir fikre sahip olmuyoruz.  Yüzünden hüzün akmıyor. Arayış içerisinde dolaşıyor sokaklarda. Annesinin ve çocukluğunun geçtiği o eve gelince bile çok vakit geçirmek istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini sokağa atıyor. Veraset işlemlerini halledip ‘ben buradan nefret ederdim’ dediği bu kasabadan uzaklaşmak istiyor. Sonra belki izbe dükkanda şarabı kadına tercih edebilir bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’un kasabadan ilk sıkılma anı annesinin defninden sonra oluyor. Kasabanın dışında kendini ormanın kuytuluğuna bırakıyor. Uyuyor uyanıyor sonra belki tekrar uyuyor. Elinde küçük bir yumurta avuçlarının arasından kayıp düşüyor ve Yusuf üşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf arıyor, aranıyor ama o bulmak istediği şey, hiçbir zaman yakalanamıyor. Her şey kendi akışında yavaş yavaş ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam çökmüş kasabanın üzerine berbere girip bir traş olmak istiyor. Köpekler ve birkaç arabaya kalmış sokaklar. Traş sonrası berber koltuğunda da uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku arınmaktır değil mi? Yusuf uyudukça arınmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyunun derinlerinden çıkmak ve ışığa kavuşmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde onu bekleyen biri var. Uzaktan akrabaymış. İsmi Ayla’ymış. Hiç görmemiş Yusuf. Önüne ayağına tam olamayan iki terlik ve birkaç kapta yemek uzatıyor bu temiz görünümlü kız. Yusuf bir şeyler yiyor ve kendini annesinin evinin gizemli karanlıklarına bırakıyor. Bu karanlıklarda Ayla’yı da tanıyacaktır zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gece tabii ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf, karanlıklarda kuyu hesabında yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyudan her çıkmak istediğinden inanılmaz bir korku perdesi üzerini örtüyor. Terliyor, bunalıyor. Şu boğazının ucuna takılıp kalmış şeyi çıkarıp atmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O balı tatmak istiyor. Çocukluğundan tadını aldığı o güzel balı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün bir yumurta aydınlığında uyanmak yine. Yumurta “umut var” demektir. Canlılar, soylarını devam ettirebilecekler demek ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf ilk kez gülüyor. Bir çocuğu seviyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk hayattır Yusuf…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kapanmanı veraset işlemlerinin uzayacağını öğrendiğinde oluyor. Bu kasabadan kurtulamama endişesi korkuyla birleşince eski sanrılar onu yeni bir krizin kucağına itiyor. İplerin elinde oyuncak Yusuf, o ipleri kırıyor ve kendine kavuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Salâ mı okundu?''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ölümünün salâsının okunduğunu işitmiştir Yusuf. Artık bu kasabaya ısınacak ve kendi kaderini zorlamayacaktır. Ölüp dirilmiş bir insan gibidir artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ikinci bir engel daha görünür. Bir arkadaşı yolunu keser. İki tek atmak ister. Yusuf hiç istemez. Nerden çıkmıştır bu eski arkadaş şimdi. Kaçıp kurtulmak isteği tekrar depreşir. Arkadaşı ile eski günlerden bahsedince eski aşkının ne durumda olduğunu da öğrenir. Kasabanın lisesinde öğretmendir o şimdi. Okula gider bulamaz. Eve dönerken ona başsağlığına geldiğini görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine sabah olur. Sabah, yeni bir haber de getirir belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf’un elinde Bal ismiyle yayınlanmış şiir kitabı. Annesi ne kadar da sevinmişti. İlk kitap ödülü alan oğlu için. Gazeteden haberi kesip buzdolabının üzerine kondurmuştu bile. Yusuf için bu ne kadar da şaşırtıcıydı ama bir o kadar da pişmanlık verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde kitapla limon ağacının altında oturan Ayla’nın yanına iner.  Ayla’yı seyreder. Ayla’nın gökten inip onu sarmasını diler belki de. Bir erkeğin bir kadının ensesini izlemesi ve ondan esenlik dilemesi gibi bir sahneye daha önce rastlamadığımdan etkileyici bir andır. Kız utanır. Yusuf sevinir. Çünkü onun utanması karşılıksız olmadığının delilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf, annesinin adağını gerçekleştirmek için Ayla ile kısa ama uzun bir yolculuğa çıkarlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk farklı saiklerle uzayacak ve Yusuf bunu kendi için aydınlık rüyalara yoracaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Devam edecek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3759359994998819606?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3759359994998819606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3759359994998819606&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3759359994998819606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3759359994998819606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/08/yumurtann-zihinde-braktg-izler-1.html' title='Yumurta&apos;nın Zihinde Bıraktığı İzler - 1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/THKDY637PNI/AAAAAAAAA74/ncXvKDtTsq0/s72-c/1913425757_e6360400dc_z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4051071567717668662</id><published>2010-08-11T17:30:00.001+03:00</published><updated>2010-08-13T12:03:45.347+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Semih Kaplanoğlu'nu Sevmek-1</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TGUKV5RMBvI/AAAAAAAAA7w/oLVLbmEWteM/s1600/semkap.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504817490796742386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 275px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TGUKV5RMBvI/AAAAAAAAA7w/oLVLbmEWteM/s400/semkap.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söylemek en iyisi. Semih Kaplanoğlu’nu sevmek yersiz yurtsuzluğu kabullenmektir. Mülteci olabilmektir. Hakikatin peşinde bir arayıştır onunki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nuri Bilge Ceylan&lt;/strong&gt;’la ilgili hazırladığım yazıdan sonra sevdiğim yönetmenlerle ilgili böyle bir dizi yapmaya karar verdim. Nuri Bilge’nin benim sinema izleyicisi olarak hayatımda özel bir yeri vardır. Belki 90 lı yıllarda Türk Sineması adına bir umut taşıyan tüm yerli izleyicinin de böyle bir beklentisivardı. Nuri Bilge o umudun taşıyıcısı oldu. Yepyeni bir dil geliştirdi ve o dil diğer genç yönetmenler için de önemli bir yön tayin etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Semih Kaplanoğlu&lt;/strong&gt; bu dönemde ortaya çıkmış yönetmenlerden biridir. Yönetmenliğe veya sinemaya başlamasını kastetmiyorum. Yoksa baktığımız zaman TV dünyası için o zamanlarda yazıp yönettiği bir dizi ile önemli izleyiciyi de kendine çekti. Kadın erkek ilişkileri için önemli bir gözlemi yansıtıyordu bu dizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90 lı yıllarda ortaya çıkan sade ve dingin dilin bir ucundan da o tuttu. Kendine has geliştirdiği uslup ise yeni sinema anlayışından onu bambaşka bir sinema dilinin zirvesine oturttu. Onun bambaşka diyerek tam olarak tarif edemediğim sinema dilini yazının ilerleyen bölümlerinde anlatacağım. İlk önce onun filmleriyle tanışma zamanlarıma dönerek kendi yaşamam için Kaplanoğlu’nun önemini anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk filmi olan &lt;strong&gt;Herkes Kendi Evinde&lt;/strong&gt; bir derginin sanat bölümünde ufak bir yazı olarak karşıma çıkmıştı. Aidiyet sorununu anlatan, insanın yersizliği ve yurtsuzluğu üzerine bir film olduğu vurgulanıyordu. Bu filmi ne kadar uğraşsam da izleme şansına erişemedim. Belki yönetmen bu konuda bir girişimde bulunur da ilk filmini herkesin seyretmesi imkânına kavuşulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımın bir kenarında yer etmiş sanırım. Bir filmle ilgili görsel doküman veya basın bülteni o film hakkında izlenim bırakıyor seyircinin kafasında. Bu filmi de beynim olumlu filmler kategorisine atmış olmalı ki yönetmenin ikinci filmi olan &lt;strong&gt;Meleğin Düşüşü&lt;/strong&gt; nü ilk duyduğumda hemen o ilk filmi hatırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meleğin Düşüşü’nü fazla zaman kaybetmeden seyrettiğimi hatırlıyorum. Bir film festivalinde olabilir. Daha sonra çok kez dvd’de de izledim. Değişik ruh halleri içerisinde filmi anlamaya çalıştım. Yönetmenin ilk filmini daha da merak ettim bu kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Meleğin Düşüşü&lt;/strong&gt; bir kızın kısmetini açması için uzun bir makara ipini ağaçlara dolayarak kiliseye çıkan uzun yokuşta nefes nefese kalmasıyla başlıyordu. Daha ilk karelerden zorlu bir yaşamın ipuçları vardı. Babasıyla küçük bir apartman dairesinde yaşayan bu genç kız İstanbul’da tutunmaya çalışıyor ama en büyük saldırıyla evde karşılaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir yerlerde yine bir kadın ölüyordu. Bu sefer burjuva ve ekonomik olarak rahat bir kadın. Aynı kentte tutundukça daha da aşağıya çakılan bir genç kız ve rahat bir hayatın içinde ölüme yürüyen başka bir kadının hayatları bir şekilde kesişiyordu. Ölen bir kadının eşyaları bir valiz içinde bu genç kıza gelince bir şekilde trajedi başlıyor ve melek uçana kadar da (düşüş demek içimden gelmedi) böyle ce devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul acılar ve göçler şehriydi. Aidiyet hissedecek bir şey yoktu bu kentte. Ölsen giysilerin bir valizin içinde kaybolacak. Yaşasan sen kaybolacaksın bu grotesk şehirde. Meydanlarında her telden ses çalacak ve insanlar birbirini anlamadan sadece günü kurtarıp ihtiyacı için bu diyarlara katlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen , sokakların dilini bambaşka anlatıyordu. At gözlüğü ile bakmak yerine bu coğrafyada nelerin yaşandığını gözümüzün önüne ördüğümüz filtreleri kaldırarak gösteriyordu. Tren istasyonunda karşımıza çıkan ürkek ve dişilikten uzak bir çok genç kıza odaklanmamız iyi olabilirdi. Belki onların yaşamlarını anlayabilirdik. Anlamak ta önemliydi çünkü. Zaten sızamazdık bile o trajik hayatlara kıyısından kenarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylece kalakaldığımı hatırlıyorum filmin sonrasında. Bir valiz, bir kız ve ortada kendi hayatım. Yönetmen işini zor kısmını yapıyor aslında. İnsanı kendi göremedikleri ile yüzleştiriyordu. Yeni bir yönetmenle daha tanışmıştım Türk sinemasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu benim için farklı boyutların da müjdecisiydi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Semih Kaplanoğlu’nu Sevmek tüm dünyada tanınmasına yol açan üçlemesiyle devam edecek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4051071567717668662?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4051071567717668662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4051071567717668662&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4051071567717668662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4051071567717668662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/08/semih-kaplanoglunu-sevmek-1_11.html' title='Semih Kaplanoğlu&apos;nu Sevmek-1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TGUKV5RMBvI/AAAAAAAAA7w/oLVLbmEWteM/s72-c/semkap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3599275144202287438</id><published>2010-08-06T12:03:00.001+03:00</published><updated>2010-08-06T12:06:02.651+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Kasaba'ya Devam...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFvQIfHiXbI/AAAAAAAAA7E/MLbPuDpEjtw/s1600/sinif-kasaba.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502220213973835186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 195px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFvQIfHiXbI/AAAAAAAAA7E/MLbPuDpEjtw/s320/sinif-kasaba.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar okuldan çıkarlar koşturarak. Kendi evine, kendi bahçesine, kendi küçük kâinatına koşar çocuk. Çocuk için kalabalıklar önemli değildir. Çocuk kendi için bir oyun alanı ister. O oyun alanı her yer olabilir. Bir mısır tarlası yahut bir dere kenarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların oyun bahçesi oluşturma gayretleri ile ilgili kasabadan devam edersek, iki kardeş okuldan çıkarlar ve uzun bir yolun kenarından ilerleyerek evlerine varmaları gerekmektedir. Küçük erkek kardeş biraz daha meraklı ve sorumsuz olduğundan hep bir yerlere tırmanma, hep bir yerlere kaçmak istemektedir. Eski bir mezarlığın içine girerler yol kenarından. Okul-ev güzergâhından sapılır. Tarihi taş mezarlıkların üzerinden atlanır. Ağaç gölgesinden şekerleme yapan eşek sevilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abla hep kardeşini kollar. Çünkü o emanettir. Bilir ki en ufak bir olumsuz sonuçlanacak yaramazlığın faturası derhal ona kesilecektir. Abla hep hüzünlüdür. Artık büyümeye başlamış ve bu tepelerin ardındaki yeni yerleri merak etmektedir. Zorla kardeşini tutar ve eve gitmeleri gerektiğini söyler. Uzun otlaklardan geçerler. Mısır tarlalarına dokunurlar. Ayçiçeklerine sarmaş dolaş olurlar.&lt;br /&gt;Gün batmak üzeredir artık. Anlarız ki ev çok uzaktır okula. Ağaçların ardında bir bahçelik gözükür. Anne baba dede ve büyük kuzen oturmaktadırlar. Anne havanın kararmasıyla birlikte bir ateş yakar. Baba yardım eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba, bu köy ve kasabadan değildir sanki. Gözlüklü ve entelektüel görünümlü bir adam. Kendi hemşehrilerine yardım edebilmek için ve aldığı eğitimle kendi yöresini kalkındırabilmek için ailesini de ardından buraya sürüklemiştir. Ocak yanar. Anne bir yandan taze mısırları sürer közün olduğu tarafa. Mısırlar çıtırdamaya başlar çocuklar acıkmıştır. Önlükler çıkartılır ve bir ağaç gölgesine bırakılır yorgun bedenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan dede Birinci Dünya savaşı hatıralarını anlatmaya başlayacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/2010/07/nefes-ve-kasabadaki-o-cocuklar.html"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İlk bölüm için bkz.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3599275144202287438?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3599275144202287438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3599275144202287438&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3599275144202287438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3599275144202287438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/08/kasabaya-devam.html' title='Kasaba&apos;ya Devam...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFvQIfHiXbI/AAAAAAAAA7E/MLbPuDpEjtw/s72-c/sinif-kasaba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1384037210690060266</id><published>2010-07-30T13:16:00.000+03:00</published><updated>2010-07-30T13:16:00.747+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><title type='text'>Abbas Kiarostami'den...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFGNY4PG2VI/AAAAAAAAA68/Zv-_gaT9WFo/s1600/abbas+kiarostami.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499332078548212050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFGNY4PG2VI/AAAAAAAAA68/Zv-_gaT9WFo/s320/abbas+kiarostami.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Ben vefalı bir insanım, hatta arabama karşı bile böyleyim. Mesela bir arabayı çalıştığı sürece 20 sene kullanırım. Değiştirmeyi, birdenbire insandan insana atlamayı sevmiyorum. Böylelikle karşılıklı birbirimizi anlamak konusunda yol alıyoruz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1384037210690060266?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1384037210690060266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1384037210690060266&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1384037210690060266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1384037210690060266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/abbas-kiarostamiden.html' title='Abbas Kiarostami&apos;den...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFGNY4PG2VI/AAAAAAAAA68/Zv-_gaT9WFo/s72-c/abbas+kiarostami.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1382787044733462954</id><published>2010-07-28T17:10:00.003+03:00</published><updated>2010-07-28T17:36:53.109+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Gözler ve Duygular...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFA649zmwuI/AAAAAAAAA60/8EqJUIzYcdI/s1600/baran.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498959895357473506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFA649zmwuI/AAAAAAAAA60/8EqJUIzYcdI/s320/baran.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazen bir bakış bile izleyiciyi heyecanlandırabiliyor. Gecenin ilerleyen vakitlerinde bir filmin izlenilmesi zincirleme olarak başka bir filmi hatırlatıyor. İnşaatlarda amelelik yapan bıyıkları daha yeni terlemiş genç, aynı inşaatta çay dağıtıp yemek yapan çocuğu saçlarını tararken görünce onun güzel bir genç kız olduğun anlar ve içine bir ateş düşer bu aşk ateşidir. Kızın aynaya yansıyan saçlarını tarama görüntüsü bir kıvılcım çakar ve kaybolur. Perdenin gerisindedir kız. Perdeler bir bir açılsa ve saçlarına dokunsa ister mi bilinmez. Kimsenin görmesini istemez. Kireç torbalarının arasına bırakıverir külçe gibi olmuş bedenini. Ruh bedenden ayrılır aşkta. Ruh perdenin önünde, beden ise kireç torbalarının ardındadır. Kamera gencin yüzüne doğru odaklanır. Arkasında birkaç sıra kireç torbaları. Korku ile öfke arasında bir duygudur gözlerine yansıyan. Aşk, öfkeyi de barındırır içinde korkuyu da. Aşık, öfkeden deliye döner öfke aşkın kor halidir ve kontrolsüz bırakır delişmen kalbi. Korku ise başkalarına yar olmasının yürekte açtığı endişeli uzun bir tüneldir. O uzun tünelden çıkış uzun yıllar alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir sahne bana başka bir filmi hatırlatır. Genç, tatildedir. Tatil uzun bir kaygıya dönüşür. Askeri okuldan ayrılıp işletme okuma sevdası ailenin direnciyle karşılaşınca gündüzlerin uzun, gecelerin kısa olduğu yaz aylarının tam tersine bir mevsim anaforuna yakalanır genç. İlk filmdeki inşaatta amelelik yapan gençten biraz büyükçedir. Kasabada bir arkadaşına rastlar. Deniz kıyısında okey oynama teklifine hayır diyemez ve peşine takılır. Okeyden bile anlamayan bu münzevi gencin gözleri plajda güneşlenen bir genç kadına takılır. Gözlerini ondan alamaz. Sevmek ve sevilmek ister. Akıntıya karşı ters kulaç atmanın ilk hamleleri olabilir bu sevda. Sonra kadının yanına küçük bir çocuk gelir ama bakışlarını kaçırmaz. Belki kardeşidir, yeğenidir diye düşür. Sonra bir adam çıkagelir, kadın adamın koluna girer diğer eliyle çocuğun elini sıkıca kavrar. Uzaklaşırlar. Bakışları yere düşer gencin. Burada utanç ve kaygı vardır gözlerde. Utanır çünkü böyle bir kuyuya düşmek istemez. Kaygılıdır çünkü yaz biraz daha uzayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözler, duyguların en iyi yansıtıldığı tablo gibidirler. Duygular gözlere yansır ve sadece anlamak isteyenler anlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://moroccom.blogspot.com/2009/06/tatil-kitab-2008.html"&gt;&lt;strong&gt;İkinci filmle ilgili daha önce yazdıklarım&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1382787044733462954?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1382787044733462954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1382787044733462954&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1382787044733462954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1382787044733462954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/gozler-ve-duygular.html' title='Gözler ve Duygular...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TFA649zmwuI/AAAAAAAAA60/8EqJUIzYcdI/s72-c/baran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4419740290780926197</id><published>2010-07-26T09:24:00.003+03:00</published><updated>2010-07-26T09:30:21.292+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hatıra'/><title type='text'>Nuri Bilge Ceylan'ı Sevmek...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TE0q53RODqI/AAAAAAAAA6s/5tudmRizHiI/s1600/guardian%2520interview.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498097893666328226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 192px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TE0q53RODqI/AAAAAAAAA6s/5tudmRizHiI/s320/guardian%2520interview.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde bir arkadaş, Nuri Bilge Ceylan’ı sevme gerekçemi sordu. Hiç düşünmemiştim şimdiye kadar. Bir sinema izleyicisi neden bir yönetmenin filmlerini sever ki? İzleyici ile yönetmen arasında oluşan bu bağın birçok nedeni var. Bu gerekçeleri ben kişiselleştirerek anlatmak niyetindeyim. Çünkü çok genel bir sonuca ulaşma konusunda yeterli donanıma sahip değilim. Ancak kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak bir sonuca ulaşabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok iyi hatırlıyorum. Milenyuma bir kala, Doksandokuzda dergileri karıştırırken karşıma sinema köşesinde küçük bir yazı çıkıyor. İkinci uzun metrajlı filmini çekmiş bir yönetmenin oyuncu olarak anne ve babasını oynattığını söylüyor. Ufakta bir resim var haberin üstünde. Yaşlı bir adam(yönetmenin babası olarak tahmin ediyorum) ağaçların ortasında bitevi bir üzgünlükle dalmış gitmiş. Hayran oluyorum o fotoğraf. O dergi günlerce başucumda duruyor. Arada o sayfayı açıp o resmi bütün dikkatimle inceliyorum. O zamana kadar ne kadar film izlediysem ondan daha fazla bir heyecanla o filmi seyretmek için heyecanlanıyorum. İçimde bir kıpırtı var. O yaşlı adamın oturduğu ağaçların altında bende bir anlık soluklanmak, boşluğa öylesine dalıp kalmak istiyorum. Sonra filmle ilgili çeşitli araştırmalar farklı farklı kaynakları karıştırmak ve didiklemek neticesinde değişik görsellere de ulaşıyorum. Ağaçların arasında boynu bükük ve kameraya sırtı dönük bir genci görüyorum. Bu kare de beni etkiliyor. Taşra ve boynu bükük, yılgın bir genç. Kendimi düşünüyorum onu izlerken. Uzayıp giden kavak ağaçlarına bakıp gittiğim çocukluk hatıraları sinema şeridi gibi takılıyor bir katarına arkasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlerde bir şeyler var. Taşra var. Toz toprak içinde oynayan çocuklar ve hayalleri var. Çatı diplerinde gizlice içilen sigaralar, panayırlarda çadırın hafifçe sıyrılan kapısından izlenen denizkızları var. Deniz olmasa ne çıkar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler, haftaları; haftalar ise ayları kovalıyor ancak bu filmi izlemek için verdiğim tüm uğraşlar boşa çıkıyor. Ankara Film Festivali’nde gidip seyredememenin acısının üzerine bir de oyunculara verilen (hafızam beni yanıltmıyorsa) Jüri Özel Ödülü törenine gidememekte hasretin kıyısına bırakıyor beni. Kentine gelen o oyuncuları ve yönetmeni uzaktan da olsa görebilmek iyi olurdu diyorum sadece. Hayıflanmakla kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçiyor işte… İnsan önüne çıkan fırsatlar ve beklentilerin üzerine hayallerini erteliyor ve unutuyor. Unutmak en büyük hasletimiz mi? En sevilen şeyler unutulup gidiyor dosyaların, kâğıtların arasında. Bahtın sürüklediği insanoğlu bambaşka kıyılarına ulaşıyor.&lt;br /&gt;Yıl 2001. Yine gazetelerin birinde küçük bir haber. Deniz kenarında bir yerdeyim ama neresi olduğu meçhul. Dalgaların kokusu bile geldi burnuma. Rüzgâr yaladı geçti saçlarımı ama yeri unutmuşum. Habere geçersek; bir Türk filminin Cannes Film Festivali’nde yarışacağı ile ilgili kısa bir yazı. Yönetmenin ismini duyunca bütün hasretim yeniden canlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşradan fotoğrafçı akrabasının yanına uzak deniz gemilerinde bir iş bulabilmek gayesiyle gelen bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlının tutunma çabaları ile kentte yaşayan akrabasının arasındaki gerilimlerin anlatıldığı küçük dertler filmi yine. Bu sefer bari bu filmi görmeliyim diyorum. İsmi bile ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UZAK…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıp beni bırakıyor uzaklara. Yine yönetmenin kuzeni olan genç ve arkadaşının beraber paylaştıkları başrol ve Cannes’da alınan büyük ödül. Bunlar nasıl oyunculardır diye merakımın zirve yaptığı ve tası tarağı toplayıp Yenice’ye gitme planları yapılan uzun geceler ve kuşluk vakitleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine gidilemeyen festivaller, kaçırılan biletler ve sinema hayalinin orta yerinde kalan iki film. Tabi bir de yönetmenin daha önceki yazılarımda çokça bahsettiğim ilk uzun metrajlısı KASABA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki yazımda tüm bu hayallerle kafamda daha da büyüttüğüm Nuri Bilge Ceylan filmlerini bir gecede nasıl arka arkaya seyrettiğime dair hatıramı da bir sonraki yazımda anlatıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki ilk cümlede o arkadaşın sorusunun cevabı da alınmış olur. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Bu yazı ilk olarak &lt;/span&gt;&lt;a href="http://kalemsah.blogspot.com/2010/07/nuri-bilge-ceylan-sevmek.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;kalemşah.com&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;'da yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4419740290780926197?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4419740290780926197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4419740290780926197&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4419740290780926197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4419740290780926197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/nuri-bilge-ceylan-sevmek.html' title='Nuri Bilge Ceylan&apos;ı Sevmek...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TE0q53RODqI/AAAAAAAAA6s/5tudmRizHiI/s72-c/guardian%2520interview.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2483303731034425321</id><published>2010-07-22T16:05:00.003+03:00</published><updated>2010-07-22T16:11:27.601+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinediyalog'/><title type='text'>Ağlayabilseydiniz...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEhDadvsXGI/AAAAAAAAA6Q/1qv8cp5C_T4/s1600/reis+bey.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496717467146017890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 224px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEhDadvsXGI/AAAAAAAAA6Q/1qv8cp5C_T4/s320/reis+bey.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sevgili &lt;strong&gt;Yıldıray Oğur&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-aglayabilseydiniz-anlayabilirdiniz.htm"&gt;yazınca&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;Necip Fazıl&lt;/strong&gt;'ın aynı adlı eserinden beyaz perdeye uyarlanan &lt;strong&gt;Mesut Uçakan&lt;/strong&gt;'ın bana göre en iyi filmi &lt;strong&gt;Reis Bey&lt;/strong&gt; tekrar canlandı gözümün önünde. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Onun mahkeme heyetine karşı yaptığı nefis tiradı aşağıya alıyorum. Film ile ilgili değerlendirmeleri daha sonra yazacağım. Öncelikle tekrar bir daha seyretmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ben diyorum ki; her fert başucuna, ‘Suçlu benim! Herkes suçsuz!’ levhasını asmalıdır! Ben diyorum ki; yegâne kurtuluşumuz, herkesin herkesi affetmesindedir! Daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. Ama görüyorum ki anlatamıyorum... Hissediyorum ama anlatamıyorum! Çocuk ‘Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz!’ dedi. Ağladıkça anlıyorum. Ağladıkça anlıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim! Hem de öylesine kaybettim ki, Amerika’da bir cinayet işlense de dünya çapında bir ses sorsa, ‘Katil kim?’... ‘Benim!’ diye haykırabilirim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk kış geceleri köprü altında yatan çocukların vebali benim boynumda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ne yaptım! Uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim! Hangi mukaddesi kirlettim ki, kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum! Dışımda ne arıyorlar! İçime doğru suçluyum ben! Bir de kalkmış, belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar, bütün ülkeyi sarar diye tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum...”&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2483303731034425321?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2483303731034425321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2483303731034425321&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2483303731034425321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2483303731034425321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/aglayabilseydiniz.html' title='Ağlayabilseydiniz...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEhDadvsXGI/AAAAAAAAA6Q/1qv8cp5C_T4/s72-c/reis+bey.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1823248983362542939</id><published>2010-07-19T15:07:00.000+03:00</published><updated>2010-07-19T15:07:04.736+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Nefes ve Kasabadaki O Çocuklar...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEQ_u2CnWLI/AAAAAAAAA6I/uwl7m6_ntI8/s1600/2115332547_a784c0cdbf.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEQ_u2CnWLI/AAAAAAAAA6I/uwl7m6_ntI8/s400/2115332547_a784c0cdbf.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495587519311861938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun bir zaman dilimi var gibi. Zaman insanoğlunun kendi belirleyeceği bir soyutlukta… içinde bir sıkıntı varsa zaman uzuyor da uzuyor. Geçmek bilmeyen saatler, dakikalar ve saniyeler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha karşı uyanıyorum ama buna uyanmak mı demeli bilemiyorum. Gecenin insanı ürperten o serinliği gitmiş; yerini alev alev bir öğlen sıcağı almış gibi. Terden sırılsıklamım. Pencereyi açıyorum. Uzak tepenin ardındaki evden bir horoz sesi geliyor. Kentin ortasında horoz sesi insanı afallatabilir ama alışkınım hoşuma da gidiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimi yüzümü yıkıyorum ama nafile. Musluk borularının içine sıkışmış alevli su yüzümü daha da yakıyor. Her ne kadar sevmesem de klima çalıştırılmalı diye geçiriyorum içimden. Oda biraz serinleyince dvd oynatıcıya bir film takıyorum. Sıradan hangisi gelirse hiç bakmadan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin adı Nefes ve birden ne odanın sıcağı ne de sabah ki melankolik düşünceler aklımda kalıyor. Nefes alıp verirken bu filmi izliyorum. Küçük bir sınır karakolunda bir grup askerin hayatına konuk oluyorum daha kahvaltılarını bile etmeden… Birazdan kumanyaları da gelir belki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlerken bir çok filmi aynı anda düşünüyorum. Özelikle askerin terinin sobanın üzerine düştüğü sahnede bu askerlerin belki bir 10-12 yıl evvelki hallerini kafamda canlandırmaya uğraştım.  Karlarla kaplı bir karakolda görev yapan bu askerlerin yine bir kış ayında kartopu oynamaları ve bayır aşağı buzlar üzerinde kaymalarını… Kafamda kuramayınca bir filmi hatırladım. Kasaba’yı… film buzun üstünde kayan çocuk görüntüleri ile başlıyordu. Daha sonraları oyuncu olmadığı halde oyunculukta zirveye ulaşacak olan Muzaffer Özdemir’in kasabanın delisin canlandırdığı kişi burada çocuklarla kaymaya çalışıyor ve her düşüşünde çocukların safiyane gülücüklerinin altında süklüm püklüm oluyordu. Kar kasabanın tüm yollarını dolduruyor. İnsanlar evlerine hapsoluyor ama çocuklar sokakları köpeklere bırakmak istemiyorlardı. Çocukların yanında deliler bağırış çağırış koşturuyorlar, kar usulca yağıyor ve kasaba usul usul bir sessizliğe mahkûm oluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada tekrar Nefes’e dönecek olursak, sıcacık yatakların içinde sivil hayatın hayallerini kuran askerler ani bir sesle yataklarından doğruluyorlar ve lapa lapa yağan kar görüntüsünün önünde karakolun içine nasıl girdiğinden haberleri olmayan bu komutanı dinliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar için karın yağması bir gün bitecek ve okullar başlayacak. Karların kapattığı yollarda ufak geçitler açacak büyükler. O geçitleri takip ede ede okula varacak küçükler. Okul sıvaları dökülmüş karın ortasında kibritçi kız gibi üşümekte. Hayallerinin onu ısıtması için çocukların tatilinin bitip okula dönmesini beklemekte. Çocuklar büyükçe bir kibrit yakacaklar okulun içinde önce okul ısınacak; sonra kasaba ısınacak ve en sonunda belki bu satırları yazan da ısınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders başlayacak harala gürele içinde. Öğretmen bir şiir okuyacak. Karla ilgili belki veya bir kardan adam. Çocukların aklına hiçbir şey girmeyecek. Varsa yoksa kar işte. Deli gibi sürüklenmek kar dolu tepelere. Ve umarsızca bağırmak kayarak kasabanın içlerine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk hayalleri görmüş olabilirler mi bu gencecik askerlerde. Evlerinin önünden camiye doğru tahtadan yaptıkları kızaklarla kaydıkları günleri. Keçe bir battaniyenin içinde doğdukları o kasabada en güzel çocukluk kışı unutulabilir mi?  Soğuk ellerin anne sıcaklığıyla sarıldığı günler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayaller sert demir sesleriyle kesilir. Uyumanın ölüme götüreceğini haykırır komutan. Ölmek büyük bir uykuya gömülmek değil midir zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorumluluklar,  sorumluluklar, sorumluluklar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmene kulak asmayıp dışarının güzelliğini seyre dalan çocukların gözüne karşı tepelerde bir karaltı çarpar. Bembeyaz karların üzerinde siyah bir nokta ilerlemektedir. Noktalar büyür, büyür ve insana döner… Bu okula geç kalan kendi arkadaşlarıdır. Evleri kasabanın dışında olduğundan ve kar yollar kapattığından zorlukla ulaşır derse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeri girdiğinde boyaları dökülmüş, dikişleri sökülmüş olan botları su almaktadır. Öğretmen hemen döküm sabanın yanına oturtur öğrencisini. Çocuk, ayakkabılarını çıkartır ve kuruması için sobanın altına doğru sürer… Çoraplar ise sobanın teline asılır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islak çoraplardan düşen damlalar sıcak sobada adeta dans etmektedir… Öğretmen bir şiir daha okur… Kar tekrar yağmaya başlar… Komutan ise hayallere dalan askerin omzuna vurarak “uyursan ölürsün!” diye bağırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;Devam Edecek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1823248983362542939?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1823248983362542939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1823248983362542939&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1823248983362542939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1823248983362542939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/nefes-ve-kasabadaki-o-cocuklar.html' title='Nefes ve Kasabadaki O Çocuklar...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TEQ_u2CnWLI/AAAAAAAAA6I/uwl7m6_ntI8/s72-c/2115332547_a784c0cdbf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3252875338894136586</id><published>2010-07-06T12:49:00.005+03:00</published><updated>2010-07-06T12:55:43.891+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Attila İlhan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>İlk Sevda ve Merdivenler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TDL8m5fBBhI/AAAAAAAAA6A/JvN9bXCf7EY/s1600/009.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 105px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TDL8m5fBBhI/AAAAAAAAA6A/JvN9bXCf7EY/s400/009.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5490728640914195986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonra o kıza mektup yazılmaya başlanır. Sevdiği bir şairden bir iki mısra da ekleyince o sevda gözaltına düşer. Çünkü şair o sıralar sakıncalıdır. İlk defa karakolun merdivenlerinde gözgöze gelirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenler tutkulu bir sevda için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf aşağıdaki kitaptan alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;Büyük Yolların Haydutu &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;Fotoğraflarla Attila İlhan'ın Yaşam Öyküsü&lt;/span&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Öner Ciravoğlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sel Yayıncılık&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3252875338894136586?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3252875338894136586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3252875338894136586&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3252875338894136586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3252875338894136586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/07/ilk-sevda-ve-merdivenler.html' title='İlk Sevda ve Merdivenler'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TDL8m5fBBhI/AAAAAAAAA6A/JvN9bXCf7EY/s72-c/009.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5898938695423227366</id><published>2010-06-25T09:54:00.003+03:00</published><updated>2010-06-25T09:59:49.522+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Sarhoş Atlar Zamanı ve Çocuklara Dair…</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOYqqalI/AAAAAAAAA5w/S-mjmChjwiU/s1600/saz-1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOYqqalI/AAAAAAAAA5w/S-mjmChjwiU/s400/saz-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486601752648772178" border="0"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yön kavramını bilmediğim zamanlara gidiyor aklım. Sağım neresidir solum neresi. Daha sağın sarımsakla solun ise soğanla öğrenilebileceği yaşlarda bile değilizdir. Şımarmanın bir başka çeşididir yön sormak. Anneye ve babaya çocuk dilinden nereye gideceğimiz veya oraya nasıl &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOkfG_uI/AAAAAAAAA54/yWq0U9QqsBw/s1600/saz-2.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;ulaşabileceğimiz gibi sorular sorarak şımarılır. Ne güzeldir şımarmak çocukluğun en büyük nimetlerinden bir tanesi. Kimse size bir şeyi zorla yaptıramaz; kafanızın dikine gittikçe daha mutlu olursunuz ve her yaramazlık farklı şekillerde ödüllendirilir. Çocukluk böyle bir şeydir işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuksun; yön kavramını bilmezsin ve bir gün bir pazar yerinde tek başına kalakalırsın. O anda ilk aklına gelen şey ağlamak ve anneni beklemek için çivi gibi kaybolduğunu anladığın yere çakılmaktır. Ağladıkça anneler çabucak gelmez ama ağladıkça etrafına bir sürü insan toplanır. Üzüntüyle karışık anneni beklerken ilgiye mazhar olursun. O zaman herkes tertemizdir. Kimsenin aklından seni uzaklara kaçırmak geçmez. Ağlamalarının boğazını tıkadığı zamanların birinde annen çıkagelir. Onun kollarında biraz daha ağlarsın. Kaybolmak ve tekrar bulunmak şımarmanın en güzel yollarından birisidir. Belli bir süre ve yalnızca o gün daha fazla isteklerde bulunur ve daha fazla şımardıkça onore edilirsin. Ne güzel bir şeydir anne kollarından saatlerce ağlamak. Güvendesin ve mutluluktan ağlayabiliyorsun. Mutlu bir yuvadır bu bahsedilen işte. Sen tam içinde yaşıyorsundur bu anı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir filmi seyrederken bunların aklıma gelmesi tuhaf değil mi? Çocukluk günlerinin doyasıya şımarıldığı anlarına yapılan zaman yolculuğu… Kalabalıklar içinde mutluluktan çıldıramayanların hikâyesinin bizim ağzımızda bıraktığı kekremsi tat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doyma hissini yaşayamayanların öyküsü bu film birazda. Sofradan hiç doymadan kalkan çocukların içleri acıtan öyküsü. Yemek hep yetecek kadardır. Açlık hissini bastırırsın sadece. Sevgi bazen hiç yetmeyecek kadardır ama. Ekmek kadar bile bulunmaz bazı zamanlarda. Ekmek bir dilim olur. Sevgi ise o gün ufkunda dahi görünmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, bir yerlere götürüyor bizleri. O yerler nerelerdir. Böyle yaşam mücadelesi dünyanın hangi ucundadır ki… İran-Irak sınırındaki bir köyde olup bitenler o kadar uzak bırakmış ki bizleri. Hani o çömelseler mi iyiydi yoksa çömelmeden dimdik mi dursalar diye tartıştığımız dağların hemen biraz ilerisinde. Kendi coğrafyamız içinde olanları bile kavrayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOkfG_uI/AAAAAAAAA54/yWq0U9QqsBw/s1600/saz-2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOkfG_uI/AAAAAAAAA54/yWq0U9QqsBw/s400/saz-2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486601755821539042" border="0"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmden bir sahneyi anlatarak başmalıyım önce. Anneleri en küçük kardeşlerini doğururken ölmüştür. Babaları ise katırlarla kaçak malzeme getirip götürürken mayınlara basarak daha sonra ölecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş kardeşin hikâyesinin içinde ortanca kız olan Emine kendisinden büyük olan ama hem görünüş hem de fiziksel olarak küçük bir bebek gibi görünen ağabeyi Madi’yi kucağına alarak annelerinin mezarına götürür. Aslında evin geçimini sağlamakta olan diğer ağabeyi Eyüp kar kış kıyamette evden çıkmalarını istememektedir. Bir gün Madi’yi doktora götürmek için eve geldiğinde Emine ile Madi’nin evden olmadığını görür. Ablasına sorduğunda her ikisinin de annelerinin mezarına gittiklerini öğrenir. Eyüp, evin sorumluluğunu ve yükünü üzerine almış bir aile reisi olarak sinirle mezarlığa doğru koşmaktadır. Köyde kar bütün yolları, çatıları ve umutları kapatırken; Emine ve Madi’nin yanına gideriz Eyüp’ten önce. Emine, annesinin mezarı başında dua etmektedir. Madi’nin iyileşmesini ister Yaratıcısından. Soğuktan elleri buz gibi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Allahım, Madi'ye yardım et.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Onu iyileştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyüp sorumluluğun verdiği kızgınlıkla Emine’ye kızar ama onun da içi kan ağlamaktadır. Madi’nin ömrü kısalmıştır ve ellerinden başka hiçbir şey gelmemektedir. O akşam bu hanenin sefalet içindeki sofrasına da misafir oluruz. Yer sofrasında beş kardeş birşeyler yerler. Abla, Madi’nin tedavi edilmesi şartıyla başka bir köysen bir gençle evlendirilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyüp’ü yaralayan şeylerden birisi de budur. Keşke annesi ve babası da burada olsyadı diye düşünmekte midir bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine karlar ve sessizliğin kulağı tırmalayan uğultusu altında ata biner gelin olur. Yetimler bir kez daha yetim olurlar. Madi’de ablası ile gider ama sonra yüzüstü geri gönderilir. Kimse hastalıklı bir kardeşin tedavisi için saadetine gölge düşürmek istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o dağın ardındadır bu yaşananlar. Hangi dağ derseniz belki görürsünüz ama iyi bakmanız gerekir.  O dağın ardında yaşananlarla bu dağın ardında yaşanan sefalet hep aynıdır. Peru’da And dağlarının eteğinde çocukları için ot toplayan yerli kadınla Toroslarda keçilerinin peşinde yüzlerce kilometre giden arasında hiçbir fark yoktur ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar üç kuruş için cam bardakları gazete kâğıtlarına sararlar. Pazar yerlerinde ayakkabılara cila atarlar.  Çocuk her yerde çocuktur. Bizler kendi aile hükümranlığımızda deliler gibi şımarırken onların küçük köylerinde yaramazlık hakları yok mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mücadele ve ekmek derdi en çok onları derinden yaralayacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar başa dönecek olursak bir filmi neden çeker yönetmen? Ne anlatmak istemektedir? Kendi insanının kendi çocuklarının yaşadıkları onu öncelikle ilgilendirmektedir ve ilgilendirmelidir. Bunu anlatırken hamasetten ve istismardan da bir o kadar uzak durmalıdır. Uzak imkan ve şartlar altında o çocukları bir yönetmen anlatabiliyorsa bizim rejisörlerimiz de bu acılara kayıtsız kalmadan ‘ablasının cenazesinde hıçkırıklara boğulan o sarıca kız çocuğu’nun hikayesini bize göstermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çok şey mi istiyoruz?...&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Madi dağın öbür tarafına gidiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orada kar yok. Bu kadar üşümeyeceksin.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yut.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yutamıyorum, çok acı.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biraz kar ye. Rahat yutarsın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;[Bu yazı ilk olarak &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: arial; font-weight: bold;" href="http://www.kalemsah.com"&gt;kalemşah&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;'da yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;]&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5898938695423227366?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5898938695423227366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5898938695423227366&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5898938695423227366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5898938695423227366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/06/sarhos-atlar-zaman-ve-cocuklara-dair.html' title='Sarhoş Atlar Zamanı ve Çocuklara Dair…'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCRTOYqqalI/AAAAAAAAA5w/S-mjmChjwiU/s72-c/saz-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5579234987703028125</id><published>2010-06-23T09:43:00.004+03:00</published><updated>2010-06-23T11:36:40.570+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taşra'/><title type='text'>Kahırlı Genç ve Hudayinabit</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCHFvdbZFMI/AAAAAAAAA5o/dx7aZpowW3E/s1600/h%C3%BCday%C4%B1nabit.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCHFvdbZFMI/AAAAAAAAA5o/dx7aZpowW3E/s400/h%C3%BCday%C4%B1nabit.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485883240258016450" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kimse özlemeyecek gidersem o avanak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;O yağırdan yağmurdan ardan kalan yüzünü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dönersen taze kekik ve yaşaran üzümler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve bir kalbi dağlanmış bir ismin olmayacak &lt;/span&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Süleyman Çobanoğlu&lt;/span&gt;’nun şiirleri “hastane önünde incir ağacı”, “kırmızı buğday” gibi halk türkülerini anımsatıyor. Kara sevdadan şehirde sanatoryumlara düşen incelikli yağız, kavruk gençler anlatılıyor şiirlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün o genç köyünden yahut köyden farkı olmayan kasabasından dışarıya doğru çıkacak. Belki köyünde vardır bir sevdiği yahut şehre gelir gelmez sokakta gördüğü kapıcı kızına tutulacak. Sevda kahırı ile hayata tutunma kahırı birleşip ciğerlerini kemirecek te kemirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köşebaşlarında bir çift göz için bekleyecek. Akşamları kandil ışıkları altında dualar edecek. Elini cebine atacak birkaç bozuklukla anasına göndereceği bir tutam para avuçlarına gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol bol terleyecek. Gözleri uzaklara dalıp gidecek. Sadece yaşamak isteyecek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;span style=";font-family:arial;" &gt;Gitme isimli şiirden…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5579234987703028125?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5579234987703028125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5579234987703028125&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5579234987703028125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5579234987703028125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/06/kahrl-genc-ve-hudayinabit.html' title='Kahırlı Genç ve Hudayinabit'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/TCHFvdbZFMI/AAAAAAAAA5o/dx7aZpowW3E/s72-c/h%C3%BCday%C4%B1nabit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4694314430711599347</id><published>2010-06-16T12:37:00.001+03:00</published><updated>2010-06-16T12:41:37.487+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hatıra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Sinema Hatıraları ve Merhaba</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yeni bir yazı alanı olunca insanın heyecanlanmaması imkânsız. Siz bir şeyler yazacaksınız ve yepyeni insanlar sizin yazılarınızı okuyacak. Ona istinaden belki eleştiriler, övgülerle karşılaşacaksınız. Bunun sizin için önemi olmayabilir ama en azından kendinizi geliştireceksiniz yazma konusunda. Geliştirdikçe farklı eksiklikleriniz ortaya çıkacak. Okuyan insanlar fark edecek bu gelişme ve değişmeleri. Su yolunu bulacak her daim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada her zaman ki yine sinema ile ilgili düşüncelerimi yazmak niyetindeyim. Başka bir şeyden de anladığım söylenemez zaten. Çok film izliyor muyum diye bir soru sorulursa hayır demekle iktifa ederim. Özellikle işlerin ve iş dışındaki yaşama ayrılan sürenin kısalması sinemaya ayrılan vakitlerin de tırpanlanması demek. Artık daha az sinema salonlarına gidiliyor; evde gün aşırı film izleme seansları hafta sonları bir ihtimal tek filme iniyor vs vs…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar umutsuz ve geriye doğru giden bir sinema tutkusunun okur nezdinde iyi karşılanmayacağı muhakkak. Sizleri bunlarla meşgul etmek istemezdim bende. Bu sinema illetine nerden bulaştığımla başlayarak bir merhaba demek en iyisi. Tabiî ki burada televizyon zamanlarında izlediğim sinema filmlerinin ben de merak uyandırması ve ‘Bir sinema salonunda film nasıl izlenir?’ sorusunun tetiklemesi neticesinde ortaokulun sonlarında Ankara’da bulvarın üzerinden ilk sinema filmini izlediğimi hatırlıyorum. Sinema salonu Ankara’da  yaşayan herkesin hatırlayacağı üzere Batı Sinemasıydı. Halen varlığını devam ettiren bu sinemanın o zamanlar tek salonu bulunmaktaydı. Sonradan beşe kadar salon sayısını arttırdığını bir yerlerden duydum ama uzun zamandır içine girip bir film izlediğim vaki değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim ilk gençlik yıllarımızdan itibaren Ankara’ya birçok salon açıldı. Ekonomide serbestlikle beraber yabancı filmlerin halk tarafından sevilmesiyle özellikle Kızılay bölgesinde bir çok salon hizmete girdi.  Lise yıllarından itibaren birçok sinema salonuna gittim ve film izledim. Bu sinema salonlarıyla ilgili hatıralarım da pek çoktur ve anılar yumağı başka bir yazının konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak tekrar ilk sinema hatıram ile ilgili başa dönecek olursak beyaz bir perdenin üzerinde ilk sinema deneyimim ilkokul dörde kadar gitmektedir. Başrollerinde Fikret Hakan ve Yılmaz Köksal’ın oynadığı Kahramanlar isimli 1974 yapımı bir filmdi bu.(Bu bilgileri maalesef netten bulabildim) Tarihi filmlerin en önemli yönetmenlerinden Remzi Jöntürk yönetmenliğinde çekilen bu filmle ilgili zihnimde hiçbir şey yok. Bir tek filmin afişinde Fikret Hakan’ı hatırlıyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta süreyle okulun giriş kapısında duran filmin gösterimi her sınıfa farklı gün ve saatlerde yapılmıştı. İki kişi sinema makinesini yüklenip gelmiş ve öğretmenimizin masasının üzerine kurarak tam tersi istikametteki duvara da bir beyaz bir perde asarak yansıtmışlardı. Bizler ise ortalıklarda büyük heyecan ve neşenin verdiği hareketlilikle dolanıp dururken o iki adam sınıfın camlarına kapkara güneş ışığını içeri sızdırmayacak perdelerle sımsıkı kapatmışlardı.  Sınıfın içine kapıdan sızan az bir ışıkla sıralarımızı yüzümüz beyaz perdeye gelecek şekilde ters çevirerek oturmuştuk.  Ve sınıfın kapısı kapatıldı ve o büyük an geldi. Beyaz bir perdenin önünde geçen atlılar, yaralı askerler ve Ferdi Tayfur’un tok ve etkileyici sesiyle konuşan Fikret Hakan ağzımız açık bırakmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de daha sonraları ortaokul zamanlarında tek başına bir yerlere gidebilme yetisine kavuşunca ilk sinemaya gitmiştim.  Batı sinemasının o büyük salonunda Hollywood Magandaları isminde saçma sapan bir komedi filmi vardı ve biz arkadaşlar bu saçma sapan filmi yine ağzımız açık izledik.  İşte sinemayla ilgili bağlarımın ilk ilmikleri bu şekilde atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım burada daha çok yazılar yazarım ve yazdıkça sinema ile ilgili hatıralarımı da sizlerle paylaşırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar merhaba…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, aynı zamanda &lt;a href="http://www.kalemsah.com/"&gt;kalemşah&lt;/a&gt; isimli sitede de yayımlanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4694314430711599347?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4694314430711599347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4694314430711599347&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4694314430711599347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4694314430711599347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/06/sinema-hatralar-ve-merhaba.html' title='Sinema Hatıraları ve Merhaba'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4450539511323789419</id><published>2010-05-21T10:00:00.000+03:00</published><updated>2010-05-21T10:00:03.605+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeki demirkubuz'/><title type='text'>Kıskanmak ve Filmin Atmosferi - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_YsZU6s05I/AAAAAAAAA5g/T8dhnsY9MhA/s1600/k%C4%B1skanmak+maden.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 178px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_YsZU6s05I/AAAAAAAAA5g/T8dhnsY9MhA/s400/k%C4%B1skanmak+maden.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473611210738684818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kara Bir Madenden Çıkanlara Dair...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskanmak filmindeki sahneler ve filmin atmosferini değerlendirmeye devam ederken göçük altında kalan işçilerin ölüm haberleri düştü haber sitelerine. Her ölüm erkendir ama bu kadar ucuz değildir herhalde bizim ülkemizdeki kadar. Uzun yıllardır ülkenin can damarı sektörlerinden biri olan maden sektöründe bu kadar aymazca ve halının altına süpürülen sorunlarla devam ettirilen bir işgücü sonunda duvara tosladı. Gerçi birçok defalar böyle büyük grizu patlamaları yaşanmıştı ama teknolojinin ilerlemediği ve günümüz şartları ile bu işin ancak bu kadar olacağı söylenerek iş kapatılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zonguldak belki de bu acıların ve hayal kırıklıklarının başkenti. Uzun Mehmet’in askerden dönüp bulduğu kömür madeni ülkenin santrallerini, sanayisini ve ekonomisini sırtlayıp götürürken bembeyaz umutlu bir suratla ocağa inen işçi akşama simsiyah bezgin bir ifadeyle çıkarak evinin yolunu tutuyor. Bu mutsuz bir yaşam tüm kent insanını çepeçevre kuşatıyor. Sonra böyle zamanlarda artarda gelen ölüm haberleri yasın kenti haline getiriyor Zonguldak’ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskanmak’ta böyle bir Zonguldak fotoğrafı ile açılmıyor esasında. Bir cumhuriyet balosunda kentin ‘beyaz’larının toplandığı bir ortam vardır. Herkes birbirini ağırlar.  Varsa yoksa daha gösterişli ve güçlü görünme arzusu devam eder gider. Özellikle kadınlar bürokratik elitle kent burjuvasının kendilerini gösterebildiği bu arenada bütün hünerlerini gösterirler. Erkekler ise onların bu zaaflarından çok güzel bir şekilde faydalanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada filmdeki görüntüler ve diyaloglardan anladığımı anlatıyorum. Yoksa roman daha farklı yaklaşıyor bu ilişkilere. Demirkubuz, filminde daha bir erkek yanlısı yol izler. Filmlerinde kadına negatif yaklaştığı yönünde düşünenler var ama ben bu konuda kararsızım. Çünkü sonuçta onun filmlerindeki temel mesele kader karşısında elleri kolları bağlanmış insanlardır. Ne yaparlarsa yapsınlar razı olmaktan başka yapacak bir şeyleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Kıskanmak’a dönecek olursak;  Halit görünürde iş bağımlısı bir adam portresi çizse de amacı tutunup daha rahat bir işe geçmenin yollarına ulaşmaktır. Filmin benim en sevdiğim sahnelerinden biri maden tünelinin ağzında sıkıntılı bir yüz haliyle bekleyen Halit portresidir. Piposunun içerisindeki tütünü kayalara çarparak  yere döker. Yeni tütün koyar ve piposunu yakar.  Yağmur yağmaktadır. Tünelin içinden daha yeni çıkış olan Halit’in umutsuzluğu yağmurla yakınır mı bilinmez. O sırada yeni işçiler madenin altına inmek için katarlara binerek ilerlerler. Hava kurşuni bulutlarla sarılmıştır. Kapkara suratlar, kapkara ruhlar yeryüzünün üzerindeki insanları arındırmak için aşağıya inerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen daha sonra vizörü evin kadınlarına çevirir. Biri kız kardeşi diğeri ise genç karısıdır bu kadınlar. Onlar da loş bir evin içerisinde sessizliği kırmanın yollarını aramaktadırlar. Mükerrem, daha genç olduğu için bu kentin şartlarına uyum sağlayamamıştır. Uyumsuzluk çitleri kesip karşıya geçmenin anahtarıdır. Bu bazen doğru olmayan yollara da sürükler onu. Halit gece mesailerine kaldığında yahut iş gezilerine gittiğinde Mükerrem kendini genç ve heyecanlı kollara bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seniha bilip te söylemeyenlerdendir. Belki de fırsatını iyi değerlendirmek ister…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halit ise patlayıp kendini yakacağı daha zor günlere pipo içerek hazırlanır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kara kentte yağmur hiç durmadan yağar. Ölümlerde 3o’lu yıllarda nasılsa aynen devam eder. Çözüm bulunmaz ve gelişigüzel hamaset söylemleriyle kentin bir çok evine kor ateş ve eyvah düşer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4450539511323789419?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4450539511323789419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4450539511323789419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4450539511323789419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4450539511323789419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/kskanmak-ve-filmin-atmosferi-2.html' title='Kıskanmak ve Filmin Atmosferi - 2'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_YsZU6s05I/AAAAAAAAA5g/T8dhnsY9MhA/s72-c/k%C4%B1skanmak+maden.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-9039631261604011722</id><published>2010-05-20T12:41:00.001+03:00</published><updated>2010-05-20T12:57:19.187+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ethem baran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Evlerimiz Poyraza Bakar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_JhnguzDUI/AAAAAAAAA5Y/Goh1rjk7e-E/s1600/kitap+%281%29.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_JhnguzDUI/AAAAAAAAA5Y/Goh1rjk7e-E/s400/kitap+%281%29.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472543828637584706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sıradan hayatların tekdüzeliği gerçekten dehşet verici diye &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fernando Pessoa&lt;/span&gt;’nın bir cümlesiyle selamlıyor okuru &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ethem Baran&lt;/span&gt; önce. Sıradan hayatların kendi içinde yaşadığı derin kırılmalar, ruhunda kopan fırtınaların devirdiği koskoca filikalar, beyninde çakan şimşekler hiç te öyle sanıldığı gibi değildir. Sessizlik çok tehlikelidir yaşamda. Bir yerlerde bir çalışma, bir hırıltı, bir köpek havlaması mutlaka gelmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirim gençlerin kasabanın kızlarını çeken fotoğrafçıya olan çekememezliğini anlatır önce yazar. Eski türk filmlerinde ki esas kızları gibi çekilen o fotoğrafların oluşturduğu homurtular.  Kırılan cam çerçeve. Sonra yazar bir şaşırtmaca yapar anlatan, hikâyenin kahramanları kaybolur, fotoğrafçı kasabayı terk eder. Öykü biter. Ağızda okuyucuya bırakılan daha uzun bir masal kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir hikayede şimdi hacı unvanıyla taltif edilmiş murat 124 arabanın çocuklukta oluşturduğu hislerden bir oyuncak olur öykü. Bir çınaraltı kahvesinde bekler ‘murat’ çocuğu. Bir çay gelir sonra bir daha. Baba kaybolur kale diplerine. Sonra çıkagelir. Çocuk büyür yine çöker o çınaraltına. Babasını bekler yıllar sonra yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve mahir bir usta vardır. Sanayide çırakların sohbet halkasına girmeye çalıştıkları o Mahir usta. Neler anlatır neler. Her sözün ardından söyleyeceği bir sürü şey vardır. Mahir ve ariftir kendisi. Her sözü veciz, her sözü ‘cuk’ oturur. Ah! Bir de evlenebilse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ethem Baran, sıradan insanları anlatır bundan başka bir sürü öyküsünde daha. Taşra akşamlarında sinen huzuru ve yılgınlığı da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-9039631261604011722?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/9039631261604011722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=9039631261604011722&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9039631261604011722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9039631261604011722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/evlerimiz-poyraza-bakar.html' title='Evlerimiz Poyraza Bakar'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S_JhnguzDUI/AAAAAAAAA5Y/Goh1rjk7e-E/s72-c/kitap+%281%29.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3436302854285259116</id><published>2010-05-13T10:00:00.000+03:00</published><updated>2010-05-13T10:00:04.524+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yağmur Taylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Durul Taylan'/><title type='text'>Vavien (2009)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-pwhWy9DMI/AAAAAAAAA5Q/iarP9olrnME/s1600/vavien.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 393px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-pwhWy9DMI/AAAAAAAAA5Q/iarP9olrnME/s400/vavien.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470308415752178882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vavien, kişisel olarak seyretmeden beklenti çıtasını çok yükseklere çıkarmıştı. Bir filmi hiç izlemeden bu kadar çok merak uyandırması ilginçti. Kara film olarak tanımlanması bir yana taşra algısı ve bakışıyla Türk sinemasında yeni bir dönemi açacağını söyleyenlerin bile çıktığını hatırlıyorum. En son olarak Eskişehir’de düzenlenen film festivalinde Zuhal Olcay’ın Vavien’e övgüler düzmesi de ilgimi çekmişti. Gerçi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zuhal Olcay&lt;/span&gt;’ın bir yönetmenin kahramanını beş dakika yürütmesinde hayatın manası ile ilgili bir anlam mutlaka vardır dan sonra Vavien’e övgüler düzmesi şaşırtıcıydı çünkü Vavien böyle bir film değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse! Bir taşra öyküsü Vavien. Daha önce birkaç tv projesine senaryo yazmış olan Engin Günaydın’ın sinema adına yaptığı ilk filmi. Taylan Biraderlerin ise farklı türler deneyerek sonunda kara bir film yapma çabası ile oluşturduğu en son filmleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taşrada kötülük ve mutlu son hikâyesi anlatılıyor. Temel konu, anne baba ve çocuktan müteşekkil bir orta halli bir taşra ailesinin birbirlerinden habersiz çevirdikleri işler ve evin reisinin bütün bunlardan haberi olması üzerine ilerliyor.  Komşu kızı ile arasında yeni arayışlara yönelen ilk gençlik çağlarında bir delikanlı, ev işlerinden sıkılınca kendini yaşadığı ilçenin kadın kolları faaliyetlerinin içinde bulan anne ve aile bağımlılığından ve ticari sıkıntılarından kurtulup hovardalık yapma derdinde bir aile babası, bu ailenin fertlerini oluşturuyor. Bu aileye, babanın elektrikçi dükkanında ortağı da olan  ağabeyini de ekleyebiliriz. Çünkü filmin kırılma noktalarından birinde ağabey  ve baba arasındaki diyalog geminin dümenini iyi sulara doğru kıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en önemli karakteri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Engin Günaydın&lt;/span&gt;’ın canlandırdığı baba karakteri. Elinden cep telefonunu düşürmeyen, Samsun’da iş bağlıyorum bahanesiyle ağabeyiyle pavyonlara takılan ve burada bir kadına kendini kaptıran bu adam yepyeni bir hayata yelken açabilmek için kurtuluşu eşinin ondan habersiz biriktirdiği paralara el koyarak yapabileceğini düşünmektedir. Paralara el koyabilmesi için de eşi yok edilmelidir. Taşra erkekleri böyledir işte sevmedikleri bir kadınla uzun yıllar evli kalmak merhametlerini soğutmuştur. Ona bir oğul veren karısı bile olsa bir gecelik tanışma sonra bir kadın için bütün yaşam seyrini değiştirebilecek kadar kötülük depolar içine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en başında akşam pavyona gideceği için eşinin paralarından birazını tırtıklar. Bu sırada oğlunun sırlarına da vakıf olur. Bütün ailenin sırlarına vakıf olma duygusu onu daha da güçlendirir. Sonuçta herkesin yaptıklarını o bilmekte ama kimse onun çevirdiği işleri bilmemektedir. Böyle bir güvenle planı için daha ivedi bir şekilde harekete geçer. Neler yapabileceği konusunda kafa yorar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin belirli anlarında aile fertleri ve ağabeyin yalnız anlarında neler yaptıklarına odaklanırız. Bu bence bir taşra öyküsü için çok önemlidir. Zaten yalnız ve mutsuz olan taşra bireyleri mikro ölçekte de aralarında diyalog kuramadıklarından iyice kendi içlerine gömülürler. Bunlar teğet geçen görüntülerdir aslında çünkü öylece kalakalırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela oğulun tek başına mobiletine atlayıp deliler gibi gecenin sokaklarında rüzgâra boğulması anlık bir andır. Onun dertleri ne senarist için ne de yönetmenler için derinlemesine incelenmeye gerek görülecek bir durum değildir. Ağabey geceleri rakısını alıp televizyon başında bağlamasıyla Neşet Ertaş’la düet yaparken bakar geçeriz. Hiç oturmayız yanındaki divana. Nedir onu bu yaşında dertlere atan, nedir böyle dertli dertli bozlak söyleten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya annenin sıkıntılarını unutmak için kendini saçma sapan siyasi aktivitelere vermesine ne demeli? Onun istediği bir tek koca sevgisi ve huzurlu bir aile hayatıdır. Güzel ve alımlı bir kadın değildir bu yüzden de her işi çekip çevirerek eşinin gözüne girmeye çalışmaktadır. O ilçeden çıkmış milletvekiline yardım ederek eşinin işlerinde biraz ferahlamasını istemektedir. Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Binnur Kaya&lt;/span&gt;’ya birçok festivalde en iyi kadın ödülü kazandıran bu karakterde derinlemesine işlenmez. Ailesi ile telefonda yaptığı konuşmalar bir tv skeci ötesine gidemez. Özelikle kadının kaybolduğu anlarda bir babanın sergilemesi gereken bir tavır yerine karikatürize birkaç söz duyarız sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en can alıcı sahneleri özellikle piknik sahneleridir. Bu sahnelerde toplumda kadınla erkeğin arasındaki ayrımda su yüzüne vurur. Kadın, tek eğlencesi piknikte bile ırgatlıktan kurtulamaz. Tepesine bardaktan inercesine yağmurda boşansa hem oğul nezdinde hem de koca nezdinde hizmetçi rolünden bir adım öteye gidemez. Bu konu ile ilgili geçen yıl çıkmış bir öykü kitabı var. Önemli kadın yazarlarımızdan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cihan Aktaş&lt;/span&gt;, ‘&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kusursuz Piknik&lt;/span&gt;’ kitabında kendi ailesi özelinden bir piknik hiyerarşisini anlatır. Vavien’i izlerken bu kitaptaki yılgın ve bezgin kadın karakterlerini canlandırdım zihnimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktaş, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sibel Oral&lt;/span&gt;’la yaptığı bir söyleşi de ülkemizin piknik sosyolojisi ile ilgili önemli çözümlemeler yapar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Piknik, bir bakıma çoklu bir karşılaşma alanı. Şerefine piknik düzenlenen yüksek memurlar, pikniğin kusursuz bir şekilde geçmesi için kendini paralayan küçük memur takımı, ev sahibi ve konuk kadınlar arasındaki örtük bir hiyerarşinin kısıtladığı söyleşiler… İçtikçe dili çözülen, dertlerini ortalığa saçan memurlar… Pikniğin kusursuzluğu konusunda mesul sayılan ev sahibi kadınların piknik kalabalığında kayboluşu…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin tek önemli anlatımı da bu piknik sahneleridir. Onun dışında film, kasabaya atanan ama şartlara alışamayıp bir ay sonra kaçar bir şekilde Ankara’ya dönen memur gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;Not: Bu arada filmin DVD seçeneklerini beğendiğimi belirmeliyim. Gerçekten tasarım ve seçenekler izleyici için güzel bir armağan olmuş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3436302854285259116?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3436302854285259116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3436302854285259116&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3436302854285259116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3436302854285259116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/vavien-2009.html' title='Vavien (2009)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-pwhWy9DMI/AAAAAAAAA5Q/iarP9olrnME/s72-c/vavien.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3155920118264133495</id><published>2010-05-11T17:20:00.003+03:00</published><updated>2010-05-11T17:29:20.760+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>İki Dil Bir Bavul'a Giriş...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-lplbPNpuI/AAAAAAAAA5I/n6H7cwrK374/s1600/3715831710_e582f2f3b9.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-lplbPNpuI/AAAAAAAAA5I/n6H7cwrK374/s400/3715831710_e582f2f3b9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470019314105820898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir minibüsün üzerinde bir bavul. Hani şu tekerlekli olup önden çekilenlerden. Yoksunluğun ve ıssızlığın uçsuz bucaklığında ilerleyen bir minibüs.  İçinde de sessizlik hâkim bu minibüsün. Sonra bu minibüs uzaklarda görmesek te duymasak ta bizim olan o köyün okulunun önünde duracak ve 20li yaşlarının başında bir genç minibüsten ürkek adımlarla inecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline Milli Eğitim’den tutuşturulmuş olan bir avuç anahtarla okulun yan yana olan lojmanının kapısını açmayı deneyecek. Döküntü bir lojmana bakış ve sonrasında okulun kapısına iliştirilmiş asma kilidi tıkırtılı bir sesle açış sonrasında birkaç gün uzun uzun bekleyiş saatleri. Ve anne kucağından atıldığı gurbet hayatında ilk yine annesini arıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonrasında sanki hiç kimsenin yaşamadığı veya bizim öyle zannettiğimiz bir köy. Üç beş ev kırsalın bir ucundan diğer ucuna savrulmuş. Evlerin kapılarında demir kilitler ağızlardaki gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen şimdilik umutlu yeni bir başlangıç için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya çocuklar?...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3155920118264133495?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3155920118264133495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3155920118264133495&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3155920118264133495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3155920118264133495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/iki-dil-bir-bavula-giris.html' title='İki Dil Bir Bavul&apos;a Giriş...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-lplbPNpuI/AAAAAAAAA5I/n6H7cwrK374/s72-c/3715831710_e582f2f3b9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6268834895827345091</id><published>2010-05-07T14:19:00.001+03:00</published><updated>2010-05-07T14:23:18.055+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeki demirkubuz'/><title type='text'>Kıskanmak ve Filmin Atmosferi -1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-P17w0t_pI/AAAAAAAAA5A/oWTELP8aM44/s1600/k%C4%B1skanmak3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-P17w0t_pI/AAAAAAAAA5A/oWTELP8aM44/s400/k%C4%B1skanmak3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468484779625021074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evin bu alt kattan bile şehre hâkim bir nezareti vardı.  Dün hele akşama doğru âdeta düzelmiş olan hava yine berbatlaşmıştı.  Yağmur yağıyor, kumsala biteviye dalgalar gelip yayılıyor ve bütün limanda, ufuklara kadar tekmil Karadeniz’de yine hiç bir vapur, hiç bir gemi görülmüyordu.  Sicim gibi yağan yağmurdan, karşı sırtta Soğuksu mahallesi uzak ve müphem kalmış, tepenin tam üzerindeki şehir hastanesinin büyük beyaz yapısı sis ve dumana bürünüp tamamen gizlenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskanmak romanından bir alıntı var yukarıda. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nahid Sırrı Örik&lt;/span&gt;, romanda İstanbul’dan gelmiş iki kadının Zonguldak gibi ekonomisi yerin altına bağlanmış ve yapacak hiçbir şeyin olmadığı bir kentte nasıl sıkıldıklarını yukarıdaki satırların arasına gizler. Seniha’yı bir kenara bırakacak olursak Mükerrem için bu sıkıcı kentte yapılacak tek şey, küçük kent burjuvaları ile toplanılan yemekli toplantılardır. Bunun dışında milli bayramlarda düzenlenen balolarda neşeli bir havada geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zeki Demirkubuz&lt;/span&gt;, filmin ilk sahnesini böyle bir Cumhuriyet balosu ile açar. Gerek, tek parti dönemine yöneltilen ‘soft’ eleştirel bakış ve bu dönemde ortaya çıkmış kent burjuvasının hali pür melali seyirciye gösteriliyor. Mükerrem, kendini bu kadınlara ispat çabasındayken, Seniha içine gizlenmiş sığıntı parçası olduğunun bilinciyle uzaktan uzağa baloyu seyreder. İleride ağabeyinin başına gelecek olanları bir şekilde burada sezmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seniha’nın olayların en yakıcı anlarında dahi uysallığını muhafaza etmesi küçüklüğünden beri bu kıskançlık duygusunun fıtratını ele geçirmiş olmasındandır. Daha küçüklüğünden itibaren haset ateşiyle çepeçevre kuşatılmış bu çirkin kadın, uzaktan uzağa ağabeyini her seyrettiğinde kor alevlerin üzerini kapatır ve bir gün uyanmak üzere o kıvılcımları kalbinde saklar. İşte o baloda ateşin üzeri artık açılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mükerrem’in ağabeyinden göremediği tutkuyu, uçarı ve şımarık gençte bulduğu an bir dansla başlar. Bu kız çocuğuna benzer genç erkek, belirli zamanlarda geldiği bu küçük kentte tüm kadınların gözbebeği olmayı başarmış ve küstahlaştıkça üzerindeki tutkulu bakışlar daha da artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seniha, bu tarz ilişkilerden hep sıkıldığı gibi burjuva kadınlar da onun bir sığıntı olduğunu hissetmişler ve o fasit dairelerine sokmamaya gayret göstermişlerdir. İlk ateş, önce Mükerrem’in bağrından tutkuyla karışık yükselmiş sonrasında da Seniha’nın içinde biriktirdiği lavın ilk kıvılcımları balo salonunun hararetini yükseltmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;Devam edecek…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://moroccom.blogspot.com/2010/04/kskanmak-2009.html"&gt;Kıskanmak (genel kritik)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6268834895827345091?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6268834895827345091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6268834895827345091&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6268834895827345091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6268834895827345091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/kskanmak-ve-filmin-atmosferi-1.html' title='Kıskanmak ve Filmin Atmosferi -1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-P17w0t_pI/AAAAAAAAA5A/oWTELP8aM44/s72-c/k%C4%B1skanmak3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-9066252936466546859</id><published>2010-05-06T17:24:00.001+03:00</published><updated>2010-05-06T17:27:58.162+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='onur ünlü'/><title type='text'>Acı Aşk (2009)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-LRblvCCHI/AAAAAAAAA44/0zC3bio7xIg/s1600/ac%C4%B1a%C5%9Fk.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-LRblvCCHI/AAAAAAAAA44/0zC3bio7xIg/s400/ac%C4%B1a%C5%9Fk.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468163169497254002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde Halit Ergenç’in sakallarının boy verdiğini görünce onun son oynadığı filmlerden biri olan Acı Aşk hatırıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film arabesk şarkılar eşliğinde absürt bir yaşamdan parçalar sunuyor. İnsancıl, iyi niyetli bir edebiyat hocasının sevdiği kadının kendisini aldatması sonrasında nasıl canavarlaştığı ilginç müzikler ve ilginç görüntüler eşliğinde akıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam aldatılınca bunalıma giriyor. Onu bunalımdan çıkaran kadınla evleniyor. Evlendiği kadın evlendiği gün kör oluyor. Kendini aldatan eski sevgili ortaya çıkıyor. Her ikisini de öğrencisi ile aldatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra tekrar başa dönüyoruz. Kör olup ameliyat sonrası tekrar görme yetisine kavuşan eşi ile bir olup diğer kadınları aradan çıkartıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Onur Ünlü’nün senaryosu. Bir senaryo yazmış ve arkadaşına bunu sen çek demiş. Taner Elhan’da almış ve güzel görüntüler ve müzikler eşliğinde hoş bir film çekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlerken sıkılmıyorsunuz. Birileri üzülürken kahkahalar atmak; birileri ölürken veya öldürülürken yaşamak istiyorsunuz. Bunun dışında da pek bir tat bırakmıyor zihinlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın erkek ilişkilerinde erkekyanlı bir bakış çok sert bir durumda gösteriliyor. Adam her halükarda haklı ve ne yaparsa normal gibi bir durum ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Absürtlük bazı sahnelerde doruk noktasına çıkıyor. Ünlü, filmin bazı sahnelerinde yine yapacağını yapıyor ve edebiyat hocasının ağzından güzel şiirler okuyor.Bunlardan biri de Asaf Halet Çelebi’nin İbrahim şiiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibrâhim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;içimdeki putları devir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;elindeki baltayla&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kırılan putların yerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yenilerini koyan kim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;güneş buzdan evimi yıktı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;koca buzlar düştü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;putların boyunları kırıldı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibrâhim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;güneşi evime sokan kim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;asma bahçelerinde dolaşan güzelleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;buhtunnasır put yaptı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben ki zamansız bahçeleri kucakladım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;güzeller bende kaldı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibrâhim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gönlümü put sanıp kıran kim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Filmle ilgili ilginç bir noktada, Halit Ergenç’in filmin bir sahnesinde söylediği Ben İnsan Değil miyim? parçasının müziği babası Sait Ergenç’inmiş. Özellikle mi seçildi bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-9066252936466546859?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/9066252936466546859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=9066252936466546859&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9066252936466546859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9066252936466546859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/ac-ask-2009.html' title='Acı Aşk (2009)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-LRblvCCHI/AAAAAAAAA44/0zC3bio7xIg/s72-c/ac%C4%B1a%C5%9Fk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5298629345336780577</id><published>2010-05-05T17:09:00.005+03:00</published><updated>2010-05-06T11:12:38.754+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Düzgünoğlu'/><title type='text'>Hayatın Tuzu ve Ardında Bıraktığın Bir Fotoğraf</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-F-7aTROXI/AAAAAAAAA4o/uCYKxJRLDIE/s1600/hayat%C4%B1n+tuzu.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-F-7aTROXI/AAAAAAAAA4o/uCYKxJRLDIE/s400/hayat%C4%B1n+tuzu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467790981742016882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Vavien'i izledim. beklediğimden daha vasat bir film buldum. Taylan Biraderler'in farklı bir taşra atmosferi oluşturma çabaları senaryonun sığlığında kayboluyor. Bir ara uzun bir Vavien değerlendirmesi yapmayı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşra demişken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ender Özkahraman&lt;/span&gt;'ın senaryosunu yazdığı ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Murat Düzgünoğlu&lt;/span&gt;'nun yönettiği  Hayatın Tuzu'nda kısır döngülü ve o kırılamayan çeperin içinde kıvranan insanların basit ama derin hikayeleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitlis'in tarihi camilerinden birinde imam olarak çalışan Şehsuvar,  ölen bir kız çocuğunun ailesine yardımcı olurken caminin çeşitli tamirat işlerini yapan Zübeyir Usta ile aralarında bir diyalog geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zübeyir Usta, bir insanın ardında bir resim bırakmamasının geride kalanlar için ne kadar kötü olduğundan bahseder; oysa Şehsuvar bunun tam tersini düşünmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belki de kötü olan, insanın ardında bir fotoğraf bırakmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5298629345336780577?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5298629345336780577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5298629345336780577&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5298629345336780577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5298629345336780577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/05/hayatn-tuzu-ve-ardnda-braktgn-bir.html' title='Hayatın Tuzu ve Ardında Bıraktığın Bir Fotoğraf'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S-F-7aTROXI/AAAAAAAAA4o/uCYKxJRLDIE/s72-c/hayat%C4%B1n+tuzu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2698338886340871046</id><published>2010-04-30T15:58:00.001+03:00</published><updated>2010-04-30T16:04:13.149+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reha erdem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>Hayat Var ve Gündem</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9rVHD5vG_I/AAAAAAAAA4Q/zGS2RHd_X-c/s1600/HAYATVAR1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9rVHD5vG_I/AAAAAAAAA4Q/zGS2RHd_X-c/s400/HAYATVAR1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465915415050787826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Taciz ve tecavüz haberleriyle bu kadar kirlenmiş bir gündemin içerisinde ne söylesek bazen boş oluyor. Böyle zamanlara denk düşen filmler vardır ya. Eliniz onun üzerine gider ve seyretmek istersiniz. O iç karartıcı zamanlar için yol gösterici ve içinizdekini en iyi ifade eden filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reha Erdem’in sondan bir önceki filminden bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayat Var!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızın içinde yaşayan yüz binlerce çocuktan biri o. Annesiyle babası ayrılmış, hasta dedesi ve kendine sorumlu babasıyla yaşamak için bir hayata tutunmaya gayret ediyor. Hayat, hayatta ne olmak istiyor. Ne için bir yaşam kurmak istiyor ve hayatın anlamından anladığı ne gibi sorular var. Tüm bunları hiçbir zaman tam olarak anlayamıyoruz. Komşunun yaramaz piçleri, köşe başındaki bakkal ve mahallemizdeki bir sürü insan onun yalnızlığını ve biçareliğini istismar ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinlerin gözünde hiçbir kötülük derecesinin içine giremeyecek insanlar bu istismar başkaları tarafından bilinmediği müddetçe huzurla yaşamaya devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Turan Alkan’ın da geçenlerde &lt;a href="http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/columnists-26600-diri-diri-topraga-gomulen-kiza-hangi-gunahi-sebebiyle-olduruldugu-soruldugunda.html"&gt;yazdığı gibi&lt;/a&gt; 'ahlak başkalarına gösterilmesi gereken bir erdem' olarak kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Onlar için erdem, başkalarına “gösterilmesi” gereken bir davranış maketidir; kendileriyle başbaşa kaldıklarında o erdem, davranışlarını denetlemez, başıboş bırakır. Ahlâk, onların başkalarından bekledikleri güzel davranışlardır; kendilerinin başkalarına göstermesi gereken değerler silsilesi değil. Bir insanın kendi içinde birbiriyle çelişen iki kimlik ve karakterle gündelik hayata nasıl devam edebildiği esrarengiz bir meseledir ve insan tabiatının sırlarından birini teşkil etse gerektir.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmle ilgili daha yazacak çok şey var ama filmin yakıcılığının ve yüzleşmeciliğinin sonrasında kaleme sarılmaken iyisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2698338886340871046?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2698338886340871046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2698338886340871046&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2698338886340871046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2698338886340871046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/hayat-var-ve-gundem.html' title='Hayat Var ve Gündem'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9rVHD5vG_I/AAAAAAAAA4Q/zGS2RHd_X-c/s72-c/HAYATVAR1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7840161163773017746</id><published>2010-04-27T16:21:00.000+03:00</published><updated>2010-04-27T16:21:59.925+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeki demirkubuz'/><title type='text'>Kıskanmak (2009)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9bkw7UkF5I/AAAAAAAAA4I/PC7hkpBmKN4/s1600/k%C4%B1skanmak1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 178px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464806727069472658" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9bkw7UkF5I/AAAAAAAAA4I/PC7hkpBmKN4/s400/k%C4%B1skanmak1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman oldu odunun çıtırtısını duymayalı. Küçük bir şöminenin başında ellerini ateşe uzatıp o sıcaklığı hissetmeyeli. Filmin benim açımdan ilk akla gelen görüntüsü bu görüntüler. Siyah ve gri renklerin hâkim olduğu bir kent Zonguldak.(şimdi o şehre gitseniz manzara yine aynı değil mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman, Seniha isminde çirkin bir kadının yaşamı boyunca ağabeyinden intikam almaya çalışması üzerine kurulu; filmde ise, bu intikamın dönüm noktası ile ilgili bilgilere ulaşıyoruz. Uzun yıllar boyunca ağabeyinin yanında bir sığıntı olarak yaşamış ve eline geçen fırsatlar bir şekilde yakışıklı ve başarılı ağabeyinin sayesinde hiç olmuş bir kadının son adımda uysal ve sakin duruşunu hiç bozmayarak giriştiği intikam alma serüvenine bakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanda aslında bu intikam serüvenin birçok nedene dayandığını görerek Seniha’yı haklı görebiliyorken filmde Seniha’nın ağabeyinin karısı Mükerrem’i yolların ayrılma noktasında yalnız bıraktığı o diyalogda çokta mantıklı görmüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seniha o diyalogda romanda başından geçen olaylardan sadece birini anlatarak aslında küçük bir kıskanma kıvılcımının heyulaya dönüştüğünü de paylaşır. Filmin denge noktası o sahnedir. Mükerrem, hayâsız burjuva genciyle paylaştığı gizli ilişkinin kavşağındadır. Onunla yaşadığı, yaşadıkça hor görüldüğü ve aşağılandığı bu durumdan artık sıkılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşinin kızkardeşi ile dertleşmek ister. Onun kendisine bir yol göstereceğini umar. Seniha tüm bu olanları biliyordur ve kendi hikâyesini anlatır Mükerrem’e. İlk defa bu evde bir sığıntı olduğunu söyler ona. Hiç evden dışarı çıkmayan ve sürekli el işi yapıp kitap okuyan Seniha ablası ona yol göstereceğine eşinden daha da soğutur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün işler sarpa sardığında Mükerrem, Seniha’ya o günkü kayıtsızlığını sorar. Seniha hayatında ilk kez eline geçen fırsatı doğru kullanmak derdindedir. Aşağılar eşinin karısını. Sonrası zaten büyük bir sessizlik ve içe kapanma devresidir Seniha için. Ev dağılır. Mükerrem İstanbul’a döner. Yönetmen bizi ayrıntılarla uğraştırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seniha’nın yazdığı mektuptan Tabzon’da bir okulda öğretmenlik yaptığını öğreniriz. Ağabeyini son kez görmek ister. Bu yılların intikamının da alınması olacaktır. Ağabeyi ile avukatın bürosunda karşılaşır ama aslında Seniha için önemli bir yıkım olur bu yüzleşme. Ağabeyi 7,5 yıllık mahpus hayatına karşılık yıpranmamıştır hiç. Hala o sert ev aldırmaz tavrını sürdürür kız kardeşine karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes kendi yolunu çizecektir. Seniha gemiye biner ve Trabzon’a doğru yol alır. Gemide Mükerrem’e benzer biri arkası dönük yan masadadır sanki. Yönetmen burada da bir gizemli bir pay bırakır. Belki iki kadının ikinci bir yüzleşmesine gerek görmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son sözünü yine Seniha söyler. Ağabeyi, kendisinden önce ölürse ancak o zaman huzur bulabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7840161163773017746?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7840161163773017746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7840161163773017746&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7840161163773017746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7840161163773017746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/kskanmak-2009.html' title='Kıskanmak (2009)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S9bkw7UkF5I/AAAAAAAAA4I/PC7hkpBmKN4/s72-c/k%C4%B1skanmak1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6494162622416791014</id><published>2010-04-22T10:22:00.000+03:00</published><updated>2010-04-22T10:25:01.131+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>A.Esra Yalazan'ın Bal Hakkındaki Yazısı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8_3vEiyMgI/AAAAAAAAA4A/fuzC9NE_RBU/s1600/bal.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462857261069251074" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8_3vEiyMgI/AAAAAAAAA4A/fuzC9NE_RBU/s400/bal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;A.Esra Yalazan&lt;/strong&gt;, önemsediğim ve her hafta yazdıklarını okumaya çalıştığım bir yazar. Edebiyatın o sükûn veren ikliminde akan bir ırmağın kenarında yazdığı yazılarla okuruna huzur veren bir yazar o. Bal film hakkında yazdığı yazı, son zamanlarda okuduğum en iyi sinema yazısıydı. Bir filmin içine işleyen ruhu ince ince ortaya çıkaran yazıdan bazı bölümleri aşağıya aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çok az konuşulan bir filmde, korkunun, endişenin, kıskançlığın, umutsuzluğun, sevmenin, çaresizliğin, heyecanın, hayal etmenin, inanmanın, vazgeçmenin, kabullenmenin, beklemenin, yorulmanın, ümidin, şefkatin, mahremiyetin, acı çekmenin, mutluluğun ve daha pek çok duygunun yansımasını kendinize tuttuğunuz aynada görüyorsunuz. Kimileri bu dingin anlatımı sinema sanatıyla ilgili bir tercih olarak yorumlayabilir, kısmen öyledir ama bana göre bu yüzyılda benzerine kolay rastlanamayacak müthiş bir cesaret gösterisi Bal. Dünyanın çürümesinden hiç etkilenmeyen, zamanın altın tozuyla harelenmiş büyülü bir masal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey bilmiyordu, ormanların uğultusuyla, bir kova suyun aynasında parlayan gümüşsü mehtapla, sevdiği kızın saçından düşen saten bir kurdelayla, ışık saçan bal petekleriyle, babasının kimselere anlatma dediği ürkütücü rüyalarla hayallerini çoğaltıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeyken pek önemsemediğimiz ama bir gün ansızın, kısacık şimşek çakımları gibi zihnimizi aydınlatan müphem hatıralarımız vardır. Hayatta o en çok istediğimizin küçücük bir işaretle bize hissettirenin ne olduğunu bazen yıllar sonra çok farklı hadiselerin etkisiyle kavrarız. Semih, gelecekte şiir yazacak olan çocuğun ilk ‘uyanışını’ zarif bir sahneyle gösteriyor. Dalgın bakışlarıyla dünyayı izleyen Yusuf, boş sınıfın kapısını açtığında o kızı görüyor. Büyülenmiş gibi bakıyor ona, kız şiiri kendisi gibi kekeleyerek okuyor çünkü. Mavi yaz akşamlarından bahseden ılık bir şiir...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.taraf.com.tr/makale/10938.htm"&gt;Yazının tamamı&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6494162622416791014?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6494162622416791014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6494162622416791014&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6494162622416791014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6494162622416791014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/aesra-yalazann-bal-hakkndaki-yazs.html' title='A.Esra Yalazan&apos;ın Bal Hakkındaki Yazısı...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8_3vEiyMgI/AAAAAAAAA4A/fuzC9NE_RBU/s72-c/bal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5270111847324994809</id><published>2010-04-20T12:18:00.001+03:00</published><updated>2010-04-20T12:20:40.978+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Bozkırın Uzak Bahçeleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S81xsCsV3LI/AAAAAAAAA34/E24ZpHPqHzU/s1600/kitap+(6).JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 305px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462146924521315506" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S81xsCsV3LI/AAAAAAAAA34/E24ZpHPqHzU/s400/kitap+(6).JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ethem Baran, bozkırda büyümüş bir delişmen çocuk. Yazdıkça yazıyor sarı bozkır akşamlarını. Kavuran ve kalp oyan yaz sıcaklarını. Hikayeye başlıyor sonra bir işaret fişeği atıp kahramanın gizli yanlarını aydınlatıyor; okuru o yöne doğru ağır aksak ilerlettikten sonra ani bir hareketle dönüp eki hikayeyi kulağımıza fısıldıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bozkır akşamlarını, kırılan okulları, kuru otların arasında güneşe doğru çılgınca koşuşmaları ben de biliyorum. İlk gençlik aşklarını bizde yaşadık kesik soğuklarda. Püsküllü bir impala hep hayalimizdeydi. Her mahallede bir deli vardı. Derinleştikçe delirenlerden… çocuklar minareye gizlice çıkar sonra da inemezlerdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ethem Baran bozkırı yazıyor. Yazdıkça beni de yazıyor seni de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gözlerinin içine bir baktı mı, aklından geçenleri, içinde sakladığı en gizli düşünceleri bile bilirdi annesi. Dışarı çıkmak, ayağıyla iyice toprağa gömüp sakladığı misketi, yağmur toprağı oyarak yerinden çıkarıp götürmeden ve hazır dışarıda kimseler yok, herkes evlere dağılmışken, sessizce gidip almak istediğini anlar diye o akşamüzeri annesinin yüzüne hiç bakmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar bir sokaktaydı dükkân. Kırık bisiklet tekerlerinin, şemsiyeleri, ayakkabıları onaran, patlak lastikleri, top içlerini yapıştıran Durmuş Usta. Kıymalı yaptırmıştı onlara. İlk kez çarşıda yemek yiyordu. Dedesinin onu, ağlamasın diye götürdüğünü biliyordu. Döndüklerinde babası gitmişti. Elinde Durmuş Usta’nın verdiği uçurtma ipi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökte bir bulut peyda olur bazen. Sanki bir ak kısrak gibi doludizgin gelmiştir. Derinlerden birkaç bulut daha gelirse, sevince diyecek yoktur. Umutlar şahlanmıştır. Hele bir de ortalığı tatlı bir esinti yalarsa! Tamamdır artık. Eğer yağmur yağarsa iş erken bırakılır. İşi erken bırakmak, yüzlerce o günlük silinmesi sor bir gülümsemenin yerleşmesi demektir, eve gitmek, mahallede tur atmak, hatta gece dışarı çıkıp oynamak demektir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5270111847324994809?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5270111847324994809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5270111847324994809&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5270111847324994809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5270111847324994809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/bozkrn-uzak-bahceleri.html' title='Bozkırın Uzak Bahçeleri'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S81xsCsV3LI/AAAAAAAAA34/E24ZpHPqHzU/s72-c/kitap+(6).JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-8470285044667925600</id><published>2010-04-19T10:00:00.000+03:00</published><updated>2010-04-19T10:00:01.322+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='onur ünlü'/><title type='text'>Onur Ünlü Filmlerinde Olmazsa Olmaz 11...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8hXcQ068nI/AAAAAAAAA3w/w7qczxzHGj8/s1600/onur+%C3%BCnl%C3%BC.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 230px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460710691251614322" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8hXcQ068nI/AAAAAAAAA3w/w7qczxzHGj8/s400/onur+%C3%BCnl%C3%BC.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onur Ünlü filmlerinde olmazsa olmaz 11 faktörü sıraladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar olmazsa bir Onur Ünlü filmi olmaz ol(a)maz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Filmlerindeki en önemli unsur ironidir. İroni olduğunu bilmeden onun filmlerini izlerseniz hep biraz umutsuz ve ‘kötü film izlemiş hissi’ ile ayrılabilirsiniz. Kendi hayat görüşünü ironi de katarak izleyiciye ulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Şiir olmazsa olmazıdır. Filmin kahramanı her durumda ve şartta şiir okumadan duramaz. Ruh değiştirir, tehdit alır ama yerini zamanını denk getirdi mi patlatır birkaç mısra. Bunun yanı sıra kahramanın kendisi de edebiyat öğretmeni ve şair olabilir. Öğrenciye ders verirken, sokakta biriyle konuşurken, zor durumdayken gökyüzüne şiirden kelimeler karışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Esas kahraman hep erkektir. Kadınlarla başı beladadır. Sürekli âşık olur. Bir güzel gördü mü bakmadan geçemez. Diğer yandan kadınları çok ta ciddiye almaz görünür. Varsa yoksa kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Ölmekten çok korkar onun filmlerindeki insanlar. Ölüm geldi mi başucuna çaresizce boyun büker ve tevekkül eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Ölmekten korkar ama kadercidir. ‘Bu da geçer yahu’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Ailesinin başına bir sürü olay gelse de bildiğinden çekinmez. En mutlu anında ölümüne bir kaza yapsa da sigarayı bırakmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Normal hayatta görülmeyen hastalıklara duçar olurlar. Haliyle normal hastalıklar olmayınca normal bir ölüm de beklenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Kan ve gözyaşı eksilmez ardından iyi bir espri patlayıverir. Şaşırır kalırsınız. Sevinçten ağlama gibidir filmleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Yaşlılar biraz huysuz, gençler ise fazla umursamaz dururlar. Kimin öleceği yaşa göre olmaz. En genç en erken ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Gerçeküstü olaylar ve kişiler her an karşınıza çıkabilir. Konuşan kedi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Onun filmlerinde yaşam bir çocuk oyuncağıdır ölümse keskin gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sizin de bu faktörlere eklemek istedikleriniz varsa ekleyebilirsiniz...&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-8470285044667925600?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/8470285044667925600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=8470285044667925600&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8470285044667925600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/8470285044667925600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/onur-unlu-filmlerinde-olmazsa-olmaz-11.html' title='Onur Ünlü Filmlerinde Olmazsa Olmaz 11...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8hXcQ068nI/AAAAAAAAA3w/w7qczxzHGj8/s72-c/onur+%C3%BCnl%C3%BC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7417364771746506844</id><published>2010-04-16T14:53:00.000+03:00</published><updated>2010-04-16T14:53:00.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Hikayelerin En Güzeli</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-gDb_HvI/AAAAAAAAA3g/uStMu3Dx13U/s1600/yumurta.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460331424865263346" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-gDb_HvI/AAAAAAAAA3g/uStMu3Dx13U/s400/yumurta.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-fgCQ_lI/AAAAAAAAA3Y/s6neEhVsZ9E/s1600/s%C3%BCt.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460331415362141778" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-fgCQ_lI/AAAAAAAAA3Y/s6neEhVsZ9E/s400/s%C3%BCt.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-fToHQ1I/AAAAAAAAA3Q/5pujK33UNpU/s1600/bal.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460331412031226706" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-fToHQ1I/AAAAAAAAA3Q/5pujK33UNpU/s400/bal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7417364771746506844?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7417364771746506844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7417364771746506844&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7417364771746506844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7417364771746506844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/hikayelerin-en-guzeli.html' title='Hikayelerin En Güzeli'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8b-gDb_HvI/AAAAAAAAA3g/uStMu3Dx13U/s72-c/yumurta.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7831163549367306215</id><published>2010-04-15T09:59:00.001+03:00</published><updated>2010-04-15T09:59:00.782+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mert fırat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='louis aragon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilksen başarır'/><title type='text'>Başka Dilde Aşk (2009)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Konuşmak kara dilin erkeğin ve kadının&lt;br /&gt;Birbirine tutuşmuş iki ele yabancı biri gibi konuşmak&lt;br /&gt;Konuşmak mutluluğun çılgını gibi&lt;br /&gt;Öpücüklere benzemeyen sözcükler var ya&lt;br /&gt;İşte o sözcükleri yitirmiş bir ağzın dili ile konuşmak&lt;br /&gt;Tüm bunlardan yakınan bir edayla konuşmak&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 327px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459949017496006850" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8WitA-XsMI/AAAAAAAAA3I/SOIOQoZ0J94/s400/bda-poster.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Korkunç gecelerden bahsetmek istiyorum size. Korkunç bir gece. Bütün yeryüzünü sığ bir karanlığa mahkûm eden gece. Hatırlamak istemediğim, hiç unutamadığım ve birileriyle paylaşmak istediğim o gece. Konuşmak istedim ama konuşamadım. Hissettiklerimi anlatamadım ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik en çok kütüphanelere yakışır derler. Bir dolu kitabın içine gömülmek için sükût şarttır. En ufak bir tıkırtı biler rahatsız eder insanı. Kitapların dünyası öyle her laubaliliği kabul etmez. Böyle bir kütüphane içinde sağır olmak idealdir aslında sağır biri olarak çalışmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece kitaplar da yetmez insana. Ruhunu, beynini doldurduğu heceler, sözcükler ve resimleri anlatmak ister hislerini boşaltacağına. Bunun kim olacağına zaman karar verecektir. Zaman merhem gibidir insan ruhuna. Uzadıkça geceler, takıldıkça gündüzlerin arkasına iyileştirir ve umut ettirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuş(a)mayan ve susan bir erkek için en iyisi, konuşmaktan bitap düşmüş bir kadının kollarına bırakmaktır kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın içinse yakıcı bir ilişkinin ertesinde ağaç gölgesi gibidir suskun erkek. Kana kana içer gölgesinde suyunu. Bir şaşkınlığın ardı ve kızgınlığın ötesine taşımak için aşk yeterli midir bilinmez. İş yaşamında karşılaştığı –mobbing- onu kendi çeperine kapatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyük kayalar bana dedi ki aramıza geliyorsun ama&lt;br /&gt;Seni saran bu yürek yok mu hiç yeryüzünde&lt;br /&gt;Başımı salladım ve öldü diye yanıtladım&lt;br /&gt;Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.&lt;/em&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;**&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu aşk için hayal kırıklıkları çizgisi üzerinde ilerleyen büyük bir ütopya denilse yeridir. Kimse inanmak istemez ki ona. İnsan bildiğinin bilmişliğindedir. Onun için eksiklik veya yitiklik, boşluktur. Bir insanın eksik tarafları onun için avurtlarını doldura doldura konuşmak için bir fırsattır. Saatlerce ahkam kesilir sigara ve kahve ardında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“sana bir şey olsa adamın ruhu duymayacak, bu mu normal ilişki?”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey umursanmaz, belki de sırası değildir düşünmenin ve kesin kararın. Aşk mı? Yo değilim der geçersin. Gölün ortasına bir taş atılırken oluşturacağı daireler dikkate alınmaz. Sonra küçük bir taş birçok daireyi oluşturur. Aşkla başlar, sorumluluğa dönüşür; sorumluluk pes ettirir bazen. İnsanlar aralara girerler, en çok ta anneler. Korkarlar çocuklarından. Onların sevmelerinin sırrından korkarlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459947136132012770" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8Wg_gWPWuI/AAAAAAAAA24/tPfqgnBkno4/s400/bda-1.jpg" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İsmini hatırlamadığım biri der ki “bir aşk ta kim daha çok fedakârlık yaparsa en çok o hayal kırıklığına uğrar” bu hikâyede kimin daha çok fedakârlık yaptığı bir yerde izleyicinin hakemliğine götürür işi. Hep psikolojik olarak erkeğin yanında saf tutarız. Duymayan, duyurulmayan odur. Sevmek onun da hakkıdır. Ama kız bir sahnede bunu sorgular ve der ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ben senin için başkalarının dediklerini umursamıyorum. İşaret dili öğrendim. Sen benim için ne yaptın?"&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Belki filmin en düğüm sahnesi de buradadır. Aşkın çözüm noktası ile düğüm noktası aynı yerdir. Bir ilişkinin bir adım öteye taşınabilmesinin yolu fedakârlıkların eşitlenebilmesi değil midir? Erkek bu diyalog(suzluk) sonrası kızın iş yaşamı ile ilgili zorluklarla alakalı bir şeylerin çabasına girişir. Ona daha fazla destek olduğunu hissettirmek ister. Bu ilişkinin kadın-erkek olarak bakıldığında en zor taraflarından birisi de budur. Sadece kendi hücresinden gösterebildiği erkek rolünü her alana taşıma gayreti. Erkeğin sessizliği, kakafoni kalabalıklar için bir pasifize duruştur. Kadın baskın ve üstün olarak algılanır bu kalabalıklarca. Bu ilişkiye çeşitli durumlarda da yansır. Eski sevgili ve halen patronu olan erkek ile münakaşasına yeni sevgilisinin karışmasına çok içerler. Bu tavır erkeği daha da sinirlendirir. Konuşamayıp, sesini yükseltip karşı tepelerden aksi sedasını duyamayıp içine atılan kızgınlıklar davranışlara yansır. Kadın bağırıp çağırarak sinirlenmeye yatkın olduğundan ilk soğuk duyguya bürünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeğin koruma güdüsü düğer erkeklerden farklıdır. Sevdiğine bir zarar geleceğine dair inancı onu sert bir tutuma sürükler. Kadının ve arkadaşlarının yaptıkları eylem esnasında polisle girilen diyalogu erkek yanlış anlayınca gidilen karakol sonrasında ailelerin karşı çıkmalarıyla ayrılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit bir ayrılma değildir bu. Çatışmalar, kaygılar değildir bu ayrılığın nedeni. Baskılar ve şüphe dalgaları bırakır melankoli kıyılarına. Erkek evine bile uğramaz uzun süre. Yılgınlığı kürek çekerek atmaya çalışır. Kadın ise işinden ayrılır, evsiz kalır.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459947143769245042" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8Wg_8zGRXI/AAAAAAAAA3A/fWZFPugp0BY/s400/bda-2.jpg" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ve tüm zamanların en iyi veda sahnelerinden biri karşımıza çıkıverir. Kadın, usulca gelir ve birkaç eşyasını alıp çıkacakken erkekte uğrayıverir evine. Kadının eşyalarını göremeyince Aragon’un Tüm Şiirleri üzerine gözyaşlarını akıtır. Kadın tüm bu sahneleri izlemektedir bir köşeden. Hıçkırıklar duvarı deler geçerken kadın ağlayarak evden çıkar gider. Bu çıkıp gitme kesin bir gidişin işareti değildir. Sadece ne yapacağını bilememe halidir. Takside daha rahat düşünür. Erkek ise kendi evinde aşksız bir yabancıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksi çağırır, bekler. Kapı çalar. Taksi zannederken karşısına kadın çıkıverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ceketimi burada unutmuş olabilir miyim?"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;em&gt;* &lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Louis Aragon&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; - İnanmıyorlar Bana&lt;/em&gt; şiirinden alınmıştır.&lt;br /&gt;** &lt;strong&gt;Louis Aragon&lt;/strong&gt; - &lt;em&gt;Dorukların Uykular Üstüne Yükseldiği Yer&lt;/em&gt; şiirinden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7831163549367306215?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7831163549367306215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7831163549367306215&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7831163549367306215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7831163549367306215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/baska-dilde-ask-2009.html' title='Başka Dilde Aşk (2009)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8WitA-XsMI/AAAAAAAAA3I/SOIOQoZ0J94/s72-c/bda-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-9116844497584271774</id><published>2010-04-13T10:23:00.000+03:00</published><updated>2010-04-13T10:24:06.783+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mert fırat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='louis aragon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilksen başarır'/><title type='text'>Başka Dilde Aşk ve Şiir...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8MnEIM46sI/AAAAAAAAA1k/57GU0BXGrgY/s1600/bda2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 188px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459250125177678530" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8MnEIM46sI/AAAAAAAAA1k/57GU0BXGrgY/s400/bda2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gece öylesine elime bir film geçti ve seyrettim. Gece, sırf can sıkıntısını gidermek için bir film seyretmek istedim ve &lt;strong&gt;Başka Dilde Aşk&lt;/strong&gt;’ı seyrettim. En çok evinden dışarı adım atamayan şair Kâmuran’ın öyküsüne takıldım. Filmin genelinden büyük bir lezzet aldım ama Kâmuran’ın dramı başka etkileyiciydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablası filmin bir sahnesinde onun uzun yıllardır neden evden çık(a)madığını anlatıyor. Kâmuran, her gece sabaha karşı nefis şiirler yazıyor. Kâmuran, unutamıyor. Unutmak istese de aşk’ı böğrüne düğümleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâmuran, yazdığı şiirleri yayınlamaktan da imtina ediyor. Buruşturup apartman boşluğuna atıyor. Kamuran, hatırlanmak için yazmıyor. Unutabilmek için karalıyor kâğıtları. Unutabilmeyi umut ediyor. Mert Fırat ve İlksen Başarır, bir arada Kamuran’ın umut etme zamanlarını anlatmalılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin tam orta yerinden şiir vapuru geçiyor. Onur, Zeynep’e Aragon’un bir kitabını veriyor. Ve bir mısrayı da ilk sayfasına yazıyor. Zeynep, kitaptan okuduğu birkaç mısrayı Onur’a işaret diliyle anlatıyor. Onur için aşkın en önemli anlarından biridir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde geçen Aragon’un &lt;strong&gt;Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim&lt;/strong&gt; şiirinden mısralar aşağıda. Filmle ilgili detaylar ise toparlayabilirsem birkaç gün sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden&lt;br /&gt;korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri&lt;br /&gt;el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden&lt;br /&gt;korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden&lt;br /&gt;sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları&lt;br /&gt;ölmek daha kolaydır sevmekten&lt;br /&gt;bundandır işte benim yaşamaya katlanmam&lt;br /&gt;sevgilim&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-9116844497584271774?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/9116844497584271774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=9116844497584271774&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9116844497584271774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/9116844497584271774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/baska-dilde-ask-ve-siir.html' title='Başka Dilde Aşk ve Şiir...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8MnEIM46sI/AAAAAAAAA1k/57GU0BXGrgY/s72-c/bda2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6663828371376282692</id><published>2010-04-12T12:46:00.003+03:00</published><updated>2010-04-12T12:52:52.883+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Matur'dan Kaplanoğlu'na Dair...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8LtG98UOgI/AAAAAAAAA1c/fHFBzhvzhB4/s1600/bal-yk.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 284px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459186402289007106" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8LtG98UOgI/AAAAAAAAA1c/fHFBzhvzhB4/s400/bal-yk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bejan Matur'un gözüyle 'Bal' filmi ve 'Kaplanoğlu Sineması'. Yazı benim çok hoşuma gitti. Bir şairin gözüyle '&lt;strong&gt;bir şair üçlemesi&lt;/strong&gt;'nin analizi gerçekten okunmaya değer. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Semih'in filmlerini diğer başarılı sinemacılardan mesela Nuri Bilge Ceylan'dan ayıran en önemli özellik filmlerindeki iyilik teması. Çünkü Semih, ruhun alanını iyilik ön kabulüyle ele alıyor. Varılacak yerde hep iyilik görüyor. Onun şeylere yaklaşımı, mekana, nesnelere, insana yaklaşımı çok sessiz görünse de gerisinde büyük bir dil var. Atmacanın, ormanın, derin ağaç gövdelerinin, masaya konan kırmızı elmaların, masa örtüsünün var olduğunu bizimle kurdukları fasılasız ilişkiden anlıyoruz. Bizimle konuşuyorlar çünkü onların varlık perdesi, izleyiciye aktarılmak üzereyönetmen tarafından kaldırılmış. Manayı kelimenin kalbine indiren nedenleri sezen bir yönetmen olarak Kaplanoğlu izleyicisine görünenin gerisindekini aktarıyor. Şiirin alanı o. Yüksek idrakin alanı. Bu idrakin yansımasını en iyi kurduğu karşıtlıklarda görüyoruz.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1175"&gt;&lt;strong&gt;Yazının tamamı&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6663828371376282692?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6663828371376282692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6663828371376282692&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6663828371376282692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6663828371376282692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/maturdan-kaplanogluna-dair.html' title='Matur&apos;dan Kaplanoğlu&apos;na Dair...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S8LtG98UOgI/AAAAAAAAA1c/fHFBzhvzhB4/s72-c/bal-yk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3107101494902584980</id><published>2010-04-09T16:55:00.000+03:00</published><updated>2010-04-09T16:55:00.092+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yılmaz Erdoğan'/><title type='text'>Neşeli Hayat (2009)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S78wYc1t3uI/AAAAAAAAA1U/60_YO9aIL-M/s1600/nh-2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 213px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458134470012821218" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S78wYc1t3uI/AAAAAAAAA1U/60_YO9aIL-M/s400/nh-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neşeli Hayat’ı akşam DVD de izledim. Büyük övgülere mazhar olmuştu Neşeli Hayat. &lt;strong&gt;Yılmaz Erdoğan&lt;/strong&gt;’ın sinema serüveni için önemli bir köşe taşı oldu ve bundan sonraki serüvene de yol verecek önemli bir film. Onun sineması ve izlediği yol hakkında daha sonra uzun bir yazı yazmayı düşündüğümden şimdilik bu ayrıntılara girmeyi düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neşeli Hayat, Hollywood sinemasının sürekli yaptığı Noel filmlerine benzer Noel Baba hikayesi temelli bir film. Tek farkı yeni yılın ve Noel’in bu topraklarda yaşayan insanlar için ne anlam ifade ettiği ile ilgili. Gerçi baktığımız zaman gelir farkının çokça açıldığı bizim gibi ülkelerde her kutlama trajediyi de komediyi de bir arada barındırabilmektedir. Erdoğan, bu damarı güzel bir yerden yakalamış ve hikâyesini çeşitli yan öykülerle zenginleştirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan öykülerden bahsetmeden önce filmin esas öyküsünden bahsetmek gerek. Yıllar önce binlerce kişiyi mağdur etmiş bir piramit tarzı yapılanan bir organizasyonun haberinden(ya da davasından) ilham alınarak oluşturulan esas öyküde asıl mesleği aşçılık olan Rıza Şenyurt isimli kahramanımız ekonomik kriz sonrası işyerini kapatmak durumunda kalınca kahvede okey oynayarak vakit öldürmektedir. Bu sırada ayağına kadar gelen zengin olma fırsatı onun aklını çelecek ve bu hayali bütün mahalleliye bulaştıracaktır. Şirketin ürünlerine gelen ithalat yasağı sonrası batması ve binlerce insanın mağdur olması hem mahallelinin Rıza Şenyurt’tan şikâyetçi olmasına neden olur hem de aşçılıktan başka iş yapmak istemeyen Rıza’yı farklı meslek deneyimlerine sürükler. Bu mesleki deneyimlerden en önemlisi ise bir ay süreyle Noel Baba olarak bir mağazada çalışmaktadır. Krizin son sürat devam ettiği bir ortamda Aşçı Rıza evini geçindirmek zorundadır ve aslında eşine bile söylemediği Noel Babalık şimdilik iyi bir para vaat etmektedir. Evin geçiminin yanı sıra şirketle ilgili dava için avukat tutmalı ve bunun parasını da çalışarak kazanacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 213px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458134463942276978" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S78wYGOYt3I/AAAAAAAAA1M/9696W5QryLI/s400/nh-1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Tabi sadece böyle bir öykü bile derin sosyal uçurumların yaşandığı ülkemiz için başlı başına sade bir şekilde anlatılabilecekken belki Erdoğan’ın &lt;strong&gt;BKM Mutfak&lt;/strong&gt; oyuncularını da izleyiciyle buluşturmak gayesiyle eklediği yan öykülerle film –şişkin- bir şekilde zenginleşiyor. Sevdiği kızı hamile bırakan bir kayınbiraderin evlerine gelmesi ile acil evlilik hazırlıkları yapılmaya başlıyor. Rıza Noel Babalık yaparken yine kayınbiraderinin sebep olduğu bir dizi olay peşini bırakmıyor. Mahalleli ise ondan kaptırdıkları paralarını istiyorlar. Rıza tüm bunlarla gerçekten ince bir çizgide ‘yaşamaya’ çabalıyor. &lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Filmde gelir gider dengesizliği görüntüler eşliğinde yoğun bir şekilde veriliyor. Rıza’nın çalıştığı yer ile oturduğu mahallenin harcama ve yaşama uçurumu izleyiciye gerçeği anlatıyor. Bir tarafta tüketim için özel hazlarla donatılmış tapınakvari yapıların içinde bir sürü harcama merkezi ve üst gelir grubu insan ile buralara çalışmak için varoşlardan gelen ve çok düşük maaşlara çalışan alt gelir grubu vatandaşlar. Her iki topluluk böyle yapılarda karşılaşıyorlar ve alttaki üsttekini imrenerek izliyor, üstteki ise bakıyor ama görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bu kadar çarpıcı ve etkileyici bir şekilde devam ederken filmin bence en büyük sorunu cast sorunu olarak duruyor. Başta da belirttiğim üzere &lt;strong&gt;BKM Mutfak&lt;/strong&gt; oyuncularının filme yerleştirilme kaygısı bazı rollerin eş olabilme veya arkadaş olabilmeleri sorununu ortaya çıkarıyor. Açıkça söylemek gerekirse, bazı roller için çok daha iyi bir rol dağılımı çalışması yapılabilirken -kolaya kaçmak- filmi basitleştiriyor. Örnek vermek gerekirse mahalledeki Rıza ile konuşmayan arkadaş grubu ve karısının ağabeyi ile karısının uyumsuzluğu ilk göze çarpanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta &lt;strong&gt;Yılmaz Erdoğan&lt;/strong&gt; sinemasının gelip durduğu yer şimdilik vizyon ve gelecek açısından umutlu bir noktada. Drama ve komedi unsurları ile toplumsal gerçekçi konuların karıştırılması sonucu ortaya çıkarılan bir eserin gördüğü teveccüh, onun sinema anlayışını çok daha doğru yönlere sürükleyecektir. Yeter ki, gişe ve popülarite çemberi kırılsın ve –sadece iyi bir film- ortaya çıkarma umudu kalsın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3107101494902584980?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3107101494902584980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3107101494902584980&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3107101494902584980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3107101494902584980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/neseli-hayat-2009.html' title='Neşeli Hayat (2009)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S78wYc1t3uI/AAAAAAAAA1U/60_YO9aIL-M/s72-c/nh-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5776580888065811226</id><published>2010-04-06T10:16:00.001+03:00</published><updated>2010-04-07T10:47:33.222+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taşra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Ethem Baran ve Taşraya...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7w4gCTi36I/AAAAAAAAA1E/wrUsJN89hJQ/s1600/kagni.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 87px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457298971492016034" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7w4gCTi36I/AAAAAAAAA1E/wrUsJN89hJQ/s400/kagni.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ethem Baran’ın öykülerinde düpedüz taşra var işte. İstanbul’u da anlatsa kıyıdan köşeden. Mutfak masasına üzerine serilmiş muşambanın üstündeki kalıcı yemek lekeleri gibi taşralılık. Büyük bir kente de gitseniz üzerinizden silinmeyecek izler kalıyor. Ama bu izler güzel ve lezzetli izler yermek lekeleri gibi. Saklamakta istiyor olabilirsiniz arada. Girdiğiniz bazı ortamlar yahut mekânlar bu lekeler için uygun olmayabilir. Bu lekeli zannettiğimiz taşra gömleğinin üzerine bir ceket giyip kamufle ediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşra, Baran’ın romanlarında hep hafif yaralı. Ağır yaralı demiyorum çünkü ağır yaralılık hali taşra için insafsızlık olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir umut vardır. Uzakta deniz kenarında bir taşra kasabasında gelişigüzel inşa edilmiş ve estetikten yoksun binalarının gölgeliklerinde palamut için kayık imal ettirir bu umut. Esrar çekmişliği de vardır eski zamanlarda. Mahpus damını tatmıştır. Ailesinde kimse ona inanmaz ama hikâyeci omzunu atar taşranın dertlisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zengin kotralarının arasında bir fikir için dolaşır durur. Bir sigara yakar. Bir denize bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarının istikbalini kurtarabilecek midir bilinmez lakin sandalın iskeleti de çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözler uzaklara dalıp gider…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın kıyak geçme vakti gelmedi mi daha?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5776580888065811226?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5776580888065811226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5776580888065811226&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5776580888065811226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5776580888065811226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/ethem-baran-ve-tasraya.html' title='Ethem Baran ve Taşraya...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7w4gCTi36I/AAAAAAAAA1E/wrUsJN89hJQ/s72-c/kagni.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4200241020442327571</id><published>2010-04-02T16:47:00.001+03:00</published><updated>2010-04-02T16:47:44.354+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Çay Bahçesinde Eşkıya - 1</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7X1LPLn5tI/AAAAAAAAA08/aiVrfKRjl2M/s1600/esk%C4%B1ya+soundtrack.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 255px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455536097031874258" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7X1LPLn5tI/AAAAAAAAA08/aiVrfKRjl2M/s400/esk%C4%B1ya+soundtrack.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmak üzereydi. Dört kişiydik hatırladığım, belki de beş. Beşinci kişi konusunda neden şüpheliyim bilemiyorum. Sevmediğim biri miydi? Yoksa o sıralar da takıştığım biri mi? Hafızam tamamen durmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havanın hafiften serin olduğunu iyi hatırlıyorum ama. Üzerimde lacivert bir mont olduğunu da. Kalabalık hızlı adımlarla kentin meydanını boşaltmakta ve bu bizi acayip bir şekilde meraklandırmakta. Soruyoruz, meydanın kuzey köşesindeki büfeye. ‘ne o bilmiyor musunuz’ suratıyla cevaplıyor. Akşama film var ya ondan diyor. Film deyince heyecanlanıyorum. Beynim ışık hızıyla bir sürü filmi tahmin ediyor(hafızam zayıf değilmiş). Taxi Driver olmasa keşke diyorum onu şimdi böyle bir anda seyredemem. Yanımdaki arkadaşlardan biri ne diyorsun diye soruyor. Bir şey yok diyip geçiştiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müşteriye bir paket sigarasını uzatıp parasını alan büfeci ‘Eşkıya’ diyor. Hani şu Şener Şen’in oynadığı film var ya. Beynimin içinden geçen filmler arasında bu var mıydı diye tekrar beynimi arattırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yokmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film ilk vizyona çıktığında bir köprü altı çarşısında soundtrack ini aldığım an aklıma düşüyor. Filmin hangi saatte ve hangi kanalda yayınlanacağını öğreniyor arkadaşlar ama benim aklım hala o köprü altındaki çarşıda. Eşkıya’nın müzikleri var mı diyorum. Adam profili kontrplak camlı vitrinden bir tane var sadece alabilirsin diyerek bana uzatıyor. İçeride iki kişiler. Vitrinin arkasındaki dar alanda taburelerine oturmuşlar sigaranın yanında çayı yaren ediyorlar. Ben parayı çıkartırken yanındaki arkadaşı sandığım adama dönüp yarın bizde gidelim mi güzel film diyorlar diye soruyor. Olur diyor yanındaki(arkadaşı mı, ortağı mı bilemiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşının içinde havayı boğan bir sıkıntı var. Nefes alamayacak kadar bunluk veriyor bana. Şimdi koşar adım eve gitmeliyim ve dinlemeliyim bu müzikleri diye geçiyor içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gitmeliyim ve hemen dinlemeliyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama karnım çok aç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde bir şeyler yersin acele et…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok yolum var...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4200241020442327571?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4200241020442327571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4200241020442327571&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4200241020442327571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4200241020442327571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/cay-bahcesinde-eskya-1.html' title='Çay Bahçesinde Eşkıya - 1'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7X1LPLn5tI/AAAAAAAAA08/aiVrfKRjl2M/s72-c/esk%C4%B1ya+soundtrack.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7070310845739343539</id><published>2010-04-01T16:43:00.000+03:00</published><updated>2010-04-01T16:57:48.139+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='onur ünlü'/><title type='text'>Güneşin Oğlu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7SidmZ1wFI/AAAAAAAAA00/m2kl-wzXy3M/s1600/go-hb.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 216px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455163678061346898" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7SidmZ1wFI/AAAAAAAAA00/m2kl-wzXy3M/s400/go-hb.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Onur Ünlü&lt;/strong&gt;’nün ikinci uzun metrajlı filmini seyretmeyeli uzun zaman olmuş. Pazar akşamı kanalları karıştırırken televizyonda karşıma çıkınca şaşırdım. Filmin ilk başlarında nereye gideceği belli olmayan bir konu sonlara doğru izleyicinin zihnini iyice kendine çekiyordu. Ellilerde güneş tutulması esnasında doğan birkaç insanın yeni güneş tutulmasında ruh salınımları ile ilgili hoş bir film &lt;strong&gt;Güneşin Oğlu&lt;/strong&gt;. Ben filmde en çok izbe bir otoparkın üzerine çıkıp ta İstanbul’a karşı şiir gürleyen Haluk Bilginer’i sevmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,&lt;br /&gt;üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;&lt;br /&gt;ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?&lt;br /&gt;hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi nişan alırdı kendini asan zenci,&lt;br /&gt;bira içmez ağlardı, babası değirmenci,&lt;br /&gt;sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...&lt;br /&gt;-çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Onur Ünlü&lt;/strong&gt; sinemada kendine has duruşunu bozmadan usul usul ilerliyor. Son zamanlarda bir de &lt;strong&gt;Acı Aşk&lt;/strong&gt; isimli filmin senaryosu da onun elinden çıkma. Özellikle ikili diyaloglarda vardığı kara mizah unsuru bence komedi filmi çekerek insanları güldürmek isteyen komedyan filmlerinden bir gömlek daha üstün. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Güneşin Oğlu&lt;/strong&gt;’nda bu durum daha da iyi bir şekilde açığa çıkıyor. Tıkanan komedi ve espri anlayışımıza Onur Ünlü’nün komedi anlayışı ilaç gibi gelebilir. (&lt;em&gt;Ata Demirer&lt;/em&gt;’in &lt;strong&gt;Eyyvah Eyvah&lt;/strong&gt;’ı da komedi de yeni bir damar açması bakımından önemli bulmaktayım.) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7070310845739343539?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7070310845739343539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7070310845739343539&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7070310845739343539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7070310845739343539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/04/gunesin-oglu.html' title='Güneşin Oğlu'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S7SidmZ1wFI/AAAAAAAAA00/m2kl-wzXy3M/s72-c/go-hb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5310943060112602801</id><published>2010-03-26T09:54:00.001+02:00</published><updated>2010-03-26T09:54:00.043+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşim ustaoğlu'/><title type='text'>Pandora'nın Kutusu Açılıyor...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eFmtnwSvI/AAAAAAAAA0s/3AKWAIz8vVk/s1600-h/pankut.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 178px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451472774083136242" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eFmtnwSvI/AAAAAAAAA0s/3AKWAIz8vVk/s400/pankut.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pandoranın Kutusu ne zaman açılacak. Bence üç kardeş İstanbul’dan ilk yola çıktıklarından beri o kutu açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirlerine karşı devamlı bir önyargı ve kollama var. Bunun çıkış kaynağı anneleri ile ilgili bunu anlıyoruz. Küçük kızın annesinin devamlı karışmaları ile ilgili ilk gençlik dönemlerinde çatışmaları olmuş mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu hiç unutmamış. Erkek çocuk desen bambaşka bir âlemde. Özgürlüğe alışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kız ise evladının derdine düşünce ne anne kalmış fikrinde ne sıla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk şaşkınlığı araba bozulunca yaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha kendi memleketlerinin insanlarını bile tanıyamayacak kadar kaybolmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne fiziken kayıplardayken çocukları ruhlarını kaybetmişler… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5310943060112602801?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5310943060112602801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5310943060112602801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5310943060112602801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5310943060112602801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/03/pandorann-kutusu-aclyor.html' title='Pandora&apos;nın Kutusu Açılıyor...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eFmtnwSvI/AAAAAAAAA0s/3AKWAIz8vVk/s72-c/pankut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1467652533608797209</id><published>2010-03-23T16:37:00.001+02:00</published><updated>2010-03-23T16:37:00.889+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><title type='text'>Mihram ve Vicdan...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eCJ-1k83I/AAAAAAAAA0k/w6ay07h_gvE/s1600-h/p-btm.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451468981953426290" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eCJ-1k83I/AAAAAAAAA0k/w6ay07h_gvE/s400/p-btm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mihram’ın hayat hikâyesi beni etkiledi. Globalleşen dünyada Mihram’da bir şeyler yapamaz mı? Evinin geçimini nasıl sağlayacak. Biri okulda diğeri ise eşinin karnında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihram Allah’a da inanıyor. Gerçi hep dar zamanlarda kapısını çalıyor Rabbinin ama olsun. Acziyetini kabul ediyor ve gönlünce yakarıveriyor. Bu yakarmalar kumar sonunda da oluyor, içki masasından kalkıp eve dönerken de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihram bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samimi, kurnaz ve cesur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihram’ın bence en büyük kazancı eşinin onu büyük bir teslimiyetle sevmesi. O hata yapıyor, Elif affediyor. İstiyor ki Mihram kabiliyetini değerlendirsin ve yerleşik bir iş kurarak hiç başlarından ayrılmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Mihram’ın yanlışlarının bir gün doğruya çıkacağını biliyor. Onun gözünde eşi şefkatli bir adam. Böyle şefkatli bir adama Allah aydınlığı gösterecektir diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada içse de Mihram, sapıtmıyor hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırsatını kolluyor. Fırsat, vicdanla çarpışıyor arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdan en çok çocuklarına bakınca dokunuyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah hayat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar Allah’ın doğruluk timsalleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihram, yeni temizlenen dükkanından kızını seyrediyor ve derin saplı keskin bir bıçak göğsünü yarıp geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan unutur ama…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihram’da unutur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasa ise ‘vicdan ne der?’ durur &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1467652533608797209?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1467652533608797209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1467652533608797209&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1467652533608797209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1467652533608797209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/03/mihram-ve-vicdan.html' title='Mihram ve Vicdan...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S6eCJ-1k83I/AAAAAAAAA0k/w6ay07h_gvE/s72-c/p-btm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-836766810903208425</id><published>2010-03-22T10:49:00.001+02:00</published><updated>2010-03-22T10:49:00.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Berber Çırağı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59HrNukk_I/AAAAAAAAA0c/vTWBORmN3cA/s1600-h/ustura.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 226px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59HrNukk_I/AAAAAAAAA0c/vTWBORmN3cA/s400/ustura.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449152881886532594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Korktum görünce berber çırağını&lt;br /&gt;Dükkânın kapısı hafiften aralıktı&lt;br /&gt;Arkası da dönüktü bana.&lt;br /&gt;Elinde traş fırçası temizlemekte tezgâhı&lt;br /&gt;Korktum!&lt;br /&gt;Berber çırağından işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca selam verdim.&lt;br /&gt;Arkasından da soruverdim&lt;br /&gt;Ustan nerde diye&lt;br /&gt;Hala aynaya doğru yüzü&lt;br /&gt;Sol elinin altında bir ustura&lt;br /&gt;Sıkıştırsa parmaklarının arasına&lt;br /&gt;Bir anlık iş sallaması boğazıma&lt;br /&gt;Haksız mıyım şimdi korkmamakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duymadı zannettim.&lt;br /&gt;Tekrarladım&lt;br /&gt;Yükselterek sesini tonumun&lt;br /&gt;‘usta yok mu’?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çırak ta bir tuhaf yahu&lt;br /&gt;Selamımı da almadı zaten…&lt;br /&gt;Devam etti tezgâhı silmeye&lt;br /&gt;Usturada hala elinin altında &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Yok’ dedi işte&lt;br /&gt;‘Usta yok’!&lt;br /&gt;Gözleri kesti gözlerimi&lt;br /&gt;Kapı aralığından&lt;br /&gt;Bir adım daha düştüm geriye &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı hala sızmalık&lt;br /&gt;Ustura keskin&lt;br /&gt;Çırak korkunç&lt;br /&gt;Bende saç sakal karmakarışık&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-836766810903208425?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/836766810903208425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=836766810903208425&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/836766810903208425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/836766810903208425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/03/berber-crag.html' title='Berber Çırağı'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59HrNukk_I/AAAAAAAAA0c/vTWBORmN3cA/s72-c/ustura.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5919153997107802161</id><published>2010-03-19T10:34:00.000+02:00</published><updated>2010-03-19T10:34:00.496+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>The Market: A Tale of Trade (Pazar: Bir Ticaret Masalı)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59EgcXtP4I/AAAAAAAAA0U/1Pw-a7SM-ZE/s1600-h/pazar.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449149398303719298" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59EgcXtP4I/AAAAAAAAA0U/1Pw-a7SM-ZE/s400/pazar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Komik bir adam Mihram. En çokta ‘yüklü’ eşini güldürüyor. Akşamları mutfak penceresini açıyor. Dışarıda soğusun diye bıraktığı bir şişe birayı açıyor ve eşinin yaptığı çorbayla o zıkkımı içiyor. Mihram evine bağlı bir adam. İyi bile sayılabilir aslında. Kimseye eyvallahı yok. Kendi yağı ile kavrulup ticarette yenilikleri de takip ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mobil telefonların ülkemize ilk girdiği zamanlardayız zaten. Mihram bu işin ileride iyi para getireceğini bildiğinden kasabaya küçük bir telefon dükkânı açmak istiyor. O kadar sermayesi yok ama getir, götür ve bul yöntemi sayesinde sermayeyi toplamaya başlıyor. Öyle kolay da toplanabilecek bir para değil bu dükkân açma parası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası küçük bir kasaba da olsa piyasaya birileri hâkim ve Mihram’ın böyle eyvallahsız iş yapmasını istemiyorlar. Ne bir dükkânı var Mihram’ın ne de kaydı kuydu. Sen bir teleskop istiyorsun torunun için ondan o, teleskopun ne olduğunu bilmese de ‘şu kadar verirsen getiririm’ diyor. Cebinden kirli, küçük bir defter çıkarıyor ve not alıyor. Bilin ki o not alırsa mutlaka bulacaktır ismini bile telaffuz edemediği o ‘şey’i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat böyle kolay ve rahattır aslında. Küçük bir burjuva hayatı bile sayılabilir onun yaşamı. Akşam yemeğinden sonra biraz tv izleyip süzülüverir kahveye. Kumar sermayenin arttırılabileceği en kolay yoldur onun için ama hiç kazanamamıştır şimdiye değin. Alınterini akıtmasını istemiştir inandığı ve başı sıkıştığında dua ettiği Allah’ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yol ayrımı noktasına ulaşır bir anda Mihram. Vicdan ve kolay kazanç ilk defa cendereye sıkıştırmıştır ruhunu. İyilik yapıyım derken sermayeyi de bir dükkân açacak noktaya taşıyacak mıdır? Bu önemli kavşakta oligarklarda yakasını hiç bırakmaz onun. Vizyon sahibi Mihram’ı adım adım takip ederler ve her hamlesini çözmeye çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin Mihram arkasında hiç iz bırakmadığı için en kolay yol ortak etmektir onu da bu küçük pastaya. Mihram ancak o zaman zaptedilebilir. Mihram hayaller ve suçluluk duygusu arasında gidip gelirken bir sürü hata da yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyilik ve kötülük aynı kapta toplanmaz ki… Mihram toplayabileceğini zanneder. Sonra nasıl olsa tövbe edecektir… İyiliği çok büyük bir kötünün kucağına bırakır. Ruhunun ortasına kurulu bir saatli bomba gibidir suçluluk. Her gün onu kepenkleri kapalı dükkânların ortasında sigaya çeker. Sermayeyi tamamlamış dükkânı açacaktır ama hatalar oligarkların da gözünü açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol ayrımı bu dümdüz adama yaramamış ve iyice yaralamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ticaret bir tuzaksa Mihram ağır yaralıdır artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtulabilene aşk olsun… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5919153997107802161?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5919153997107802161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5919153997107802161&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5919153997107802161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5919153997107802161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/03/market-tale-of-trade-pazar-bir-ticaret.html' title='The Market: A Tale of Trade (Pazar: Bir Ticaret Masalı)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59EgcXtP4I/AAAAAAAAA0U/1Pw-a7SM-ZE/s72-c/pazar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6429959261063025743</id><published>2010-03-16T10:25:00.003+02:00</published><updated>2010-03-16T10:31:24.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nadir Sarıbacak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mahmut Fazıl Coşkun'/><title type='text'>Uzak İhtimal’de Veda Sahnesine Dair</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59BXx9rA6I/AAAAAAAAA0E/0zpw97uqYAk/s1600-h/uzak+ihtimal-1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 224px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449145950946395042" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59BXx9rA6I/AAAAAAAAA0E/0zpw97uqYAk/s400/uzak+ihtimal-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne güzel değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğinle çıkılan kısa ama upuzun yolculuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfiye yerine doğru arka koltuktan uzatılan kaçamak bakışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep onunda sana karşı bir şeyler beslediğine dair hisler, içlenmeler ve düşünceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün belki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk sürpriz bir kutudur bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkagelir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulur alnının tam orta yerine, bağdaş kurup oturur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutturur sorumlulukları da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak ve terli bir akşamüzeridir sevgili…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platonik sevgili…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara gibi mi? Bilinmez ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrısı yapan dayanılmaz bir sıcak sonrası gölge arandığında ağızdan çıkıverecek gibidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni sevebilsem…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevsem ve sevilsem…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yağmur başlar Şile’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şile bir anlık kaçamaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçıp kurtulursun işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakarsın onun tel tel ince saçlarına uzun uzun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bakamazsın ne bileyim ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar uzun ve karanlık izbeye dönüşte gelmek istersin sayfiyeye… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449145961069515602" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59BYXrNk1I/AAAAAAAAA0M/x85Km4G5YyM/s400/uzak+ihtimal-2.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;‘Ah’ bir defa daha gelebilsek keşke…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelsek olmaz mı yine?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Olmaz der’ bakışlarını düşürür uzattığın kaçamaklardan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir yol görünür…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve falı değil ki bu sigara ile beraber yarenlik eden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz düşer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can düşer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şile düşer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şile İstanbul gibidir artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halılar gibi temizlense yüreğinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süpürgelik hamle yetse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece tek bir hamle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pat diye çıkıverir ayrılık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pat diye söylenir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoyratça işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel veda sahnesidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini yarım kaldırırsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güle güle dersin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul sıcaktır ve nemli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren kalktı nasıl olsa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kimse de yoksa yanında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçli içli ağlarsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz göremeyiz ama…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6429959261063025743?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6429959261063025743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6429959261063025743&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6429959261063025743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6429959261063025743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/03/uzak-ihtimalde-veda-sahnesine-dair.html' title='Uzak İhtimal’de Veda Sahnesine Dair'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S59BXx9rA6I/AAAAAAAAA0E/0zpw97uqYAk/s72-c/uzak+ihtimal-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2847071458425411428</id><published>2010-02-23T13:41:00.003+02:00</published><updated>2010-02-23T13:46:08.466+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Muhallebicide...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S4O_qeWwTYI/AAAAAAAAAz8/1VEXYfd_oS8/s1600-h/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441403511217606018" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S4O_qeWwTYI/AAAAAAAAAz8/1VEXYfd_oS8/s400/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırımda kalmamış. En son ne zaman görmüştüm onu. Yine aynı muhallebicide birilerine ‘&lt;em&gt;fırında sütlaç’&lt;/em&gt;, ‘&lt;em&gt;kazandibi&lt;/em&gt;’ yahut ‘&lt;em&gt;tavukgöğsü&lt;/em&gt;’ ısmarlıyordu. Saçlarında bu zamanki kadar beyazlık yoktu. Sakalları vardı ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eliyle masaya benimde oturmamı işaret etti. Güldü, gülünce muhallebi dükkânı da bütün müşterilere gülüverdi. Yanındaki sandalyeyi boşalttı. Oturur oturmaz bir elini omzuma attı ve halimi hatrımı sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel günlerdi o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80 öncesi sıcak mı sıcak bir ağustos ikindisiydi. Ceketinin iç cebinden sık sık işlemeli mendilini çıkarır alnına biriken terleri silerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlılarını yiyenler bir bir kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;em&gt;Uzun bir yola çıkıyorum ben haberin olasın’&lt;/em&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;em&gt;Hayırdır dedim&lt;/em&gt;’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;em&gt;Hayır, hayır...&lt;/em&gt;’ dedi ve her zamanki gibi gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yanağımdan da öptü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesabı ödedi ve bir serap gibi muhallebici dükkânının önünden kayboldu…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2847071458425411428?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2847071458425411428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2847071458425411428&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2847071458425411428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2847071458425411428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/muhallebicide.html' title='Muhallebicide...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S4O_qeWwTYI/AAAAAAAAAz8/1VEXYfd_oS8/s72-c/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3440113248274225364</id><published>2010-02-18T10:30:00.000+02:00</published><updated>2010-02-18T10:30:00.329+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>Bal ve Merak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3wAlhCbOoI/AAAAAAAAAzs/0qIVSgWMljE/s1600-h/bal3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3wAlhCbOoI/AAAAAAAAAzs/0qIVSgWMljE/s400/bal3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439223094480419458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yusuf'un çocukluğunu ne çok merak ediyorum. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzakta bir yerde orta yerinden çatlamış bir adam vardı ya hani. Köpeğin kollarında ağlayarak zifiri karanlıkta oturan o adam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi uyuyanların köpeği gibi hakikati bulup sadakatten kopmayan o köpek gibi bir köpek işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikâyenin ilk durağı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çelik bir bardakta şarap içen Yusuf, tutkudan, şehvetten ölmüş anasının kucağına kaçar. Kepenkler iner ve o duru evde açılır gözler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayla aşk imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ayla imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta ne kadar sıcak öyle değil mi? Çocukta…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir yazılan kadınlar vardır sonra bir de… ilk gençlik zamanlarında ‘ah’ çektiren kadınlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ne için yazılır bilirim Yusuf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Varolmak’ için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra o şiirler yayınlanmak ister. Benliğini sarmıştır tanınmak arzusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardak bardak sarhoş olur Yusuf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katlanmak o zamanlardan kalma esasen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süte sarılır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt sarıverir içini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akar gider boğazından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılanı atar ben’inden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf erkek olacaktır ve sevmek isteyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çok sonraki tafsilat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak edilmez mi şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bal kovanının içindeki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya babası…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç ortalıkta görünmeyen ve ruhunu bırakan oğluna…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf balı sever önce, sonra sütü ve yumurtayı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3440113248274225364?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3440113248274225364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3440113248274225364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3440113248274225364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3440113248274225364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/bal-ve-merak.html' title='Bal ve Merak...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3wAlhCbOoI/AAAAAAAAAzs/0qIVSgWMljE/s72-c/bal3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5781382570665843270</id><published>2010-02-17T09:37:00.002+02:00</published><updated>2010-02-17T09:40:10.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Togan Gökbakar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şahan Gökbakar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>Recep İvedik ve Serinin Devamına Dair...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3udC88dF2I/AAAAAAAAAzk/Eb9cVbFUbCE/s1600-h/ri3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 190px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439113649024997218" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3udC88dF2I/AAAAAAAAAzk/Eb9cVbFUbCE/s400/ri3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşlananı ve hoşlanmayanı bol olan Recep İvedik 3 ilk üç gün açılış rekoru ile serinin devam edeceğini de bizlere müjdelemiş oldu. Ülkemizde kutuplaşmanın en önemli unsurlarından biri olarak birkaç on yıl sonra araştırmacılar için önemli malzemeler çıkaracak bu filmin bu kadar ilgi görmesini kimse halen çözemiyor. Geçen yıl vizyona giren serinin ikinci filminin ekonomik krize rağmen ilkini geçmesi de muammanın büyüdüğünü gözlerimizin önüne sermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir eleştirmenin yazısını okurken sessiz sinemadan başlayarak Turist Ömer ve İnek Şaban efsanelerine değin uzanan komedi karakterlerine değinilerek Recep İvedik (Rİ) karakterinin pespayeliği ve bayağılığından söz edilmişti. Bu konuda bende aynı kanıdayım ama hala rekor kırmaya devam eden bu serinin halktan ilgi görme nedenleri üzerine kapsamlı bir çalışma da ortaya konulmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir TV skecinden ilham alınarak sinemaya taşınmış bir karakter Rİ. Evinde televizyon seyrederek vaktini tüketen bir anti kahramanı yapılabilecek kolaycı bir yaklaşımla Antalya yollarına düşürüyorlardı senaristler. Zaten bizim komedi filmlerimizin en kolaycı yaklaşımı da bu değil midir? Taşra da insanlar nasıl güler veya varoşlarda. Böyle bir sorunsal yoktur. Rİ karakterinde olduğu gibi gariban halk adamı bir şekilde ya zenginlerin arasına düşer ya da sahil kenarında turistlerle ‘beleş’e tatil yapar. Sakarlık ve müstehcenliğin tavan yaptığı esprilerle filmin sonu getirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rİ’de tam bu tarz filmlerin iş yaptığı zamanlarda TV karakterini beyaz perdeye taşısak nasıl durur kolaycılığından rekortmen oldu. Hatırlarsınız Şafak Sezer’in tek başına ortaya koyduğu az maliyetli komedi filmlerinde de böyle bir durum vardı. Tek adam üzerine kurulu böyle bir sinema en azından 500 bin seyirciyi de garantiliyordu. Fakat Rİ’de ters bir durum ortaya çıktı. Başta planlanan seyirci rakamları haftalar geçtikçe rekor seyirciye ulaştı. Belki Şahan Gökbakar’ın TV’de oluşturduğu tiplemeleri popülaritesine göre beyaz perdeye taşıma fikri de ertelendi. Nasıl olsa ortada rekorları alt üst eden ve fenomen haline gelen bir karakter varken diğerleri biraz daha bekleyebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyirci açısından bakarsak belki ilk defa bu kadar karton, kaba saba ve işe yaramaz bir karaktere bu kadar sarılmasının esas sebebi, kendi gerçek yaşamında yaşam koşullarının yakıcılığı ve acımasızlığına karşı bir ferahlama penceresi açabilmesidir. Rİ, kompradorlara cevabını en ‘kendine yakışan’ bir şekilde verir. Yıllardan beri ‘cepten yiyen’ reklam sektöründe benim gibi ‘eğitimsiz’ biri bile daha iyi işler yapar mesajını ortaya çıkarır. Küçük bir arabası vardır ve bu ona yeter. Kimseye eyvallahı yoktur ama sevdiği kız olunca ricadan kaçınmaz. 300+Akbil+Yemek onun için yeterlidir. Böyle bir karakterde muallâkta kalakalmış seyirci için rahatlama ve mutlu olma aracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serinin 4. filmi büyük ihtimalle seneye yine arz-ı endam edecek. Rİ, bu sefer tahminlerimde yanılmazsam gurbete çıkıp Avrupalı vatandaşlarımızla kucaklaşacak ve oradan AB ile ilgili önemli mesajlarda geçecek. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımız AB ile ilişkilerde Rİ kendince çözümler geliştirerek morali yükseltecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleyip görelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5781382570665843270?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5781382570665843270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5781382570665843270&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5781382570665843270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5781382570665843270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/recep-ivedik-ve-serinin-devamna-dair.html' title='Recep İvedik ve Serinin Devamına Dair...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S3udC88dF2I/AAAAAAAAAzk/Eb9cVbFUbCE/s72-c/ri3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4796745695257697409</id><published>2010-02-15T11:25:00.003+02:00</published><updated>2010-02-15T11:26:12.929+02:00</updated><title type='text'>Monoton...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uzun zamandır yazamamak insanı daha da korkutuyor. Korkuyorsunuz. Bir daha ne yazabilirim ki? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hergün onlarca film vizyona çıkıyor. Hergün bir film bile seyretseniz zamanın akışına yetişebilmek imkânsız gibi. Netten yeni çıkmış dvd leri inceliyorsunuz. Hiç adını duymadığınız yönetmenlerin, hiç adını duymadığınız oyuncularla çektiği dünyanın bir ucundan filmler gözlerinizin önüne geliyor. Bazen aldığınız bir film beklenmedik bir şekilde iyi çıkıyor. Bazen de filmin bitmesini beklemeden eliniz açma/kapama düğmesine gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın sürekliliği içerisinde yeni bir şeyler yapabilmekte devamlı güncelleniyor. İlgi alanlarınız değişiyor. Bir filmin içerisinden farklı bir alanı merak ediyorsunuz. O alanı deştikçe yepyeni hazinelerle karşılaşabilmeniz mümkün. O yepyeni hazineler eldeki sandığın içindekileri ihmal ettiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım monotonluk daha ne kadar sürecek… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4796745695257697409?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4796745695257697409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4796745695257697409&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4796745695257697409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4796745695257697409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/monoton.html' title='Monoton...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2621768853225366313</id><published>2010-02-04T16:52:00.002+02:00</published><updated>2010-02-04T16:58:42.099+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cem Yılmaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema ödülleri'/><title type='text'>Siyad Ödülleri ve Cem Yılmaz</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2rgYdhUnoI/AAAAAAAAAzc/EUus5UB5Tw0/s1600-h/siyad_cem+y%C4%B1lmaz.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 222px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434402611221798530" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2rgYdhUnoI/AAAAAAAAAzc/EUus5UB5Tw0/s400/siyad_cem+y%C4%B1lmaz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cem Yılmaz’ın SİYAD ödül törenini sunması, ödül alan filmlerden çok kendini ön plana çıkardı. Cem Yılmaz sinema camiasında bu tarz ödül törenlerinde öne çıkmayı seviyor. O da biliyor ki yaptığı işler uzun vadede eleştirmenlerin desteği ile ilerleyecek. Sonuçta eleştirmenlerin bir film hakkında yaptıkları övgü veya yergiler ortalama sinema seyircisi üzerinde etkili olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değil birkaç yıl evvel Hokkabaz filmiyle Altın Portakal en iyi film kategorisinde yer alan Yılmaz, o yıl Nuri Bilge Ceylan’a en iyi film ödülünü kendi eliyle takdim etmişti. Ceylan’la aynı sahnede yer alıp ona ödül takdim edebilmek onun için büyük bir sınıf atlama göstergesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hokkabaz bana her zaman Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı filmini hatırlatır. Her iki filmde Çanakkale’de geçmektedir ve sarı ve yeşilin harmanlandığı pastoral bir film olarak seyirci karşısını çıkar. Özellikle sarı biraz daha yeşilin önündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan’ın kahramanı baba ve annesini Şehitler Anıtına götürür. Belki film çekimi öncesi biraz gönül alma işidir. Çünkü filmde oynamak istemez anne ve babası. Yılmaz’ın filminde ise Hokkabaz’ın huysuz ve deli babası biraz da emekli komando! olmanın etkisiyle şehitler diyarına gömülmek istemektedir. Karavanın arkasında sakladığı mezar taşı ile oğlunun peşine takılır. Tek derdi oğlunun Çanakkale’den geçerken onu oraya bırakmasıdır. Baba ve oğul aralarındaki nesil karmaşasını çözmekle kalmayıp Çanakkale’nin harikulade coğrafyası içerisinde iyi birer dostta olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar SİYAD ödül törenine dönecek olursak, ödül alan filmlerden çok Cem Yılmaz’ın ön plana çıkmasını kimi yazarlar iletişim kazası olarak değerlendirdiler ki bence de çok doğru bir tespit olarak görünüyor. Ama Cem Yılmaz böyle ortamlarda kendini ispat etmeyi ve göstermeyi çok seviyor. Sonuçta ülkenin kalburüstü sinemacıları ile ortak bir platformda buluşup ‘bakın bende sizlerdenim’ diyerek uzun sinema yolculuğunda yerini belirginleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım, Cem Yılmaz Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinden daha fazla etkilenir de, kendi espri anlayışı ile harmanlayarak daha seyir zevki yüksek filmler üretir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2621768853225366313?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2621768853225366313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2621768853225366313&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2621768853225366313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2621768853225366313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/siyad-odulleri-ve-cem-ylmaz.html' title='Siyad Ödülleri ve Cem Yılmaz'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2rgYdhUnoI/AAAAAAAAAzc/EUus5UB5Tw0/s72-c/siyad_cem+y%C4%B1lmaz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2177078476857010352</id><published>2010-02-03T13:45:00.001+02:00</published><updated>2010-02-03T13:45:00.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alıntı kitap'/><title type='text'>Suskunlar'dan tadımlık...</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 234px; DISPLAY: block; HEIGHT: 350px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433615277105167570" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2gUTlX9PNI/AAAAAAAAAzM/Knc08CKQ0Zk/s400/suskunlar.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu nemrut bakkal asıl bitişik komşusu ve dolayısıyla ticari rakibi olan bir meslektaşını, hemen yanındaki pencereden hasetle ve yan gözle dikizliyordu. Çünkü ne hikmetse, müşteriler ekşi suratlı bakkalınki ne değil de, komşusunun dükkânına rağbet edip onun mallarına üşüşüyorlardı. Tasasız ve güler yüzlü olan bu komşu bakkalı herhalde anası Kadir Gecesi doğurmuş olacak ki, gayet yaver ve işi rast gidiyor, keselerini açıp para uzatarak yumurta, fasulye, tereyağı, peynir ve Allah’ın daha birçok nimetini isteyen yağlı müşterilerinin taleplerine zor yetişiyordu. İşte bu rakibi, müşterilerden aldığı çil akçeleri cebine her atışta sofu bakkal bir yutkunuyor, belli ki kıskançlıktan çatır çatır çatlıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta sukut var idi. Ve her yer karanlık idi. Ve yaradan Yegâh makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nur oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve yaradan, bu Yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 201px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433615279839524642" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2gUTvj4NyI/AAAAAAAAAzU/0xSre_9QeKs/s400/Hezarfen.jpg" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2177078476857010352?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2177078476857010352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2177078476857010352&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2177078476857010352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2177078476857010352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/suskunlardan-tadmlk.html' title='Suskunlar&apos;dan tadımlık...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S2gUTlX9PNI/AAAAAAAAAzM/Knc08CKQ0Zk/s72-c/suskunlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-428616582693129301</id><published>2010-02-02T13:20:00.001+02:00</published><updated>2010-02-02T13:22:21.013+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Bilirdi...</title><content type='html'>Bilirdi de…&lt;br /&gt;Ülfet gibi bir şey…&lt;br /&gt;Korkardı da…&lt;br /&gt;Çekinmezdi…&lt;br /&gt;Sürükledikçe sesini&lt;br /&gt;Karşı kıyıya&lt;br /&gt;Bilirdi&lt;br /&gt;En naif hoyratlığı&lt;br /&gt;Korkardı&lt;br /&gt;Ama&lt;br /&gt;Çekinmezdi&lt;br /&gt;Vardır bildikleri&lt;br /&gt;Okuduklarından&lt;br /&gt;Ya da&lt;br /&gt;Hala hatrına düşenler&lt;br /&gt;Sormazlar mı?&lt;br /&gt;Korkarlar dedi&lt;br /&gt;Bir düşündüğü&lt;br /&gt;Çekinerek yaklaştıklarından&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-428616582693129301?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/428616582693129301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=428616582693129301&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/428616582693129301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/428616582693129301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/02/bilirdi.html' title='Bilirdi...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-3997523913645657339</id><published>2010-01-22T15:30:00.000+02:00</published><updated>2010-01-22T15:31:13.142+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><title type='text'>Uzak'ta Mahmut ile Yusuf</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1mn6vTQi5I/AAAAAAAAAzE/gq7WsZo8DV8/s1600-h/uzak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429555453343337362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1mn6vTQi5I/AAAAAAAAAzE/gq7WsZo8DV8/s400/uzak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yusuf ile Mahmut’un arasındaki mevzu ikili ilişkilerde hep karşılaştığımız bir durumdur. Yusuf taşradan gelmiş; daha önce memleketten tanıdığı Mahmut Ağabeyinin kendisine yardımcı olacağını düşünerek ondan sadece bir ricacı olmasını istiyor. Kataloglarını çektiği seramik firmasının müdürüne rica edecek ve Yusuf işe yerleşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında her ikisi içinde basit gibi görünen bir problem. Nasıl olsa büyük bir kentte sağlam tanıdıkları olan hemşerinin sayesinde kolaylıkla bir iş bulabilirsin. Filmi seyrederken hep bunu düşünmüşümdür. O karlarla kaplı tarlaları aşıp ana yola çıkan Yusuf bindiği minibüste büyük ihtimalle ilçe merkezine ulaşmıştır. Sonrasında ise bir şehirlerarası otobüse binip İstanbul’un yolunu tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bir plastik bardağın içinde sallama çay içer; yolu seyreder ve ardında bıraktıkları düşünür. Arada Mahmut Ağabeyinin ona kesin iş bulacağını düşünür. O kadar kendini inandırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla çıktıkları mecburi asistanlık seyahatinde de bu umudunu kaybetmez. Bir sigarasını dahi almamasına içerlese de belli etmez duyguların. Ben kurarım der. Sen yeter ki bu manzarayı kaçırma ağabey. Ben kurarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut tümüyle suçlanamaz Yusuf’un horlanmasında. Kentte belki binlercesi aynı şekilde davranacak Yusuf’a. Bir dal sigarasını alıp iki tellendirmeyecek. Hep hakir görecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf ve Mahmut ilişkisi daha devam edecek…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-3997523913645657339?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/3997523913645657339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=3997523913645657339&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3997523913645657339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/3997523913645657339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/01/uzakta-mahmut-ile-yusuf.html' title='Uzak&apos;ta Mahmut ile Yusuf'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1mn6vTQi5I/AAAAAAAAAzE/gq7WsZo8DV8/s72-c/uzak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7404596960013956237</id><published>2010-01-21T10:40:00.000+02:00</published><updated>2010-01-21T10:40:40.685+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>Paranormal Activity (2007)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1gSpL_meXI/AAAAAAAAAy8/EdV_uneAT9A/s1600-h/paranormal+activity.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429109849598622066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1gSpL_meXI/AAAAAAAAAy8/EdV_uneAT9A/s400/paranormal+activity.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Korkunun birçok çeşidi var. Kimi yükseklikten korkar, kimi karanlıktan kimi ise yalnız kalmaktan. Belki de beynimizin herhangi bir kıvrımında ürettiğimiz korkular bunlar. Başka bir hayatta başka bir ortamın içinde yaşasak tüm bunlar bizim için hiç önemli olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yaşadığımız toplumun korkuları bize sirayet ediyor ve bu korkuların daha ileri boyutta yenilerini üretiyoruz. Sonuçta yaşamımız boyunca ardımıza takılan paranoyalar peşimizi bırakmamış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korku sineması da bizim korkularımızda beslenmiş bir sinema dalı. Bizim korkularımızın bir değer ifade etmesi bizi yepyeni korkuların kucağına atıyor. Korkularımız başkalarını korkutuyor ve sonra yepyeni korkular istiyoruz. Önceleri daha çok kan ve vahşet üzerine ilerlemiş korku sineması artık paranoyalar, halüsinasyonlar ve düşlerimizin paralelinde ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmimiz, yönetmenin kendi evinde çektiği ve çok az bir maliyetle karşıladığı korku filmi. Paranormal aktiviteleri mercek altına alıp basit bir yöntemle izleyicinin beyninde gerçek metaforu oluşturup buradan ilerleyerek bir korku atmosferi oluşturmaya çabalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir erkek elinde amatör bir kamera ile sevgilisini karşılıyor ve sevgilisinin korkularıyla yüzleşebilmesi için gece yatak odasının görüntülerini kaydetmeyi ve ‘bak işte hiçbir şey olmuyor; problem senin kafanda’ demeyi istiyor. Fakat gün geçtikçe kendisi de bu girdabın içine giriyor ve sonunda kabakta onun başına patlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin yapımı ve çekimleri inanılmaz az bir maliyetle kotarılmış. Yönetmenin bu başarısı birilerinin ilgisini çekmiş olacak ki hemen ikinci film için ciddi bütçeler de ayrılmış. Açıkçası bu tarz miminal ve çok az bütçeyle oluşturulup tüm dünyaya pazarlanan filmleri seviyorum ancak korku filmlerine çok fazla itibar etmediğimden dolayı sinema salonundan ‘eşikte kalma’ duygusuyla ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım yeni filmi çekecek olan Testere’nin yönetmeninden etkilenip seriyi 6 ya kadar sürdürmezler… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7404596960013956237?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7404596960013956237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7404596960013956237&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7404596960013956237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7404596960013956237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/01/paranormal-activity-2007.html' title='Paranormal Activity (2007)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S1gSpL_meXI/AAAAAAAAAy8/EdV_uneAT9A/s72-c/paranormal+activity.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2242426152626405802</id><published>2010-01-13T11:01:00.002+02:00</published><updated>2010-01-13T11:02:50.203+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nuri bilge ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><title type='text'>İklimler ve İsa</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S02MF3iytOI/AAAAAAAAAy0/6fn8wcmaDgY/s1600-h/iklimler-isa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426147158488429794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S02MF3iytOI/AAAAAAAAAy0/6fn8wcmaDgY/s400/iklimler-isa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kendisinden başkasını düşünmeyen bir erkek midir İsa? Yoksa hayatın tüm zorlukları sonrasında böyle bencil bir karakteri mi oluşmuştur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa en çok kendini sever. Şehveti, kadınları, özgürlüğü, fotoğrafı da sever. Ama bunları kendini sevdirmek için sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamları çıkarır o çok sevdiği kendinin en değerli parçası olan kafasını çekmeceye yerleştiriverir. İsa’nın aklı gitti mi şehvet zindanının esiri olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuytu köşelerde eski sevgililerini bekler. Arkadaşlarının sevgililerini ya da… İsa yağmurlu bir havada ve gecenin karanlık noktalarında bambaşka bir yüzünü keşfeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa gündüzleri aydın(lık)ken geceleri erkeklik içgüdüsünün derinliklerine doğru sefere çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa bu seferlerden birinde kurdu kuzuya teslim etmişken aşık olduğunun farkına varır ve doğunun en gizemli sarayına doğru yol alır…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2242426152626405802?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2242426152626405802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2242426152626405802&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2242426152626405802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2242426152626405802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/01/iklimler-ve-isa.html' title='İklimler ve İsa'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/S02MF3iytOI/AAAAAAAAAy0/6fn8wcmaDgY/s72-c/iklimler-isa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1231026448361475550</id><published>2010-01-08T16:17:00.001+02:00</published><updated>2010-01-08T16:18:07.976+02:00</updated><title type='text'>Şizofrengi'den...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzjASzeHHmI/AAAAAAAAAyg/5Uz-YkAlRnI/s1600-h/ÅŸzf.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420293580827074146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 243px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzjASzeHHmI/AAAAAAAAAyg/5Uz-YkAlRnI/s400/%C5%9Fzf.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce bir efsane haline gelmiş Şizofrengi dergisinden alınmış bir yazı aşağıda. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdilerde filmleriyle tanınmış Taylan Biraderler ve Fatih Altınöz'ün 90'lı yılların başında Türk Sineması ile ilgili yaptıkları eleştiriler ve ortaya koydukları görüşler. Bu konuyla ilgili yorumlarımı da bir sonraki yazıya saklayım.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420293584424413170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 405px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzjATA3yJ_I/AAAAAAAAAyo/LxNGl1sQ7rc/s400/ads%C4%B1z.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1231026448361475550?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1231026448361475550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1231026448361475550&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1231026448361475550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1231026448361475550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2010/01/sizofrengiden.html' title='Şizofrengi&apos;den...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzjASzeHHmI/AAAAAAAAAyg/5Uz-YkAlRnI/s72-c/%C5%9Fzf.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5761250577296239015</id><published>2009-12-28T11:58:00.000+02:00</published><updated>2009-12-28T12:02:18.009+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cem Yılmaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><title type='text'>Hokkabaz (2006)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Hokkabaz filmi Cem Yılmaz’ın ilk önemli filmiydi desek yeridir. O zamana kadar oynadığı veya yaptığı işlerde komedi unsurlarının çok fazla ön plana çıkmasından belki de sıkılmış olan cmylmz, kendi senaryosu ile farklı bir çıkış arıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzhZ0G8DERI/AAAAAAAAAyY/-iwUBlaqSYE/s1600-h/hokkabaz2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420180903290933522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzhZ0G8DERI/AAAAAAAAAyY/-iwUBlaqSYE/s200/hokkabaz2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Cmylmz’ın filmi için sponsor veya yapımcı bulmak hiç zor olmadığından her türlü film türünü deneyebilecek sınırsız bir kredisi olduğu aşikar. &lt;em&gt;Tarık Buğra&lt;/em&gt;, geçimini sağlayabilmek için gazetede yazdığını söyler ve &lt;em&gt;Orhan Pamuk&lt;/em&gt;’a imrendiğinden söz eder ve tek dileğinin sadece roman ve öykü yazmak olduğunu anlatırdı. Keşke sadece roman ve öykü yazarak hayatını ikame ettirebilseydi.(bkz: &lt;em&gt;Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak&lt;/em&gt;-Tarık Buğra Biyografisi-Beşir Ayvazoğlu) cmylmz’ın durumu da buna benzer. Çeşitli yönetmenler farklı alanlarda (dizi film, reklam v.b.) işler yaparak sinema filmi çekmeye çalışsalar da cmylmz sadece sinema yaparak gayet güzel bir iş planını oturtmuş gözüküyor. Gerçi aralarda reklam filmlerinde oyunculuk yapıyor ama o da bu işin tuzu biberi olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Hokkabaz’a dönersek; pavyonlarda sihirbazlık yaparak geçimini sağlayan bir adam ve yardımcısının hikâyesiydi filmin konusu. Son işlerinde pavyonda çalışan konsomatrisi yaralayınca apar topar kovulan iki kafadar, kafayı tırtlatmış babaları ve onun karavanı ile Çanakkale’ye doğru yola düşerler. Aslında babasını orada bırakacaklar ve ondan sonra ilçi ilçe, köy köy dolaşarak hem para kazanacaklar hem de tebdil-i mekânın ferahlığını tadacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk girdikleri kasaba/köy de başlarına gelen gelinin kaybolması hadisesi hem onların yaşamını bambaşka bir yönde etkileyecek hem de küçüklükten beri araları çokta iyi olmayan baba-oğulun aralarının düzelmesine yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu anlatmayı sevmiyorum. Filmi izleyenle basit bir öykü bulacaklar buna eminim. Ancak bu basit öykü içerisinde naiflik ve sıcaklıkta barındırmakta. Bir aşk öyküsü, baba-oğul öyküsü ve ölümüne arkadaşlığın öyküleri iç içe işlenmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzhZz2afcWI/AAAAAAAAAyQ/47NC9ii3hUc/s1600-h/hokkabaz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420180898855219554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 140px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzhZz2afcWI/AAAAAAAAAyQ/47NC9ii3hUc/s200/hokkabaz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu filmle ilgili bir başka ayrıntı da başka ir yerde değinildi mi bilmiyorum ama Nuri Bilge Ceylan’ın &lt;em&gt;Mayıs Sıkıntısı&lt;/em&gt;’ndan çokça etkilendiğini belli etmesidir. Yönetmen Muzaffer film çekimi için geldiği memleketi Çanakkale’de anne ve babasını Çanakkale Şehitleri anıtına götürür. Özellikle bu sahneler Hokkabaz filmi ile birebir örtüşmektedir. Mayıs Sıkıntısı pastoral masal gibi görüntülerle ilerlerken Hokkabaz’da kahramanlarımız anıta yakın bir yerde kamp kurarlar ve kendilerini o sıcak sarılığın ortasına bırakırlar. Seyirci kasılmaz ve yorulmaz. Üçkağıtçılık bile safça ve plansız gibidir. Filmin sonuna kadar tabii. Gerçi onda bile yine de insaniyet vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film ile ilgili tek handikap ise kaçan gelinin anlattığı öykülerin birebir canlandırma öykülerle ekrana gelmesidir. Belki de filmin en absürd yeri burasıdır. Cmylmz, diğer filmlerindeki seyirci kitlesinin zevkine de hitap etmek istemiş ve gelin kızın anlattıklarını birebir izleyiciye göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en beğendiğim diyaloğu ile bitirelim yazıyı: &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-neden maradona?&lt;br /&gt;-çünkü kendisi 10 numara bir arkadaş&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5761250577296239015?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5761250577296239015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5761250577296239015&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5761250577296239015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5761250577296239015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/hokkabaz-2006.html' title='Hokkabaz (2006)'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzhZ0G8DERI/AAAAAAAAAyY/-iwUBlaqSYE/s72-c/hokkabaz2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-2443069453369607283</id><published>2009-12-23T11:11:00.005+02:00</published><updated>2009-12-24T08:40:04.316+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cem Yılmaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><title type='text'>Yahşi Batı öncesi Cem Yılmaz Sineması</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzHd7wDosuI/AAAAAAAAAx4/i_G8Xrl2Yo4/s1600-h/yah%C5%9Fi%20bat%C4%B1-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzHd7wDosuI/AAAAAAAAAx4/i_G8Xrl2Yo4/s200/yah%C5%9Fi%20bat%C4%B1-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cem Yılmaz’ın yeni filmi &lt;em&gt;Yahşi Batı&lt;/em&gt; Yeni yılın ilk günü vizyona girecek. Yine büyük bir prodüksiyon ile karşı karşıyayız. Cem Yılmaz Sineması ile ilgili aslına çok fazla şey ne yazılır ne de söylenilir. Sonuçta yaptığı veya ortaya koyduğu eserler insanların yüzlerinde bir tebessüm oluşturuyorsa bunlar hakkında çokta ciddi değerlendirmeler yapılmıyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Belki de Cem Yılmaz’ın arkasında duran büyük sponsorlar ve yapımcıların medya sektörü için önemli reklam verenler olması da bir etkendir bilemiyorum. Bunların yanı sıra bazı sanatçıların oluşturduğu tabu gölgesi de onların yaptıkları işlerin ciddi bir analiz ve eleştiri terkibinden geçmesini engellemekte. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uzun yıllardır yaptığı standup gösterileri ile 90 lardan sonra mizahın kaderini değiştiren adamın ortaya koyduklarının eleştirilmeme ve yüceltilme sorunsalı da orta yerde öylece duruyor. Yılmaz’ın standup gösterileri ile ilgili değerlendirme yapacak kadar yetkin değilim ama onun mizahının temel konusu olan yabancıların başlarından geçen hadiseler veya dünyada öne çıkmış filmlerin ‘Türkler yapsaydı nasıl olurdu?’ tarzında bir mizah öğesi haline getirilmesi izleyici nezdinde büyük bir ilgi görmüştü. Bu kadar çok ilgi gören esprilerin bir zaman sonra onun üzerinde bir baskı oluşturduğu muhakkak. Bu baskının seyirciler mi yoksa sponsorlar mı olduğu de muamma. Sonuçta bu kadar popüler olmuş ve oynadığı reklamlarla bile tüketici üzerinde muazzam bir etki yapan sanatçının sinemaya atlamak istemesi de normal bir davranış. Stand up gösterileri ile popülaritesini sürdüremeyebilirdi. Sinema sonuçta kitlelerin üzerinde televizyon ile birlikte en etkili sanat dalı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Yıldız Savaşları&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Uzay Yolu&lt;/em&gt; tarzı bir zamanların çok popüler olmuş dizi ve filmlerinin Türkler tarafından nasıl görülebileceği ile ilgili ilk senaryosu &lt;em&gt;G.O.R.A&lt;/em&gt; o zamana kadar en çok hasılata ulaşan film olmuştu. (Herşey Çok Güzel Olacak, Yılmaz'ın ilk filmidir burada senaryoya katkı yaptığı da jenerikte yazar ancak ben bu filmi değerlendirmeye almadım)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir Türk, Uzaylılar tarafından kaçırılıyor ve burada gerek uzaylılara gerekse kaçırılan başka uzaylılara Türk örf ve adetlerini öğretme çabaları işleniyordu bu filmde. Bu tarz daha sonra Cem Yılmaz tarafından çokça işlenecektir. Hokkabaz isimli yönetmenliğe de başladığı ilk film dışında çekilen &lt;em&gt;A.R.O.G&lt;/em&gt;.’ta Taş Devri insanlarına Türklerle ilgili davranış ve yaşama şekillerini öğretirken son filminde ise (fragmanlarda gördüğüm kadarıyla) Yeni kıta’da ki Kovboy ve Kızılderelilere Osmanlı karakteri üzerinden yine bizi anlatmaya çabalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzHeC1xNErI/AAAAAAAAAx8/vAEox4s5VEU/s1600-h/hokkabaz-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzHeC1xNErI/AAAAAAAAAx8/vAEox4s5VEU/s200/hokkabaz-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Standup gösterilerinde denediği bu tarzı devam ettirme ısrarı her filmde 3 milyonun üzerinde bir izleyici kitlesini de salonlara çekiyor. &lt;em&gt;Hokkabaz&lt;/em&gt; gibi minimalist ve sade bir filmin sözkonusu filmler kadar hasılat yapmaması onu dümen değişikliğine zorladı kimbilir? Açıkçası bu film Cem Yılmaz’ın sinema anlayışının boyut değiştirmesi ve uzun yıllara yayılacak bir değer oluşturmasını sağlayabilirdi. Belki de gelen eleştiriler ve izleyicinin beklentileri onun fikrini değiştirdi ve standup tarzı bir sinemaya dönüş yaptı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hokkabaz filmi şu bakımdan önemliydi. Diğer filmleri gibi esprilerin arka arkaya verilmesi ve izleyiciyi gülmeceden sırılsıklam etme anlayışı yoktu bu filmde. Güzel bir durum komedisiydi aslında. Çocukken izlediği bir sihirbazın ardından bu işe merak salıp bu yolda ilerleyen ama hep başarısız olan bir ‘loser’in acıklı ama hoş hikâyesiydi bu. Özellikle bazı sahnelerde Hokkabaz ve arkadaşının zor zamanlarda düştükleri durumlar hala unutulmaz film sahneleridir benim için. Mesela geldikleri ilk kasabada bir düğün için yaptıkları gösteri sonrası gelinin ortadan kaybolması iki kafadarımızı tüm kasaba ahalisinin gözünde şüpheli duruma getirir. Bu olayda hiçbir dahillerinin olmadığını ispat etmek için Hokkabaz gelinin büyükannesine hipnoz yapmayı ve gerçeklerin ortaya çıkacağını iddia eder. Hipnoz sırasında büyükannenin ölmesi sonrası iki kafadarın davranış ve sözleri gerçekten izlemeye değerdir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Yahşi Batı&lt;/em&gt;, yazının başında da belirttiğim üzere yeni yılın ilk günü vizyona girmiş olacak. Yılmaz, bir kültüre daha kendi kültür kodlarımızı aşılayarak bizi güldürecek. Bu film elbette evrensel bir film de olmayacak. Yani kendimizin gülüp eğlendiği ve kendimizin sinema salonundan çıkarken gururlandığı yerel bir gülmece olarak kalacak. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha şimdiden Cem Yılmaz sevenler ve medya iletişimcileri ilk filmi &lt;em&gt;G.O.R.A&lt;/em&gt;’da flashback olarak gösterdiği Erşan Kuneri karakterinin çekilmesi için sanatçı üzerinde baskı oluşturmaktalar. Bu baskı Yahşi Batı sonrası daha da artacak gibi görünüyor. Umarım Cem Yılmaz artık bir kısır döngü oluşturan bu tarz espri anlayışından vazgeçer ve &lt;em&gt;Hokkabaz&lt;/em&gt; gibi filmlerin peşinden gider. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-2443069453369607283?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/2443069453369607283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=2443069453369607283&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2443069453369607283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/2443069453369607283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/yahsi-bat-oncesi-cem-ylmaz-sinemas.html' title='Yahşi Batı öncesi Cem Yılmaz Sineması'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SzHd7wDosuI/AAAAAAAAAx4/i_G8Xrl2Yo4/s72-c/yah%C5%9Fi%20bat%C4%B1-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-4146797510395290454</id><published>2009-12-17T11:00:00.017+02:00</published><updated>2009-12-18T10:53:53.910+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yavuz Turgul'/><title type='text'>Kabadayı Filmi Üzerine...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Syjel6WYvJI/AAAAAAAAAx0/6PxRX0TVSKI/s1600-h/kabaday%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Syjel6WYvJI/AAAAAAAAAx0/6PxRX0TVSKI/s640/kabaday%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;em&gt;...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;İnsanlarımız hep, “bir nara&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;atıp, silahı patlatmak” imajını, Kurtlar Vadisi ve benzeri dizilerin daha da çok beslediği duygularla pek severler. Hâlbuki bu imajın, yiğitlikle yüreklilikle falan doğrudan hiçbir ilgisi yoktur. O, işin en kolay tarafıdır ve yalın haliyle biraz da çocukçadır. Kahramanları bırakın, gerçek kabadayılar bile öyle yapmazdı.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Gerektiği zaman, gerektiği yerde, gerektiği biçimde ve denge aklıyla yapmaktı, marifet. Eski gerçek kabadayılar çok sabırlı ve sakin insanlardı… “Var mı bana yan bakan” külhaniliği mizah konusuydu onların nezdinde.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ahmet Selim’in &lt;a href="http://www.aksiyon.com.tr/yazarDetay.do?haberno=21800"&gt;yazısını&lt;/a&gt; okurken Yavuz Turgul’un senaryosunu yazdığı Kabadayı filmini hatırladım. Ali Osman adında en az otuz yıl evvel İstanbul’da namı olan bir kabadayının yaşlılık zamanlarına tekabül eden bir hikâyeyi anlatıyordu film. Artık o hızlı ve kasıp kavuran günlerinden eser kalmayan bu eski zaman kabadayısının hikâyesinde yeni mafya babalarının kalenderlik, vefa ve dürüstlük kavramlarını yerle bir etmelerine de okkalı bir eleştiri getirilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonuçta bu yapılar hukuk ve nizamın dışında hareket alanı bulup çıkarlar uğruna mazlumun da canına okumaktadırlar. Ali Osman, bunların farkındadır ama bulaşmakta istemez. Kendine ait küçük bir hayatın dekorudur artık. Eski namlı arkadaşlarıyla buluşup halı saha maçı sonrası hamamda ter atıp eski güzel günleri yâd etmek yeterde artar bile. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatın genel akışı sizi bu dinginliğin dışına çıkarmak çabalar da çabalar. Yıllar önce tanıyıp sevdiğiniz bir pavyon eskisinden bir oğlunuz olduğunu öğrenirsiniz ve nefretle andığınız o bozulan suç evrenine bir şekilde sürüklenirsiniz. Yine vefadır size buna sürükleyen. Oğlunuz olan delikanlı sizi adam yerine bile koymasa dahi siz unutulmaz aşkın hatırına kol kanat gerersiniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ali Osman, kalender adamdır başta da dediğim gibi. Fakat onun karşısına çıkan genç mafya bozuntusu Devran devranın değiştiğini anlatır bizlere. Bir yandan büyük ağabeylerin çıraklığını yapar Devran bir yandan da onları gammazlama peşindedir. Her şeyi kafasında kurmuş ve o doğrultuda ilerlerken ‘sevda’ batağına bulaşır. Sever ve işleri daha da karmaşıklaştırır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Devran’ın kafası biraz çalışsa Ali Osman’dan alacakları vardır. Oysa o gözünü kör ettiklerinin esiri olmuş ve tuzağı kendi elleriyle kurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ali Osman, o eski İstanbul’un ‘adam gibi adam’larındandır. Varsın çoluk çocuk için iki paralık olsun. Halı saha işletsin. Bir çay parasına baksın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Vefa semtlerin en güzelidir…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-4146797510395290454?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/4146797510395290454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=4146797510395290454&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4146797510395290454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/4146797510395290454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/kabaday-filmi-uzerine.html' title='Kabadayı Filmi Üzerine...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Syjel6WYvJI/AAAAAAAAAx0/6PxRX0TVSKI/s72-c/kabaday%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-7723398867517638638</id><published>2009-12-16T09:49:00.013+02:00</published><updated>2009-12-16T10:22:26.086+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atalay Taşdiken'/><title type='text'>Mommo-Ayşe</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyYK8JH3SfI/AAAAAAAAAxs/mIlfVhgNFuk/s1600-h/mommo-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rs="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyYK8JH3SfI/AAAAAAAAAxs/mIlfVhgNFuk/s640/mommo-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Ben kayıp bir kardeştim&lt;br /&gt;Kar yağarken gülümseyen dünyada&lt;br /&gt;Yalnız bir resmim olsun istedim*&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderken bir resim bırakır dizlerinin üzerine. Uyumak istiyorum der. Sadece uyumak. Ayrılıklar en çok uyumakla unutulur. Bir bilsen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba kendi geçiminin derdinde. Dede ise toprakla gökyüzü arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ise o dizlerinin üzerine bırakılan bir fotoğraf karesinin sağ alt köşesinde. Annenin çocukluğu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler kızlarına benzer derler ya.. Ayşe’de gözlerini annesinden almış. Hüzünlü kahverengi büyükçe iki göz. Dokunsan ağlayacak her daim. Dokunsan dünyayı ağlatacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldızlar korkuları bertaraf ediyor her gece. Yıldızlar ‘abi’ gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bir köprü ayazında veda edasıyla öptü beni annem&lt;br /&gt;Öpülen bir yalnızlık oldum öylece*&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldızların koynunda her gece görülen anne düşleri. Anne çocuk fotoğraflarından süzülüp yüreğine işliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Hani ölmüştün?’ anne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne, sıcak ama uzak… Anne masum ama ırak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşler gerçeği unutturur her gece. Anne kollarında yaşam ne dertsizdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen anne çocuk fotoğrafındaki gibi ‘sek sek’ oynamak için gelir. Uçsuz bucaksız sarı bozkırlarda biteviye koşulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susamaksızın… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlamaksızın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmaksızın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Neydim ben gurbet mi yenilgi mi&lt;br /&gt;Her gün devasız bir salgın gibi ararken sesimi *&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesim bir alıç ağacının gövdesine yapışır abime yadigar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abiler vefadır bazen. Mıhlayarak beynine yüzünün endamını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün kavuşacağı umuduyla koşar yorgun düşse de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Ben kayıp bir kardeştim&lt;br /&gt;Ölümü düşündüm yüzümü saçlarımla örttüm&lt;br /&gt;En zayıf yerimden yeniden doğayım diye&lt;br /&gt;Tanrıya dualar ettim*&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;em&gt;*&lt;/em&gt; Ömer Erdem'in &lt;strong&gt;Dünyaya Sarkıtılan İpler&lt;/strong&gt; isimli şiir kitabında yer alan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Ben Kayıp Bir Kardeştim&lt;/strong&gt; isimli şiirden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-7723398867517638638?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/7723398867517638638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=7723398867517638638&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7723398867517638638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/7723398867517638638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/mommo-ayse.html' title='Mommo-Ayşe'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyYK8JH3SfI/AAAAAAAAAxs/mIlfVhgNFuk/s72-c/mommo-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1389628207412565509</id><published>2009-12-14T10:12:00.002+02:00</published><updated>2009-12-14T10:12:00.367+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeki demirkubuz'/><title type='text'>Gerçekten Masumdun Yusuf...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyJFfpyfHTI/AAAAAAAAAxo/8EqqV1k0B38/s1600-h/masumiyet-yusuf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyJFfpyfHTI/AAAAAAAAAxo/8EqqV1k0B38/s640/masumiyet-yusuf.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Herkes esas oğlanı sever. &lt;br /&gt;Onun aşkları, yalnızlıkları ve kendi kendine ettikleri herkesin dilindedir. &lt;br /&gt;Geçmişi didik didik edilir. &lt;br /&gt;Yaraları tuz basmak için birebirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa seninle kimse ilgilenmez.&lt;br /&gt;Yaşamın başlı başına bir keder zaten.&lt;br /&gt;Senin için pek bir şey değişmez gerçi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çocukla kuytu sokakların,&lt;br /&gt;Burnu düşürecek kokuların köşesinde&lt;br /&gt;Hep bekleyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf aslında bu senin hikâyen&lt;br /&gt;Ama &lt;br /&gt;Kimse seninle ilgilenmez ki…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1389628207412565509?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1389628207412565509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1389628207412565509&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1389628207412565509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1389628207412565509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/gercekten-masumdun-yusuf.html' title='Gerçekten Masumdun Yusuf...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyJFfpyfHTI/AAAAAAAAAxo/8EqqV1k0B38/s72-c/masumiyet-yusuf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5606942996423099573</id><published>2009-12-11T11:05:00.002+02:00</published><updated>2009-12-14T11:56:12.674+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atalay Taşdiken'/><title type='text'>Mommo-Ahmet</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyIKnhFAqLI/AAAAAAAAAxk/YeWIIAHALXM/s1600-h/mommo-.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyIKnhFAqLI/AAAAAAAAAxk/YeWIIAHALXM/s640/mommo-.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Daha ne kadar bu olgunluğu sürdürebilirsin ki. &lt;br /&gt;Herkes top peşinde işte. &lt;br /&gt;Sıcak yemekler önlerinde.&lt;br /&gt;Şefkat desen en lezizinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle bakma Ahmet.&lt;br /&gt;Bilmem ki ben buraları.&lt;br /&gt;Yoksulluğun kıyısından geçmedim ki.&lt;br /&gt;Hiç ambardan un almanın korkusunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkular,&lt;br /&gt;Evet korkular&lt;br /&gt;Yıldızların kanatlarına sığınılan korkular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne kadar sürecek bu olgunluk Ahmet.&lt;br /&gt;Siyah hüzünlü saçları.&lt;br /&gt;Sana ‘abi’ deyişi&lt;br /&gt;Velespiti öğrenme arzusu&lt;br /&gt;Olgunluk küçük kahve gözlerde mi &lt;br /&gt;Ya da uzak bir baba mektubunda mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sor Ahmet&lt;br /&gt;Unutulacak mı?&lt;br /&gt;Vefa yere serilip&lt;br /&gt;Tozlu sokaklarda bırakılacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapsarı bir ıssızlığın ortasında &lt;br /&gt;Ve yemyeşil köylük bir yerde. &lt;br /&gt;Otur şöyle yanıma&lt;br /&gt;Anlat hadi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün akranların bir çılgınlığın peşindeyken&lt;br /&gt;Bu suskunluğun neden…&lt;br /&gt;Kuzine sobayı anlat.&lt;br /&gt;İçinde pişirilen yarım yamalak börekleri.&lt;br /&gt;Ya da alelacele acıkılan zamanlarda&lt;br /&gt;Birkaç közlenmiş soğan ve patatesin kokusunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olgunluk yokluğa mı vareste Ahmet.&lt;br /&gt;Bir başak gibi büyürken eğilip te başın&lt;br /&gt;Bir kuyu dibinde&lt;br /&gt;Ölüm budur mu diyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkma bu sefer&lt;br /&gt;Açık açık anlat&lt;br /&gt;Koy bi yana velespiti&lt;br /&gt;Düşmesin ellerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözler unutmaz Ahmet&lt;br /&gt;Olgunluk en çok gözlere vurur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel hele otur şu yamacın düzüne&lt;br /&gt;Şimdi bırak gözünün yaşını&lt;br /&gt;Vuslat ömrün kıyısında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kork yine de Ahmet,&lt;br /&gt;Mommo artık kızkardeşinin rüyalarında…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5606942996423099573?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5606942996423099573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5606942996423099573&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5606942996423099573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5606942996423099573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/mommo-ahmet.html' title='Mommo-Ahmet'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SyIKnhFAqLI/AAAAAAAAAxk/YeWIIAHALXM/s72-c/mommo-.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-5854026237122721718</id><published>2009-12-09T12:16:00.002+02:00</published><updated>2009-12-09T12:17:52.090+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Gözün Yaşı</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator" align="justify"&gt;&lt;a style="MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sx94uAyPc-I/AAAAAAAAAxg/bslhdWWYKpc/s1600-h/mrccm.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sx94uAyPc-I/AAAAAAAAAxg/bslhdWWYKpc/s640/mrccm.jpg" ps="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Hastaneyi aradı ve doktordan randevu aldı. Gözlerinde uzun zamandır bilemediği bir yanma hissi vardı. Hastaneye giderken çekmeceden bir kitap alıp çantasına koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüsle hastaneye doğru yol alırken çantasından kitabı çıkardı ve gelişigüzel bir yeri açtı. Sayfanın ortalarında '&lt;em&gt;gözün yaşı gözün bakışını değiştirir.&lt;/em&gt;' yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı kapattı. Gözleri sisli, dumanlı perdeli pencerelere kaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatine baktı. Randevusuna 10 dakika kalmıştı. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-5854026237122721718?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/5854026237122721718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=5854026237122721718&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5854026237122721718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/5854026237122721718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/gozun-yas.html' title='Gözün Yaşı'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sx94uAyPc-I/AAAAAAAAAxg/bslhdWWYKpc/s72-c/mrccm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1416735917326900335</id><published>2009-12-07T15:02:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T15:02:59.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Uluçay'/><title type='text'>Güzel adamdın Ahmet abi...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sxz83DYD-lI/AAAAAAAAAxM/-kVQn27kvFs/s1600-h/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sxz83DYD-lI/AAAAAAAAAxM/-kVQn27kvFs/s640/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel adamdın Ahmet abi. Biz güzel çocuklarıydık taşranın. Derdimiz, kendimizleydi; kimseyle alıp vereceğimiz yoktu. Sen karpuz kabuğundan gemiler yaparak olmazları oldurdun. Köy çocuklarının utangaç aşklarını dünyaya duyurdun ve küfrün, en güzel onların ağzına yakıştığını... Az şey mi, bozkırın çocuklarına okyanusu gösterdin Ahmet abi! Bir gün, biri gelip senin filmini de çekecektir. Hoş çekmese ne olur! Değil mi ki, o ıssız köyde bir derviş gibi yaşadın. O bozkırı, uzayıp giden o tren yollarını, ovaları güzelleştirdin. Yıllar, yıllar sonra bile insanlar, 'buralarda bir güzel adam yaşadı' diyecekler. Deli miydi, veli miydi; hayal miydi, gerçek miydi bilinmez... Ama güzel adamdı vesselam! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ali Çolak'ın &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1026"&gt;yazısından&lt;/a&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1416735917326900335?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1416735917326900335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1416735917326900335&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1416735917326900335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1416735917326900335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/guzel-adamdn-ahmet-abi.html' title='Güzel adamdın Ahmet abi...'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/Sxz83DYD-lI/AAAAAAAAAxM/-kVQn27kvFs/s72-c/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-1964000612805402888</id><published>2009-12-02T11:21:00.003+02:00</published><updated>2009-12-02T13:19:36.752+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sineportre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Uluçay'/><title type='text'>Bozkırda Bir Kavak Ağacı-Ahmet Uluçay</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxY3rdvHeAI/AAAAAAAAAwo/q-dtBGNvL0I/s1600-h/au-2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410573222188382210" src="http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxY3rdvHeAI/AAAAAAAAAwo/q-dtBGNvL0I/s640/au-2.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;A. Turan Alkan, yıllar önce bir yazısında yerli olmakla kavak ağacı arasında bir bağ kurarak bizi yani Anadolu da yaşayanları en iyi anlatan ağacın kavak ağacı olduğunu izah ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozkırın ortasında hiç eğilip bükülmeden tek başına durabilen bir kavak ağacı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Uluçay işte bu topraklara kökleriyle tutunmuş bir kavak ağacı gibiydi. Anlattığı hikâyelerin her bir yerine saçılmış samimiyet ve doğallık izleyiciyi sarıp sarmalıyordu. İlk uzun metrajlı filmi &lt;strong&gt;Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak&lt;/strong&gt; belki de sırf bu yüzden bile önemlidir. Oyuncuların ağzında yörenin şivesi hiç yapmacık durmaz. Oyuncular beylik felsefi laflar etmezler. Onların kendi küçük dairelerinde küçük dertleri vardır. Kendi yürekleri için belki çok büyük sorunlardır bunlar ama bir kentli için kayda değmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Uluçay, çocukluğunda gittiği yazlık sinemada bir karasevdaya tutulur. Beyaz perdenin üzerinde oynayan hareketli resimler onun yaşam çizgisini bambaşka yönlere sürükleyecektir. Çocukluktan itibaren çalışmak ve bir hanenin geçimini sağlayacak olması bile bu karasevdadan onu vazgeçiremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının bu karasevdadan kendisini vazgeçirmek için çok uğraştığını anlatmıştı. Hatta dayak bile yedim dediğini hatırlıyorum. Birkaç kısa filminden biri olan Optik Düşler de çocukluk hatıralarını bizimle paylaşır. Sinemanın çöplüğünden alınan makaralarla köyde bir yazlık sinema kurma hayalidir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Uluçay gibi iki arkadaşı daha vardır bu hayalin peşinde koşturan. İlk kısa filmlerini şarjı olmayan uzatma kablolar sayesinde çalıştırabildikleri bir kamerayla çekerler. Trene atlayıp en yakınlarındaki üniversitenin bulunduğu şehre varıp bu filmlerini göstermek isterler. Bu işin eğitimini veren hocaların bile şaşkınlıkla karşıladıkları bu durum geçim derdi ve ekmek parası sorunlarının arasında yalpalayarak devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç arkadaş kısa filmler çeker ve bu filmler kısa bir süre sonra kısa film yapmak isteyen gençler için el feneri hüviyetine bürünür. ‘&lt;em&gt;Taşrada bir adam hiç eğitimin almadan sırf yüreğindeki tutkuyla bir film çekebiliyorsa ben de çekerim&lt;/em&gt;’ diyen eline kamerayı alır kendini dağa taşa vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçim derdi öyle bir derttir ki karasevda bentlerini ezer geçer. Diğer iki arkadaşı sinemaya veda etmek zorunda kalırlar. Lakin Uluçay, baş koyduğu bu işten dönmeye niyetli değildir. &lt;strong&gt;Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak&lt;/strong&gt; hem film çekimlerinin devam ettiği hem de aile efradının iaşesinin aynı anda sağlandığı zamanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxY3q99_z3I/AAAAAAAAAwg/lwAJLj5E_QE/s1600-h/au-1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410573213660860274" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxY3q99_z3I/AAAAAAAAAwg/lwAJLj5E_QE/s640/au-1.jpg" style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt; Filmi anlatmaya gerek yok ki zaten. Samimiyetin ve inandırıcılığın şahikası bir film. Okuma yazma bilmeyen bir insan ile okumuş yazmış kariyer yapmış insan aynı lezzeti alır. Seyirciyi yormaz ve ilk filminde efsane yönetmenlerin hepsine selam söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmut Uluçay bozkırda bir kavak ağacıdır. Kimseye minneti yoktur. Bu işi para, pul, şöhret ve başka ihtiraslar için yapmaz. Sinemayı sevmiştir. Sevmek bir işe başlamak ve devam ettirmek için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl yine bu zamanlarda ziyaretim aklıma geliyor hep. Arada bir gülüp sonra bulutun ardına saklanan güneşle beraber ulaştığımız kasabası Tepecik. Bir filmi izler gibi sokaklarından geçip ulaştığımız taş duvarlarla çevrili evin içinde mütevazı bir dev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnimde yer tutanlar ise ikram ettiği bir bardak çay ve ardı arkası kesilmeyen sohbeti. Hava kararmak üzereyken yola çıkmak istememize rağmen bırakmak istemeyen misafirperverliği. Ve hep çocukluğuna dönüp bize yeni hikâyeler anlatma heyecanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Issız ve sarı bozkırların ortasında bu kalender kavak ağacını kendi adıma çok özleyeceğim. İsterdim ki 2010 İstanbul’un Kültür Başkenti olması ile ilgili bir kısa filmde ona çektirsinler ve onun gözünden İstanbul’u görelim veya yeni filminin çekimleri bitseydi de sinema salonunda koltuğuma büyük bir huzurla yaslanıp perdenin canlanmasını bekleseydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Keşke… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Keşke…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü törende bazı yönetmenler elbirliği ile çekimleri yarım kalan Bozkırda Deniz Kabuğu filmini tamamlama sözü vermişler. Bari bu gerçekleşirde büyük insanın son filmini dünya gözüyle görebilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, en çok üzüldüğü konulardan bir tanesi de en büyük yardımcısı olan oğlunun ekmek parası dolayısıyla başka bir işte çalışmak zorunda kalmasıydı. &lt;strong&gt;Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak&lt;/strong&gt; filmindeki büyük oyunculuklarıyla gönülleri fetheden o iki çocuğu oğlunun bulduğunu söylemişti ve yeteneğinin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu. Umarım elbirliği ile &lt;strong&gt;Bozkırda Deniz Kabuğu&lt;/strong&gt; filminin çekimlerini tamamlama sözü veren yönetmenler oğluna da kol kanat gererler de babasının hayallerini devam ettirecek bir kavak ağacına daha kavuşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozkır ve biz seni çok özleyeceğiz Ahmet Abi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-1964000612805402888?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/1964000612805402888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=1964000612805402888&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1964000612805402888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/1964000612805402888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/bozkrda-bir-kavak-agac-ahmet-ulucay.html' title='Bozkırda Bir Kavak Ağacı-Ahmet Uluçay'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxY3rdvHeAI/AAAAAAAAAwo/q-dtBGNvL0I/s72-c/au-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13303828.post-6669567219731996347</id><published>2009-12-01T13:37:00.001+02:00</published><updated>2009-12-01T13:37:59.926+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Uluçay'/><title type='text'>Ahmet Uluçay</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxT-JwZZ01I/AAAAAAAAAwY/9p-SVAg4zFw/s1600/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxT-JwZZ01I/AAAAAAAAAwY/9p-SVAg4zFw/s640/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxT-KHMqXrI/AAAAAAAAAwc/SUsbnK5sbVM/s1600/ahmet%20ulu%C3%A7ay1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxT-KHMqXrI/AAAAAAAAAwc/SUsbnK5sbVM/s640/ahmet%20ulu%C3%A7ay1.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ne söylenebilir ki ardından... Sadece dua belki de...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/13303828-6669567219731996347?l=moroccom.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://moroccom.blogspot.com/feeds/6669567219731996347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=13303828&amp;postID=6669567219731996347&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6669567219731996347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13303828/posts/default/6669567219731996347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://moroccom.blogspot.com/2009/12/ahmet-ulucay.html' title='Ahmet Uluçay'/><author><name>adsoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06865806484756563515</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SliG_FXUckI/AAAAAAAAAnk/srWDwgMCkOw/S220/HPIM9656.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_aK13ssbBgU0/SxT-JwZZ01I/AAAAAAAAAwY/9p-SVAg4zFw/s72-c/ahmet%20ulu%C3%A7ay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry></feed>
